psikoloji etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
psikoloji etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Öğretmen İnsan Hayatında Çok Etkilidir

YAZAR : Cuma, Ekim 18, 2019
Öğrenme, Okul, Açık, Asya, Kitap, Erkek

Bir blog yazısı okurken aklıma kendi ilkokul öğretmenim ve oğlumun kreş öğretmeni geldi. Benim ilkokul öğretmenim çok sert bir adamdı. Soru sorar , verdiğimiz cevabı beğenmeyince bizi döverdi. Bizim sınıfta ondan dayak yemeyen yok gibiydi. Bildiğimiz halde parmak kaldırmaktan korkardık. Mesela hiç unutmam yönleri öğrenirken kuzey yerine güney dediğimde yanağıma inen tokatla yıldızları saymıştım. Hala bilmem yönleri, öğrenmekte istemem:)))) "e" harfini ters yaptığım için cetveli enine dik tutarak ellerime vurmuştu ve 3 gün şişlik ve kabarıklık geçmemişti. Annem ellerimi görünce okula kavga etmeye gidecekti ki babam engellemişti(keşke engellemeseymiş). Yıllar sonra sosyal medyada okuduğum bir cümlede "Bir insanın en büyük şansı çocukken iyi bir ilkokul öğretmenine rastlamasıdır" diyordu. Bu cümleye göre pek şanslı sayılmıyorum o halde. Hatta şanssızmışım. O yılları çok hatırlamak istemiyorum.
Üniversiteden mezun olup çalışmaya başladığım yıllarda bir gün ilk okul sınıf arkadaşımla karşılaştık. Arkadaşım çok başarılıydı, liseyi birincilikle bitirmiş, üniversite de Ankara Siyasal Hukuk Fakültesini dereceyle bitirmiş bir kızdı. Sohbet ederken bana "İlkokul öğretmenimiz bize ne yapmış Kadriye, hayatında ki etkilerini hissediyor musun?" diye sordu. O ana kadar bu konuyu bilinçli bir şekilde düşünmediğimi fark ettim . Sonrasında devam etti; "ben bütün okuduğum okulları birincilikle bitirdim biliyorsun, çalışmaya başladım, avukatlık yapıyorum ama ben konuşamıyorum, konuşmaktan korkuyorum, hep ilkokul öğretmenimin etkisi olduğunu düşünüyorum. Yanlış bir şey söylediğimizde bizi hep cezalandırıyordu , yanlış bir şey söylemekten korktuğum için bildiğim şeyleri bile söylerken çekiniyorum" dedi. Onunla karşılaşmamızdan sonra bende düşündüm, beni de o kadar etkilemiş miydi? Sonra etkilediğine karar verdim. Mesela herhangi bir ortamda çok rahat fikirlerimi beyan ederim ama sınıf ortamıysa ve öğretmen varsa biraz daha çekingen olurum. Ne yazık değil mi?
Çocuk, Oyun, Çalışma, Renk, Öğrenmek 

İkinci öğretmen de oğlumun kreş öğretmeni bir bayan. İşe giderken aynı otobüse binmek suretiyle uzaktan tanıdığım bir bayandı kendisi. Bir insanın sizden hoşlanmadığını hissedersiniz ya, (negatif elektirik), işte bu bayan bana karşı öyleydi. Bir kaç ay sonra oğlum kreşe başlayınca onun öğretmeni oldu. Oğlum 2,5-3 yaşlarında falandı. Yaz aylarıydı ve oturduğumuz sitenin kreşine gidiyordu Arda. Kreşin yanında da yüzme havuzu vardı. Her gün havuza gitmek isterdi, bende ona hafta sonu gidebileceğimizi söylerdim. Tabi hafta sonunu tam olarak bilemediği için "3 gün sonra yani uyuyup uyanacağız 3 kere vb.... "  gibi anlatırdım. Sonra bir gün bana "anne sen beni kreşe bırakıp havuza mı gidiyorsun?" diye sordu. Çok şaşırdım, "Hayır  tabi ki oğlum işe gidiyorum" dedim ama 10-15 gün boyunca bu soruyu zaman zaman yineledi. Eşimle ben neden böyle sorduğuna bir türlü anlam veremedik. Bir gün kreşe oğlumu almaya gittiğimde öğretmeni yanıma geldi ve sohbet ederken bana dedi ki "ben Arda'ya annen seni kreşe bırakıp havuza gidiyor, aslında işe gitmiyor diye şaka yapıyorum". O an yüzümdeki ifadenin donduğunu, bir süre konuşamadığımı hatırlıyorum. Sonrasında "neden böyle bir şey söylüyorsunuz" dediğimde şaka yaptığını söyledi. Bir eğitimci o yaştaki bir çocuğun şaka ile gerçeği ayırt edemeyeceğini bilmiyor olamazdı , olmamalıydı.Küçücük bir çocuğa annesinin sanki ondan kurtulmak istediği, onu sevmediği , eğlenmeye gitmek için onu bıraktığı gibi bir mesaj verdiğinin farkında olmaması imkansız bir durumdu. Ama o kadar umursamıyordu ki çocuğun psikolojisini o anda öğretmen olmak bu kadar kolay olmamalı diye sinirlendiğimi hatırlıyorum.

Öğretmen çok önemli insan hayatında. Hayatının geri kalanını, yetişkin olduğunda bile etkiliyor. Keşke bütün öğretmenler bunun farkında olsa. Bir insanın hayatını nasıl etkilediklerini bilseler kayıtsız, umursamaz olamazlar. Bu iki örneği iyi öğretmenleri tenzih ederek söylüyorum tabi ki. Oğlumun kreş öğretmeni ile ilgili okul idaresiyle konuştuğumda bana kişisel sorunlar yaşadığı bir dönemden geçtiği için öyle davrandığını söylediler. Kişisel sorunlarımızı çocuklara bu kadar yansıtmak gibi bir şansımız olmaması gerektiğini düşünüyorum. O masum meleklere kişisel sorunlarımız yüzünden , düşüncesizce davranamayız, davranmamalıyız. Sizce de öyle değil mi?

Kendini Sevmenin Gücü-1

YAZAR : Çarşamba, Ekim 03, 2018
kendini sevmeyi öğrenmek ile ilgili görsel sonucu
Doğduğumuz andan itibaren çevreden aldığımız uyarılarla kendimizi eleştirmeyi öğreniriz. Annemiz, babamız, okuldan arkadaşlarımız, mahalleden arkadaşlarımızın bize söyledikleri sözler bir süre sonra iç sesimiz olur. Ve bu iç ses bazen hatta çoğunlukla çok acımasızdır.
Başkalarına asla söyleyemeyeceğiniz, hani derler ya "kavgada bile söylenmez" ondan bile kötü şeyleri söyleriz kendimize ve acımasızca eleştiririz. Kendinize söylediğiniz şeyleri bir başkasına söylediğinizi hayal edin. Çok korkunç geliyor değil mi? Öyleyse kendimize neden böyle davranıyoruz? Kırıcı, yıpratıcı şekilde konuşuyoruz. "Seni aptal, tam bir geri zekalı gibi davrandın vb.... " diyebiliyor muyuz başkalarına. Ama kendimize rahatlıkla diyoruz.
Bu iç sesimiz olumsuz şeyler söylediğinde onu  susturmamız , bize daha güzel şeyler söylemesini sağlamamız gerek.
Biliyoruz ki duygularımızı düşüncelerimiz oluşturuyor . Yani kendimiz hakkında olumsuz düşünürsek kendimizi pek iyi hissetmeyiz öyle değil mi? " Bir mermeri delen su damlasının gücü değil sürekliliğidir" diye bir söz vardır ya sürekli kendimizle böyle konuşursak bir süre sonra kendimizi sevmemek kaçınılmaz olur. Hiç bir şeyini beğenmediğiniz, eleştirdiğiniz insanı sevemezsiniz.
Hepimizde çocukluktan gelen bilinç altı kodlaması olarak değersizlik inancımız vardır. Değersizlik ve kendini sevmeme duygularından az çok hepimiz muzdaribiz. Bazılarımız biraz daha fazla .Bunu da çeşitli şekillerde gösteririz aslında. Mesela daha pahalı evlere, arabalara, mevkilere , daha çok paraya sahip olmak isteriz ki içimizde ki bu değersizlik duygusu toplum tarafından takdir görüp azalsın. Ama tüm bu dışsal tatminler geçicidir. İçsel olarak tatmin olmak kalıcıdır.
Peki kendimizi sevmeyi öğrenebilir miyiz? Değersizlik inancından kurtulabilir miyiz? Ne faydası olacak bunun bize? 
Kendimizi sevmeyi öğrenebiliriz, değersizlik inancından kurtulabiliriz. Kendimizi çok daha iyi hissederiz, bir çok fiziksel ve psikolojik rahatsızlıktan kurtulabiliriz. 
kendini sevmeyi öğrenmek ile ilgili görsel sonucu 
Onun için şu andan itibaren kendimizi eleştiren iç sesimizi fark etmeye başlıyoruz. Farkında olmak iyileşmenin en büyük adımıdır. Sorunu fark etmeden çözemeyiz. Artık biliyoruz , içimizdeki eleştirmen bizi daha stresli yapıyor ve streste bütün hastalıkların sebebi. 
Bu yazı dizisiyle sizlere kendini sevmenin yollarını anlatacağım. İlk yazım farkında olmaktı . Artık hepimiz fark ettik değil mi o iç sesi? Eleştirmeni susturmaya ya da söylediklerini biraz daha şefkatle cevaplamaya başlayabiliriz. 

Kokoloji -Kendini Keşfetme Oyunu

YAZAR : Pazartesi, Mart 19, 2018
kokoloji ile ilgili görsel sonucu
 Kokoloji Japonca'da ki anlamı:  "insan davranışlarının ve durumsal tepkilerinin gizli anlamlarının yorumlanmasını belirten popüler terim"  Yani kokoloji ; kendini keşfetme oyunu.


kokoloji ile ilgili görsel sonucu

Kokoloji kitabında 50'den fazla küçük oyun-hikaye şeklinde test var. Sıkılmadan hatta merak ederek soruları cevaplıyorsunuz ve hemen arkasında cevapların yorumları var. Aklınıza ilk gelen şeyi söylemeniz bu test için çok önemli!!!!
kokoloji ile ilgili görsel sonucu

Ben size bu kaitaptaki testlerden "Mavi Kuş" Testini yapacağım. Hadi bakalım başlıyoruz:)
"Bir gün bir mavi kuş aniden camınızdan içeri giriyor ve dışarı çıkamıyor. Sizde onu beslemeye karar veriyorsunuz. Ama ertesi gün bir bakıyorsunuz kuşun rengi değişmiş. Sarı olmuş. Sonraki gün parlak kırmızı, sonraki gün siyah oluyor. Beşinci gün uyandığınızda kulşun rengi nedir? 

1. Renk değiştirmiyor, siyah kalıyor. 

2. İlk rengi maviye dönüyor.

3. Beyaz oluyor.

4. Altın rengi oluyor. 


kokoloji mavi kuş ile ilgili görsel sonucu

Şimdi değerlendirmeye geçelim:
1. Renk değiştirmiyor, siyah kalıyor diyenler;
Kötümser bakış açısına sahip kişilerdir diyebiliriz. Durum bir kez kötüye gidince bir daha asla düzelmez diye düşünürler.

2. İlk rengi maviye dönüyor diyenler;
Hayatın iyi ve kötünün bir karışımı olduğuna inanıyorsunuz ve gerçekle savaşmakla bir şey elde edilemeyeceğini biliyorsunuz. Şanssızlığı soğukkanlılıkla kabulleniyorsunuz ve olayları akışına bırakabiliyorsunuz.
3. Beyaz oluyor diyenler;
En kötü zamanlarınızda bile kaygılanmakla ya da kararsızlıkla zaman kaybetmiyorsunuz. Eğer durum çok kötüleşirse kayıplarınızı bir kenara atıp amacınız için kendinize yeni bir yol seçiyorsunuz.

4. Altın rengi oluyor diyenler;
Siz baskının anlamını bilmiyorsunuz. Size göre her kötü durum bir fırsat. Korkusuzlukla çılgınlık arasında ince bir çizgi olduğunu unutmadan davranmanız gerekir. Sonsuz güveninizin sizi gafil avlamasına izin vermemelisiniz.

Ben altın rengine dönüşür dedim. Siz ne dediniz? Cevaplarınızı ve bu cevapları doğru bulup bulmadığınız yazarsanız sevinirim.




Ne Istediğinize Dikkat Edin

YAZAR : Pazartesi, Mart 05, 2018
olumlu düşünce ile ilgili görsel sonucu
Kimin olduğu belli olmayan bir yazı buldum. Sizinle de paylaşmak istedim. Güzel anlatıyor:)

"Kullandığınız her sözcükle bir anlaşma imzalarsınız.
Hem kendinizle
hem karşınızdaki ile..
Hemde tüm evrenle!
*Bir insan gelecekte ne yaşayacağını merak ediyorsa;*
*bugün ne konuştuğuna baksın.*
Olasıdır ki bugün en çok konuştuğunuz şey yarının deneyimi olacak.
Peygamber efendimizin bir hadisi vardır der ki *"Bela insanın diline bağlıdır!"*
Bir rivayete göre
Peygamber Efendimiz hasta olan birisini ziyarete gittiğinde hangi duaları ettiğini sormuş,
o da; *"Allahtan sabır"* dilediğini söylemiştir.
Bunun üzerine Peygamber Efendimiz.
*"Musibetimde bana sabır ver"* yerine
*"Rabbenâ âtina fiddünyâ haseneten... "*
*(Ya Rabbi bana dünyada da Ahirette de iyilik ver)*
*duasını neden okumuyorsun?"* demiş..
Ayrıca Peygamber yanından geçerken,
*"Ey Rabbim Sen'den sabır istiyorum"* diye dua eden bir kişiye,
*"Sen Allahtan bela istemiş oldun.*
*Bunun yerine O'ndan sağlık ve afiyet dile."* buyurmuş.
Olmasını *istemediğiniz* şeyleri dualarınızda dileklerinizde de anmayın.
*İstemediğiniz şeyleri sıralamayın.*
*Sadece OLMASINI İSTEDİĞİNİZ şeyleri söyleyin.*
"Ben hasta olmak istemiyorum "yerine,
*"Çok şükür ben sağlıklıyım."*
"Yaşlanmak istemiyorum" yerine
*"Ben her daim genç kalıyorum.."*
Yaşlanmak istemiyorum diyen insanların oradaki odağı yaşlanmaktır mesela..
*Ve sonucunda yaşlanmak kaçınılmazdır.*
*Öyle ki beyin negatifi algılamaz*
*söylenen her sözü gerçek kabul eder.*
Mesela siz *"Unutma"* dediğinizde "-ma"yı atar, onu *"unut"* olarak alır.
Onun yerine *"Aklında tut"* demek daha doğrudur.
Birisine *"Panik yapma"* dediğinizde daha fazla panik olacaktır.
Bunun yerine *"sakin ol"* demek daha uygundur.
Bu yüzden ne yapmak *istemediğimizi değil,*
*ne istiyorsak onu söylemeliyiz!*
Birisi size eğer sizi gördüğünde
*"hasta gibi görünüyorsun"* dediğinde,
eğer siz buna inanır
ve onaylarsanız
bu anlaşmayı imzalamış olursunuz
ve çok fazla sürmeden hasta olacağınıza dair sizi temin ederim!
Hastalık demişken bazı insanlar var hastalıklarına sıkı sıkı sahip çıkan...
*"Benim şekerim var!"*
*"Benim tansiyonum var!"*
*BENİM..!!!*
"Benim" diyerek siz bu kadar sahip çıkarsanız
o hastalık da sizi hayatta bırakmaz!
*Çünkü"Ben" diye başlayan her cümleyi bilinçaltı sahiplenir ve emir kabul eder.*
Bazen de kişi burada kurbanı oynamayı seçer.
Hatta bazen bundan hoşlanır bile..
Çünkü o hastadır
ve çevresinden daha önce görmediği ilgiyi görüyordur.
*Farkındalığı olan kişi ise o noktada bedeninin kendine verdiği mesaja bakar.*
Ve şu soruyu sorar *"Bilmem gereken şey ne?*
*Hayatımda neyi değiştirmem gerekiyor?"*
"Neden ben?" değil..
*"Nerede hata yaptım*
*ve bu hastalıkla bedenim beni uyarıyor?"* demeliyiz.
Büyüklerin çok söylediği bir söz vardır.
*"Bir şeyi kırk kere söylersen olur."*
Hiç düşündünüz mü neden acaba?
*Çünkü dil neyi çok söylerse;*
*bilinçaltı onu gerçek kabul eder,*
*beyin onu gerçekleştirmek için harekete geçer.*
olumlu düşünce ile ilgili görsel sonucu
*OLUMLU KONUŞMAK ve DÜŞÜNMEK işte bu yüzden çok önemlidir.*
Dr. şöyle der:
*"Olumlu kelimelere odaklanarak ve bunları yansıtarak genel sağlığınızı iyileştirebilir ve beynimizin işlevselliğini artırabiliriz.*
Enerjinizi hangi kelimeler üzerine odaklıyorsunuz? *Eğer hayatınızın istediğiniz kadar güzel olmadığını fark ettiyseniz,*
*olumsuz kelimeleri ne sıklıkta kullandığınızı not etmek için bir defter tutun.*
Gerçekten daha iyi bir hayatın ne kadar kolay ulaşılabileceğini gördüğünüzde şaşıracaksınız.
*Kelimelerinizi değiştirin, hayatınız değişsin..*
Sözlerinizle birlikte davranışlarınızda değiştiğinde siz değişmeye başlarsınız.
*Siz değiştikçe yaşamınızda değişir.*
*Bir bakarsınız ki yaşamınız söyledikleriniz, düşündükleriniz, davranışlarınız olmuş..*
Bu yüzden *olmasını* istediğiniz şey neyse ona odaklanın *olmamasını* istediğinize değil..!
Şimdi şu iki cümleye bakın. Ve iki cümlenin de ayrı ayrı size ne hissettirdiğini düşünün..
- Bugün hava çok güzel ama yarın yağmur yağacak.
- Yarın yağmur yağacak olsa bile bugün hava çok güzel!
Sadece iki kelime AMA ve OLSA BİLE kelimeleri cümledeki ifadeyi ne kadar değiştiriyor değil mi? İlkinde olumsuz bir duygu durumu ikincide ise her şeye rağmen mutlu olma durumu.
*“İslam’ın Güler Yüzü”*
isimli kitabında Profesör Hanımın çok ilginç bir tespiti var.
*“Bir kimse,”* diyor,
*“Çayını içerken, kaşığını bardağın içinde dolaştırırken çıkan ses, uzaydaki bütün zerrelerden duyulur.”*
Aman Yâ Rabbi...
Bu sözü okurken tüylerim ürperdi, kendimden geçtim.
Her şey ne kadar birbiriyle ilgili.
Bazı kimseler der ki, evimde kapım kilitli, perdelerim örtülüyken ben yapayalnızım. Kimseler yok.
İstediğimi yapabilirim.
Kimin ne haberi olacak.
Bugünkü modern bilime ne kadar aykırı bir düşünce.
Mesele hiç de o kimsenin sandığı gibi değil.
*Hepimiz, her an,*
*aklın alamayacağı bir gözetim, denetim içindeyiz.*
*Biz sâde düşüncelerimizden değil,*
*duygularımızdan da, bütün evrene karşı sorumluyuz.*
*İçimizdeki kinden, nefretten, intikam duygusundan yükselen eksi elektrik, dünyadaki bütün zerreleri ürpertiyor,*
*haberimiz var mı?*
*Veya içimizden yükselen ve içine yeryüzündeki*
*bütün insanları,*
*bütün hayvanları,*
*bütün nebadâtı,*
*bütün eşyayı içine alan*
*bir hayır dua,*
*bir güzel dilek,*
*dalga dalga bütün zerrelere,*
*iyinin, güzelin,*
*temiz, asil ve yüce olanın ışınlarını yayıyor.*
*Ne olur kalbimizi, kafamızı*
*hep sevgiyle, saygı ile,*
*edep ile, incelikle,*
*güzel duygularla doldursak."*
olumlu düşünce karikatür ile ilgili görsel sonucu

*Hz. ŞEMS der ki …*
*«Eğer hala KIZIYORSAN,*
kendin ile olan kavgan bitmemiş demektir.
*Eğer hala KIRILIYORSAN,*
gönül evinin tuğlaları pekişmemiş demektir.
*Eğer hala KINIYORSAN,*
af makamına ulaşmamışsın (öfke ve kin seni cayır cayır yakıyor) demektir.
*Eğer hala Allah için sevmiyor ve sevginde ayırım yapıyorsan,*
hala vesveseye kapılıyor, içindeki sevginin yoğunlaşmasına engel oluyorsun demektir.
*Eğer hala ”BEN” demekten vazgeçmiyorsan,*
*dizginlerin hala nefsinin elinde*
*ve sen bu esarete boyun eğiyorsun demektir.*
*Eğer hala musibetlere yana yana üzülüyorsan, gerçeği bilmiyorsun demektir.*
Eğer hala şikayet ediyorsan, HAKİKATİ göremiyorsun demektir.
Hakikat der ki,
*"Ne sen varsın, nede ben var olan yalnızca HAKTIR."

*ALINTIDIR*

Senin Sevilmeye Mi İhtiyacın Var?

YAZAR : Çarşamba, Eylül 06, 2017
sev beni lan ile ilgili görsel sonucu
Geçen haftalarda bir gün işten eve dönerken otobüsü kaçırdığım için güneşin altında yarım saat otobüs bekledim. Yeni taşındığımız ev iş yerime epey uzak. Metroya kadar otobüsle( henüz arabam gelmemişti) sonrada metroyla yaklaşık 1 saatte işte oluyordum. Gerçi İstanbul'lular için bu çok uzun bir yolculuk değil ama benim için çok uzun:) Neyse efendim gelelim konumuza, o gün ekstradan yarım saat daha beklemek bütün moral motivasyonumu yerle bir etti. Birde sıcak bir taraftan durumu daha da zorlaştırdı. Sonunda eve vardığımda kan-ter içerisinde kalmış ve hayattan bezmiş bir vaziyetteydim. Çocuklar kapıdan girer girmez "aaa annem gelmiş" diyerek sevinçle koştular bana doğru. Ama ben "çok terliyim, çok yorgunum duşa girmek istiyorum" diyerek onların sevinçlerini kursaklarında bırakıp duşa gittim. Duştan çıktıktan sonra yemek hazırlamaya mutfağa gittim. Bu arada çocuklara bir sürü homurdandım( ay kendimden nefret ettim şu an:))) Sinirli ve gergin bir şekilde yemek hazırlamaya başladım. Biraz sonra 9 yaşındaki kızım yanıma geldi "birisinin sevgiye mi ihtiyacı varmış? Senin sevilmeye mi ihtiyacın var kız? Hadi gel sarılalım " dedi. İstemsiz olarak gülümsedim ve o an fark ettim ne kadar katlanılmaz davrandığımı ve dönüp kızıma sarıldım. Büyümüşte küçülmüş bir de demez mi bana "bazen bende sinirli oluyorum senin beni sevmeni istiyorum sen sarılınca sakinleşiyorum:)))" .
 sev beni sözleri ile ilgili görsel sonucu
Yani demem o ki kaç yaşına gelirseniz gelin zaman zaman hatta çoğu zaman sevilmeye ihtiyacımız var. Ama bunu kediler gibi yapamıyoruz:))) Söyleyemiyoruz da . Çoğu zaman arıza çıkarıyoruz. Aslında demek istiyoruz ki "ilgilen benimle". Mesela hışımla "çoraplarım nerede?" diye soran kocanız aslında "benimle ilgilenir misin?" diyor. Çünkü kendi çoraplarını bulabilecek yetiye sahip normalde:))) Ya da çocuğunuz mızmızlandığında aslında yine istediği sizin ilginiz. Ve bu ilgiyi evde genelde anneden bekliyorlar. Çocukken annem "herkes benden ilgi bekliyor, bana kim ilgi gösterecek canım" diye çemkirirdi zaman zaman. Şu an ben demek istiyorum:) hatta bazen diyormuşum, öyle diyorlar:))) 
sev beni sözleri ile ilgili görsel sonucu
 Bundan sonra sevdikleriniz homurdanırlarsa, gergin olurlarsa altta yatan mesajı anlayıp gidin sarılın. Ters teperse karışmam. %100 herkeste işe yaramayabilir:)))) Ama sarılmanızında bir zararı olmaz kanımca:)))

Mutluluk Hakkında 2

YAZAR : Salı, Mayıs 30, 2017
mutluluk kapak sözleri ile ilgili görsel sonucu

Mutlulukla ilgili en sevdiğim sözlerdendir Mevlana'nın bu sözü. Seninle mutlu olmayan gider zaten. 

mutluluk sözleri tumblr ile ilgili görsel sonucu
Son zamanlarda sosyalleşme terapisi diye bir terapi var. Mutsuz, depresif insanların sosyal ortamlara girerek tedavi etmek. Bibliyoterapi dite de bir terapi yöntemi var. Kitap okuyarak terapi. Ama bildiğim kadarıyla televizyon izleyerek bir terapi bilmiyorum ben:)))) Siz biliyor musunuz? Ama şunu biliyorum ki televizyon insanlar üzerinde çok güçlü ve inandırmak istediğiniz her şeyi televizyon kanalıyla yapabilirsiniz. Televizyon izlerken bir de böyle düşünerek izleyin bakalım. Bizi neye inandırmak istiyorlar?

mutluluk kapak sözleri ile ilgili görsel sonucu

Çünkü çocukken zaten mutluyduk:)))) Ne zaman büyüdük , işte o zaman koptu film:))

mutluluk kapak sözleri ile ilgili görsel sonucu

İşte bu durum ne acıdır! İnsan elindekinin değerini ancak onu kaybedince anlıyor. O yüzden sevdikleriniz yanınızdaysa, sağlıklılarsa, sizde sağlıklıysanız, yiyecek ekmeğiniz varsa ve en önemlisi vicdanınız rahatsa sizden mutlusu yok aslında. 



21 GÜN KURALI

YAZAR : Cuma, Mart 31, 2017
Bloglardan sevdiğim yazıları sizinde okumanızı istiyorum. Bunun için Yenilenme Projesi blogunda okuduğum bu yazıyı sizlerle paylaşmak istedim. Sahibinden izin aldım:))))

21 gün ile ilgili görsel sonucu

Değişim İçin 21 Gün Kuralı

Hepimizin rutinleri var. Uyandığımız saat yaptığımız günlük işler, haftalık tekrarlanan olaylar, sevdiğimiz şeyler ve sevmediğimiz şeyler. Rutinleri oluşturmak tekrarlı yaşamak bizim özümüzde var. Organlarımızın çalışması bile tekrar eden bir düzen içinde. Hayatımız önce alışkanlık haline getirip farkına bile varmadan tekrarladıklarımızdan ibaret. Düşünce sistemimizde buna dahil. Peki her rutinimizi seviyor muyuz? Ya bırakmak istediğimiz ya da yenileriyle değiştirmeyi istediğimiz şeyler varsa. Hepimize zaman zaman olmuştur. Hayatımızda bir şeyi değiştirmek ister ve ancak 3 gün dayanır sonunda eskisine geri döneriz. Nedeni ise
bilinçaltımızın önceden kaydettiği alışkanlığı sürdürmek için durmadan çalışmasıdır.
Bilinçaltımız hem olumlu hem olumsuz alışkanlıklarımızı, hayata dair deneyimlerimizi ve inandıklarımızı kaydetme görevini üstlenir. Bunu da yaparken kalıcı sinir ağı -otoyolu- oluşturur. Bu sinir ağını oluşturma süresi ise 21 gündür. 20 gün boyunca tekrarlanan olaylar 21. günde alışkanlığa dönüşür ve artık o şeyi yapmak için düşünmemize gerek yoktur. Bunu otomatik pilotta çalışan şeylere benzetebiliriz. Alışkanlık değiştirmekle ilgili bana göre püf noktası olan şey. Bırakma parolasıyla yola çıkmamaktır. Bir alışkanlığı bırakmaktan daha kolayı yerine yeni alışkanlığı koyup onu değiştirmektir. Buna şöyle örnek vermek istiyorum. Etrafınızda sigara bırakmaya çalışan insanları sizde gözlemlemişsinizdir. Bırakmaya çalışanlar genelde başarısız olur. Ama yerine çerez tüketmeye çalışarak bırakmaya çalışanlar daha kolay bırakır. Yani artık bize hizmet etmeyen alışkanlıklarımızı yenileriyle değiştirmeye 21 gün kesintisiz devam etmek bu işin püf noktasıdır. Döngüyü kırdığınız anda 21 güne baştan başlamanız ve kendinize zaman tanımanız değişim için gereklidir.
Gelelim uygulamasına öncelikle ne istiyorsak net bir şekilde ortaya koymalıyız. Yıllar boyu yaptığımız şeyleri değiştirmek istiyorsak kararlı ve net olmak önemli. İkinci olarak bırakmak istediğiniz şeylerin yerine yenisini ekleyin. Zihin boşluk kabul etmez. Alışkanlıkların yenisiyle değiştirilmesi yeni bir rutin oluşturacağı için bilinçaltının çalışma prensibine uygundur. Son olarak büyük bir yenilik istiyorsanız büyük bir bilinçaltı direnciyle karşılaşırsınız. Bu durumda 21 günü tamamlamak mümkün olmayacaktır. Adım adım gitmek direnci azaltacak ve bitirdiğiniz her 21 gün kendinize daha fazla güvenmenizi sağlayacaktır. Benim söyleyeceklerim bu kadar.
SEVGİLER 



http://yenilenmeprojesi.blogspot.com.tr/2017/02/degisim-icin-21-gun-kural.html

Keyif Anları

YAZAR : Cumartesi, Haziran 11, 2016
Yola çıkınca her sabah
Bulutlara selam ver,
Taşlara, kuşlara,
Atlara, otlara,
İnsanlara selam ver
Ne görürsen selam ver
Sonra çıkarıp cebinden aynanı
Bir selam da kendine ver.
Hatırın kalmasın el gün yanında
Bu dünyada sen de varsın!
Üleştir dostluğunu varlığa,
Bir kısmı senide sarsın
      
             Üstün DÖKMEN

Bu şiiri bilir misiniz? Ben çok severim. İnsanın kendine değer vermesi ve dünyayla barışık olmasını anlatır. Kendine değer vermek yada kendin için bir şeyler yapmak bizim toplumumuzda bencillik olarak algılanır biraz. Oysa ki kendi içinde mutlu olmayan insan çevresine mutluluk veremez ki. Kendini sevmeyen bir insanın başkalarına da sevgi göstermesi çok mümkün değildir. Ve asıl bencillik gereksiz fedakarlıktır. "Senin için saçımı süpürge ettim" dediğiniz insanlar(genellikle çocuklarımız, eşimiz) bir süre sonra "yapmasaydın senden bunu isteyen mi oldu?" diyecekler.  Çok acımasız görünüyor ama çok haklılar aslında. Kimse sizden kendinizden vazgeçmenizi istemiyor. Çünkü kendinden birileri için vazgeçen insan bir süre sonra bedel ister o vazgeçtiği insanlardan. Beklentileri de büyük olur ve genellikle karşılık göremezler. Suçluluk hissettirirler, sürekli sitem ederler. İnsanlar sitem edenleri sevmez fellik fellik kaçarlar suçlandıkları ortamdan. Şimdi bu güzel bir ilişki midir sizce?
 "Sende varsın bu dünyada" . Bu yüzden kendine zaman ayır. Korkma sen kontrol etmesen de döner dünya. Sen yönetmesen de , karışmasan da büyür çocukların. Hatta kendini gerçekleştirmiş mutlu bir anne daha mutlu eder onları. 
Genel yanılgımız çocuklarımız için her şeyi yapmaktır. Ama aslında asıl görevimiz onları hayata hazırlamaktır. Ebeveyn olarak yapmamız gereken en önemli şey kendi başının çaresine bakan çocuklar yetiştirmektir.
Mesela evde katlanması gereken çamaşırlar olduğunda eşime ve çocuklarıma "kim benimle çamaşır katlamacılık oynamak ister" diyorum. Oyun kelimesi özellikle çocuklarda sihirli bir etki yaratıyor. "Hadi herkes kendi çamaşırını bulup katlasın" diyorum sonra ve sıkıcı bir işi eğlenceli hale getiriyoruz. Böylece hem çocuklar kendi eşyalarının sorumluluğunu alıyor hemde birlikte zaman geçirmiş oluyoruz. 

Eveeet. Şimdi kimse için saçını süpürge etmen gerekmiyorsa ne yapacaksın?  Birazcık kendinle ilgilenebilirsin mesela, sor bakalım ne yapmak istiyormuş:))))
Ben üniversitede okurken aynı zamanda çalışıyordum. Nöbet tutarak çalıştığım günlerin ertesinde özellikle, hak ettiğimi düşündüğümden olsa gerek, sorardım kendime "Kadriye, güzelim bugün ne yapmak istersin, canın ne istiyor? Kurban olsun sana" Sonra düşünüp ne istersem onu yapardım. Bu beni acayip mutlu eden bir ritüeldi benim için. Rutin değildi, canım ne zaman isterse, ne zaman ihtiyaç duyarsam yapardım. Şimdi hemen her gün kendime böyle keyif anları yaratmaya çalışıyorum.
Çok tavsiye ederim. Kendinizi çok iyi hissediyorsunuz." Kendinin en iyi arkadaşı olmak" diye bir tanım vardır  ya , işte bu dünyada ki en önemli şey . Yalnız doğduk, yalnız öleceğiz. Kendimizin değerini bilelim derim ben, vakit çok uzun değil çünkü. 
 
Her gün kendinize "bugün kendin için ne yaptın? " diye sorun bakalım ne diyeceksiniz? 

Kardeş Kıskançlığı

YAZAR : Çarşamba, Haziran 08, 2016
Geçenlerde nereden geldiyse aklıma kızım yeni doğduğu zamanlarda yaşadığım kardeş kıskançlığı geldi. Öncelikle şunu belirtmek isterim ki kardeş kıskançlığı son derece normaldir(kendimden de biliyorum ayrıca . Benden 3 yaş küçük kardeşimle hala kıskançlık yaparız ki biz)
Oğlum bir kardeşi olmasını çok istemişti. Hatta 4 yaş civarlarında kreşte " benim kardeşim olacak" diyormuş herkese. Ben onu almaya gittiğimde öğretmenler beni hep tebrik ediyorlardı. "Aaaa hamile misiniz?" diyorlardı. Neyse efendim biz de bu zibidiye inandık. Çünkü anne babalar ilk çocuğu kendileri için ikinci çocuğu da ilk çocuk için isterlermiş dedik. Çünkü öyle duyduk:)))
Hamile kaldığım ilk ay  tatile gitmiştik. Arda'ya da hamile olduğumu kimseye söylememesini tembihledik. Söylemedi, söylemedi ama plajda yanımızdakilere, yoldan geçenlere ,yani herkese "biliyor musunuz biz aslında 4 kişiyiz" dedi.
Karnım büyümeye başlayınca Arda da kıskanmaya başladı kardeşini. Mesela bir gün arkadaşına "biliyor musun Sarper annem kardeşimi her gün yanında işe götürüyor ama beni kreşe bırakıyor, beni yanında götürmüyor" dediğini duyduğumda kulaklarıma inanamadım ve doğumdan sonra yaşayacaklarım için endişelenmeye başladım(yeterince endişelenmemişim:))))

Ve sonra Ezgi geldi. Annesiyle baş başa , sürekli mıç mıç bir ilişki yaşayan Arda Paşa buna epey bozuldu. Çünkü annesi onunla o kadar ilgilenmiyordu artık(çok haklı) . Eve gelen misafirler bile onunla ilgilenmiyordu. Ama ben Arda içinde küçük hediyeler alıp gelen misafirlere veriyordum ve "bunu sana aldık der misiniz?" diyordum (bunu şiddetle tavsiye ederim, çok işe yarıyor). Kıskançlığın boyutlarını en aza indirgemeye çalışıyordum. Ama bu duygu epey güçlüdür, bilenler bilir:)))
Bir gün Arda yine  Ezgi'nin tepesinde yine sıkıştırıyorken Ezgi tırnaklarıyla Arda'nın yüzüne bir faça attı ki görünce içim cız ettti. Aslında fena halde hak ettiğini düşünüyordum ama ikisi de sizin yavrunuz olduğu için kalbiniz acıyor tabi. Tırnak izi geçmezmiş, bunu da tecrübeyle öğrenmiş olduk. Hala Arda'nın yüzünde kardeşinin bıraktığı iz var ve ben o gün Ezgi'ye bakıp "bu kız başının çaresine her türlü bakar" diye düşündüm(hala da öyle düşünüyorum:)))
Arda okula Ezgi yürümeye başladığı yıl hayatımın en renkli, en cinnetli, en psikopat yılıydı. Cehenneem azabı dediklerinde aklıma gelir halen:))) O derece yani. En zorlandığım yıl, saçlarımdaki beyazların arttığı, annemin neden yaşlandığını anladığım zamanlardı.
Şimdi büyüdüler. Kardeş kıskançlığı bitti dememi beklemiyorsunuz heralde:) Halen devam ediyor ama ben artık kapıyı kapatıp televizyonun sesini açıyorum:) Sonra mutfağa yanıma gelip "ama anne Ezgi şunu yaptı, ağabeyim bunu yaptı vb......" bitmez tükenmez şikayetler ettiklerinde oldukça sakin bir şekilde "bunu çözebileceğinizi düşünüyorum, aranızda halledin sonra bana da anlatın olur mu? ben merak ederim" diyorum. İnanır mısınız kestim ayaklarını:))))Gelmiyorlar artık.
Gelelim yazının ana fikrine: çocuklarınız kavga ettiğinde ellerinde birbirlerine zarar verebilecek kesici ve delici alet yoksa karışmayın. Varsa ellerinden alın , gene karışmayın(ha bu arada gözünüz üzerlerinde olabilir ama bunu onlara belli etmeyin). Asla haklının kim olduğunu bulmaya, ilk kimin başlattığını tespit etmeye kalkmayın. Yok çünkü:))) Bu hataları yapmış birinden tavsiye. 

Kız kardeşimle çok kavga ettiğimiz dönemlerde annem "biriniz Amerika'ya biriniz Almanya'ya gidin, o kadar çok özleyin ki birbirinizi burnunuz sızlasın" diye beddua ederdi bize(ne kadar canından bezdirdiysek kadıncağızı). Bizde "ne özleyeceğim be bu gerizekalıyı" gibisinden sevgi dolu laflar ederdik. Sonra aynı ülkede ama farklı şehirlerde üniversite okumaya gittiğimizde en çok özlediğimiz kişi birbirimizdik. Özledim yani o gerizekalıyı:))) Kardeşlik güzel şey vesselam. Ne onunla ne onsuz olmaz:)))) Kardeşlerinizin değerini bilmeniz dileğiyle.

Kendine Güvenli Çocuk?

YAZAR : Salı, Mayıs 31, 2016
Aşağıda okuduğum makaleyi sizinle paylaşmadan önce kendi yaptığım bir hatayı itiraf etmek istiyorum. Oğlumun geçen yılki Din Dersi Öğretmeni dersi anlatırken çok yazı yazdırdığı için oğlum onu pek sevmiyordu ve bana bunu sürekli söylüyordu. Bende her öğretmeninin tarzının farklı olduğunu falan anlatıyordum. Oğlum bir gün eve geldiğinde öğretmen  derste yazı yazdırırken aralarında bir tartışma geçtiğini anlattı. Ama çok önemsiz bir şeymiş gibi anlattı ve kendisinin saygısız davranmadığını söyledi. Birkaç gün sonra  Veli Toplantısı'na gittiğimde Din dersi öğretmeni benimle konuşmak istedi ve konuşmaya başlayınca oğlumun kendisine "siz hiç iyi bir öğretmen değilsiniz, anneme söyleyeceğim sizi okuldan attırsın" dediğini söyleyince başımdan aşağı kaynar sular döküldü.(Özel okul olduğu için attırabileceğimi düşünmüş olacak) Tabi kadıncağızdan nasıl özür dileyeceğimi bilemedim. Sonra kendimle yüzleştim Nerede hata yaptın? dedim. Kendine güvenli ve kendini ifade eden bir çocuk yetiştirmeye çalışırken ukala, küstah bir çocuk mu yetiştiriyorsun? diye sorguladım kendimi. Amacımız çocuklarımızı hayata hazırlamak olmalı, onların yerine önlerine çıkan engelleri kaldırmak değil. 
Şimdi günah çıkarttığıma göre artık yazıyı paylaşabilirim:))))
ÇOCUKLARIMIZI GÜÇSÜZLEŞTİRİYOR MUYUZ?

Üniversiteye yeni başlayan bir kız öğrenci, ilk sınavından düşük bir not alınca sınıfta ciddi bir sinir krizi geçirdi. Hıçkırıklar içinde annesine telefon açıp derhal profesörle konuşmasını istedi. Elbette profesör görüşmeyi reddetti. Başka bir anne çocuğunun iş görüşmesine onunla birlikte katıldı, sonra da işe niye alınmadığını merak etti.
Büyük bir işveren, bir iş görüşmesine gelen adayın kendilerine işe 18 ay içinde başlayabileceğini söylediğini belirtti. Karşısındaki işverenin bulunduğu yere gelmesi için 20 senedir çalıştığı aklının ucuna bile gelmemişti belki de.
Tüm bunlar kulağa çılgınca geliyor değil mi?
“Çok üzücü ama bu hikayelerin hepsi doğru” diyor Growing Leaders ( Liderler Yetişiyor) organizasyonunun kurucu başkanı Tim Elmore. “1990′lardan sonra doğan çocuklar , “anlık haz” çağında büyüdüler. iPhone’lar, iPad’ler, anlık mesajlaşmalar ve bilgiye hemen ulaşım, sürekli parmaklarının ucunda bulunuyor” diyor Elmore. “Okuldaki notlarını kendi çabalarıyla değil, anne babalarının “pazarlıkları” sonucunda elde ediyorlar. Küçücük şeyler başardıklarında övgüye boğuluyorlar. Yüzlerce Facebook ve Twitter arkadaşları var, ama gerçek hayatta pek fazla arkadaşları bulunmuyor.”
Bu gidişatı durdurmak amacıyla Growing Leaders organizasyonu, ulusal ve uluslararası 5000 devlet okulu, üniversite, belediye organizasyonu, spor takımı ve kurumla çalışarak gençlerin liderlere dönüşmelerine yardım ediyor. “Üç kez evlenip sayısız iş girişiminde başarısızlığa uğramadan önce kendilerinde eksik olan şeyleri onlara vermek istiyoruz.”
Peki ama anne babalar neden çocuklarına özgüveni öğreten ebeveynlikten, ne pahasına olursa olsun çocuklarını korumak isteyen helikopter ebeveynliğe geçiş yaptılar?
Belki de her şey anne babaların çocuklarının yaşamlarının her alanındaki güvenlik konusunda obsesif bir hale gelmeleriyle başladı. Dışarıda oyun oynamalarına izin vermek yerine çocuklarının tüm boş vakitlerini organize ettikleri aktivitelerle doldurmaya başladılar. Çocuklarının ödevlerini yaptılar, okulda hem öğretmenleriyle hem de arkadaşlarıyla yaşadıkları sorunları çözdüler ve ufacık şeyler için çocuklarına ödüller dağıttılar.
“Bu iyi niyetli ‘sen özelsin’ mesajları, bize pek de olumlu olarak geri dönmedi” diyor Elmore. “Onları geleceğe hazırlamak yerine onları korumaya adadık kendimizi. Düşmelerine, başarısızlığa uğramalarına ve korkmalarına izin vermedik. Problem şu ki, eğer çocuklar küçük yaşlarda, mesela parklardaki parmaklıklara tırmanmak ve düşmek gibi risklere bile girmezlerse, 29 yaşında atacakları her yeni adımda korku duyarlar.”
Psikologlar ve psikiyatristler giderek daha fazla genç insanın orta yaş bunalımı yaşadığını ve çok daha fazla klinik depresyon vakaları gördüklerini söylüyor. Bunun sebebi nedir? Genç insanlar, psikologlara ve psikiyatristlere henüz milyonlar kazanamadıklarını ya da mükemmel eşlerini bulamadıklarını anlatıyor.
Öğretmenler, koçlar ve yöneticiler, yeni neslin her şeye çok kısa süreler odaklanabildiğinden, içselden çok dışsal motivasyona ihtiyaç duyduklarından şikayet ediyor. Growing Leaders organizasyonunun amacı bu trendi tersine çevirmek ve gençlerin daha yaratıcı ve kendi kendini motive edebilen insanlar olmalarına yardım ederek kendilerine güvenmelerini ve dışsal motivasyona ihtiyaç duymamalarını sağlamak.
Aile psikoloğu John Rosemond da aynı fikirde. Rosemond, ödülün genellikle geri teperek beklenenden tam tersi bir etki yarattığını gösteren araştırmalar olduğunu vurguluyor. Öfkeli bir çocuk kısa süreliğine öfkeli olmadığı için ödüllendirildiğinde, ödüllerin gelmeye devam etmesi için kötü davranışını tekrar etmeye meyilli oluyor.

Nerede hata yaptık?

• Çocuklarımıza büyük hayaller kurmalarını söyledik ve şimdi her küçük eylem onlara önemsiz görünüyor. Oysa çocuklar sürekli dünyayı yerinden oynatamaz. Her ne kadar ilerleme gibi görünmese de küçük, ilk adımlar atmayı da öğrenmeliler. “Anlık şöhret” getirmeyen hiçbir şey onlar için yeterince iyi değil. “Onlara, harika şeyler yapmanın küçük hedefleri başarmakla başladığını anlatmamızın zamanı geldi” diyor Elmore.
• Çocuklarımıza özel olduklarını söyledik, üstelik ortada hiçbir sebep yokken. Mükemmel karakter özellikleri ya da beceriler göstermeseler de söyledik ve şimdi herkesten özel ilgi bekliyorlar. Problem şu ki, çocuklar özel olmak için özel bir şey yapmalarına gerek olmadığını sanıyorlar.
• Çocuklarımıza her türlü konforu sunduk, ancak onları hazzı erteleyemez bir duruma getirdik. Üstelik bizler de hiçbir şey için iki dakika bile sabredemez hale geldik. Ya da mesela iş yerinde işler istediğimiz gibi gitmediğinde çok çabuk sinirlenir olduk. “Artık istediğimiz şeyleri beklemenin, başkalarının isteklerine saygı göstermenin ve ‘ben’den daha büyük şeyler için bireysel arzulardan vazgeçmenin önemini öğrenme zamanı” diyor Elmore.
• Çocuklarımızın mutluluğunu en merkezi hedefimiz haline getirdik ve şimdi onlar için mutlu olmak oldukça zor. Çünkü mutluluk, anlamlı bir hayat yaşamanın bir sonucu. “Çocuklarımıza, gerçek hedefimizin, yeteneklerini, tutkularını ve yaşam amaçlarını keşfetmelerine yardımcı olmak olduğunu ve böylece onların da başkalarına yardım edebileceğini söylemeliyiz. Mutluluğun bunun bir sonucu olarak geleceğini anlatmalıyız”

Rahatsız edici çözümler:

“Çocuklarımızın 12 yaşında başarısızlığa uğramalarına izin vermeliyiz. Bu, başarısızlıklarını 42 yaşında yaşamalarından daha iyidir” diyor Elmore. Onlara, ‘istediğin her şeyi yapabilirsin’ anlayışının her zaman doğru olmadığı gerçeğini incelikli bir şekilde anlatmalıyız.”
Çocuklar hayallerini yeteneklerinin üzerine kurmayı ister. Sesi güzel olan her kız çocuğu bir gün ünlü bir şarkıcı olmayacak, küçükler takımında oynayan her sporcu büyüyünce büyükler liginde oynamayacak.
• Başlarına dert açmalarına ve sonuçlarına katlanmalarına izin vermeliyiz. Düşük not alabilirler, sorun değil. Bir dahaki sefere yüksek not almak için daha çok çalışmalılar.
• Özerklik ile sorumluluğu dengelemeliyiz. Örneğin oğlunuz arabanızı ödünç alırsa, benzin deponuzu doldurmak zorunda olsun.
• Öğretmeniyle işbirliği yapın, ama çocuğunuzun ödevlerini yapmayın. Eğer bir sınavda kötü not alırsa, sonuçlarına katlanmasına izin verin.
“Aslında işin sırrı, sertliği ve yumuşaklığı iyi dengelemekte” diyor Elmore. “Dışarıdan yumuşak görünüp içeriden sert olmalıyız. Çocuklarımızın büyüdüklerinde başarılı olmaları için henüz gençken başarısız olmalarına izin vermeliyiz.”
Yazının orjinalini okumak isterseniz tık tık.
Blogger tarafından desteklenmektedir.