İlham Veren Kadınlar'la Röportajlar - Ayşe TUNCÖZ

YAZAR : Perşembe, Ekim 19, 2017
Blog dünyasına girdiğimden beri takip ettiğim www.duygusalzeka.blogspot.com blogunun sahibi Ayşe Tuncöz geçtiğimiz günlerde sağlıklı, diyet  yemeklerin yer aldığı bir kitap çıkarttı. Kendisini blogundan ve instagramdan yakınen takip ettiğim için kitap yazma sürecini biliyor ve çok takdir ediyordum. Kitabı şu an AMAZON'da çok satanlar listesinde. Kendisine bir mesaj atarak ünlü olmadan önce benimle röportaj yapmasını istedim. Sağolsun beni kırmadı ve mail yoluyla gönderdiğim sorularımı cevapladı. Bundan sonra blogumda "İlham Veren Kadınlar'la Röportajlar"  yapmak istiyorum ve ilk konuğum Ayşe TUNCÖZ. Ben cevaplarını ve hikayesini severek okudum. Umarım sizde seversiniz. Bir çok kadına ilham vermesini diliyorum. Yolun açık olsun Ayşe. 



*Ayşeciğim seni ilk olarak bloglarda keşfettim. Samimi dilin ve eğlenceli yazım tarzın bağımlılık yaptı bende ve seni  hep takip ettim . Daha sonra instagram furyası başladı . Seni instagramdan da takip ediyorum. Samimi ve espirili paylaşımlarını çok seviyorum.  Seninle röportaj yapmak istememin sebebi  yeni çıkardığın sağlıklı yemek tarifleri kitabın. Süreci yakından takip ettiğimi söyleyebilirim bu yüzden  ne kadar emek verdiğini biliyorum. Öncelikle  seni tebrik ediyorum. Ünlü olmadan ilk röportajı ben yapayım dedim:))) Sonra bize sıra gelmeyebilir. Sen benim için rol model bir kadınsın. Diğer kadınlar için de ilham vermeni istiyorum. Hikayeni bize anlatır mısın?  Öncelikle bize kendini tanıtır mısın?

Cok tesekkür ederim Kadriye’cigim. Su an bu yazdiklarini okurken yüzümde garip bir gülümseme var, niye biliyor musun? Icimden “Bu anlattigi kadin gercekten ben miyim? ‘Röportaj... Ünlü... Rol model... Falan’,  kim bu la?“ diye geciyor.J O kadar hızlı gelişti ki olanlar, hala şaşkınım ve inanamıyorum. Bir buçuk sene öncesi bana birisi “Ayşe, seneye sonbaharda bir kitabın çıkacak ve Jamie Oliver’le yanyana birincilik için kapısacaksınız” deseydi  “Hadi lennn” derdimJ

Benim kitap hikayem söyle: Ben 50 yaşındayım ve 47 yıldır Almanya’da yaşıyorum. Gelişimi hatırlamıyorum bile. İki oğlum var, evliyim. 24 yıldır bir çocuk hastanesinin psikiyatri bölümünde hemşire olarak çalışıyorum. Uzun yıllardan beri – bir çok kadın gibi- fazla kilolarla savaşmaktayım. Bir alıp, bir veriyorum. Geçen sene yaza doğru  dünyaca ünlü Weight Watchers zayıflama programına üye oldum. Online Community’sine katıldım, yani çok fazla sayıda üyesi olan, herkesin bir sürü paylaşımlarda bulunduğu , çok hareketli bir forum. Benim su an itibariyle 16.000’in üzerinde takipçim var orada (ama en az 4/1’i balon tabii, internet platformlarının çoğunda olduğu gibi)J. Geçen sene, henüz oraya yeni katıldığımda, o programın sunduğu yemekleri denemeye başladım. İyi güzel de, bir süre sonra Lazanyalar, çesit çesit Alman yemekleri yedikten sonra bir Türk olarak, “Yav yeter, nerde benim kuru fasulyem, kapuskam, dönerim, böreğim , kısırım” demeye başladım. Sonra dedim ki, “Yav ne dert ediyorsun, gir Amazona, az kalorili diyet Türk yemekleri içeren bir kitap al olsun bitsin.”
Yani yanında kalorisi yazan, tüm yemeklerimizin diyet versiyonları olan, diyet yaparken ya da daha sağlıklı beslenmek isterken kullanabileceğimiz  bir yemek kitabi aradım ama nafile. Bir tane bile bulamadım. O zaman iş başa düştü tabii ve tüm sevdiğim, her zaman yediğim yemekleri daha hafif şekilde pişirip, hepsinin kalori miktarını yazdım kendim için. Şekersiz tatlılar, az yağlı, az kalorili yemekler pişirmeye başladım ve bunlardan arada o platformda paylaşıyordum, belki benim gibi başka Türkler de vardır , sevinir  ve belki bu tarifleri beğenen Almanlar da olur diye.
(Bu arada bu yemeklerle 14 kiloya yakın vermiştim ama daha sonraları kitap stresiydi, tatildi, şuydu buydu derken biraz boşladım yine ve kiloların bir çoğunu almıştım, şu an yine devam ediyorum vermeye. Bir 10-15 kilo daha gitmesi lazım)

Tarifleri yayınladıkça çok olumlu tepkiler alıyordum. Daha fazla tarif istiyorlardı, ben de kendim için pişirip yediklerimi onlarla paylaşıyordum sürekli. En sonunda “Nolur bunları artık bir kitapta topla, cep telefonlarımızın hafızalari doldu artık screenshot yapmaktan” diyenler coğaldı. Gülüp geçtim, hiç ciddiye almadım. Takipçi sayım ve onların bu kitap isteği arttıkça (aylar sonra), “Acaba mı? Denesem mi? Olur mu ki? Nasıl olur ki?” diye düşünmeye başladım. Öncelikle fotoğraf sorunu vardı. Ben hayatında sadece cep telefonuyla fotoğraf çeken, kameradan falan hiç anlamayan biri olarak nasıl çekecektim ki bu fotoğrafları? Çünkü çok iyi olması gerekiyordu resimlerin ve Food fotography öyle hafife alınacak bir şey değildi, çok zordu. Fotografçı tutsam hem nasıl ödeyecektim onca işi, hem de ortak boş zamanlarımızı nasıl denk getirecektik. Onca yemekler için her gün saatlerce benim evde vakit geçirmesi gerekecekti. Bu durumda bizim kitap yıllar sürerdi.
Mutlaka kendim çekmeliydim fotoğrafları. Cesaret edip gerekli tüm aletleri, ekipmanı aldım. Bir fotoğraf kursuna, yani sizin Türkiye’de “Workshop”mu deniliyordu?;) Ona yazıldım, bir kaç hafta orada kamerayı kullanmayı, fotoğraf çekmenin önemli püf noktalarını  ve gerekli bilgilerini öğrendim az çok (Çok detaylı olarak hala bilmiyorum he!). Food fotography ile ilgili kitaplar aldım, videolar izledim, sürekli araştırdım, öğrendim, denedim.
Sonra uzman bir kisiyle birlikte yayın evleri için hazırlanması gereken, burada “Exposé” dediğimiz dosyayı hazırlayıp üç tane yayın evine yolladım. Birinden hiç cevap almadım, ikisinden red cevabı aldım. Gerekçekleri ise şöyleydi:”Böyle bir kitabın yeterince alıcısı olacağını düşünmüyoruz.”
Ama ben düşünüyordum. Geçerli sebeplerim vardiJ O yüzden hiç umudumu kırmayıp yoluma devam ettim.
Sonra biraz değişik, çok ufak, tek kişilik bir yayın eviyle anlaştım (kitap çıkana kadar yaptığı hizmetin ücretini alıyor ama ondan sonra çekiliyor ve kitabın tüm hakları sizde kalıyor. Tüm kazancı da. Tabii kitabın dağıtımıyla bizzat kendiniz ilgilenmek istemiyorsanız benim gibi, çünkü bu müthiş zor, hatta imkansız. Amazon kitap fiyatından %55 kesiyor kendine bunun için. (Evet , bence de “Oha!”)J  Tüm yemekleri pişirip kendim fotoğraflarını çektim, tarifleri ve her yemeğin dijital dosyalarını hazırladım, yayın evine yolladım. Kitabın içine, uzun yıllardır Alman blogumda yazdığım komik ve eğlenceli yazılarımdan, hikayelerimden de kattım 20 tane ve 13 Kasım 2017’de, yani 6 gün önce satışa çıktı. Gerisini biliyorsunJ (Cok uzun oldu, kusura bakma)



*Kitap yazma yolculuğunda karşılaştığın engeller, bu sorunlarla nasıl başa çıktın, nasıl vazgeçmedin mesela?
Tek tük moral bozanlar insanlar ya da yayın evlerinden aldığım olumsuz cevaplar oldu ama benim hedefim belliydi. Ben böyle bir kitabın daha önce hiç piyasada olmadığından ve böyle bir kitabı ne kadar çok arzulayan, bekleyen kadınların (hatta erkeklerin) olduğunu bildiğimden, bizzat şahit olduğumdan dolayı (özellikle o forumda) bu kitabı yapmam gerektiğine çok inandım. Onların da bu inancı ve sonsuz destekleri , “Ayşe yapmalısın,sana çok inanıyoruz, güveniyoruz, tariflerini ve yazılarını çok seviyoruz, hepimiz istiyoruz, bekliyoruz, alacağız” demeleri benim en büyük güç ve motive kaynağım oldu. Bunu sürekli yaptılar. Yoksa ben çoktan atmıştım belkide havluyu. Fena gaza geldim yaniJ (Kitabımı onlara ithaf ettim bu arada. Hak ettiler. Okuyunca çok duygulandılar hepsi)J

*Blog yazmak ya da kitap yazmakta ki amacın ne? İnsanlara ne anlatmak istiyorsun?
Tabii öncelikle Türk yemeklerinin öyle sanıldığı gibi çok ağır, çok kalorili değil, böyle hafif de olabileceğini, diyet yaparken, zayıflarken ya da fit kalmak isteyince de her yemekten, tatlıdan yenilebileceğini göstermek istedim. Ve gösterdim sanırımJ
Kitabımın arka kapağında, tariflerimi pişirenler, beni uzun zamandır takip edenler ve yemek kursuma katılanların yorumları var. Onlardan bir tanesi Türk (canım Pınar’ım, 30 kilo verdi kendisi) diyor ki:”Kilo verirken dayanma gücümün önemli bir kısmını Ayşe’nin tariflerine borçluyum. Çünkü onun sayesinde o çok sevdiğim memleket yemeklerimden ve tatlılarından mahrum kalmak zorunda kalmadım hiç.”
Ayrıca ben gülmeyi ve güldürmeyi, insanlara pozitif şeyler sunmayı çok seven biriyim. Yeterince sorunumuz derdimiz var zaten günlük hayatta, hepimizin. Bari benim bloguma girip baktıklarında yüzlerinde bir tebessümle ayrılmalarını istedim hep.
Kitapta da böyle. O yüzden kitabın ikinci kısmına eğlenceli yazılarımdan da ekledim. Sadece “Gülerken düşündürmek” değil, yemek yedirirken eğlendirmek de istedimJ
Bir de ben geçen sene tam da böyle bir kitap aramıştım yana döne. Bulamayınca o kitabı kendim yapmış oldum. Önce kendi işime yaradı yaniJ

* Daha başka projelerin var mı? Bir kitap daha yazmak mesela. Ya da bildiğim kadarıyla yemek work shopları yapıyorsun. Bunları arttırmak, televizyon programı yapmak gibi mesela?

İkinci kitabı soran çok oluyor şimdiden. Bu bana hep yeni doğum yapmış bir kadına, “İkinci bebeği de yap hemen lütfen” demeleri gibi geliyor, “Amannn” diyorum, “Bana sakın ikinci kitaptan bahsetmeyin şu an. Yeni kendime gelmişim zaten.” J Feci zor, zahmetli ve yorucu bir dönemdi gerçekten...
Burada “Kochkurs”, yani yemek kursu dediğimiz kurslar veriyorum Almanlara (Türkler bile katılıyor). Bu fikir ve talep de onlardan gelmişti. Almanya’nın dört bir tarafına gidiyorum bu kurslar için. Aralık ayına kadar Frankfurt’ta ve Stuttgart’ta 5 kurs var, hepside dolu. Daha sonra Münih, Berlin, Köln, Hamburg diye çok çesitli şehirlerde devam edecek inşallah. Televizyonla ilgili herhangi bir şeyler, herhangi teklifler gelir mi bilmiyorum ama yapmak isteyeceğimi hiç sanmıyorum. Hiç uğraşamam (tırsarım)J Yemek kurslarım ve imza günlerim bana yeter de artar bile.
Ama elimi ayağımı öpüp yalvarırlarsa n'olur gel yap diye, odama beyaz orkideler, havyarlar, pembe puantiyeli terlikler, az magnezyumlu sodalar koyarlarsa düşünebilirim.
Şaka la Şaka.  Hiç işim olmaz:D

*En çok merak ettiğim şeylerden bir tanesi de kitap yazma isteğini insanlara söylediğinde tepkileri ne oldu? Ben çoğu kişinin sana destek olduğunu biliyorum ama köstek olanlar da olmuştur. En çok onlarla nasıl mücadele ettiğini ya da onlara kulaklarını tıkayıp yoluna nasıl devam ettiğini merak ediyorum? Çevremde görüyorum bizim toplumumuzda maalesef bu var. Bir şeyler yapmak isteyeni ayaklarından aşağı çekmeye çalışırız. Bu sana da oldu mu?
Ben bu kitap olayından insanlara bahsetmeye basladığımda, hatta son zamana kadar kimse bu işten bir mok olacağını düsünmediğinden eminimJ Ya da cok az kişi inandı diyeyim. İnanmis gibi görünenler de içinden hep “Yav he he...” dediklerinden de eminim. Ama bunu hiç yadırgamıyorum. Bu çok ciddi ve önemli bir girişim, milyonlarca kitap var piyasada, başarılı olan çok az. Kaldı ki benim gibi bu konularda hiç tecrübesiz biri mi başarılı olacak? İnanmak gerçekten çok güç bir şey ve şüphe duyan insanları çok iyi anlıyorum ben. Ama kırıcı olmamak lazım sadece. Ve bazen bazı şeyler insanı daha da kamçılar ya hani? Belki bende de öyle oldu.
Hiç unutmuyorum, Alman “arkadaşın” biri şöyle demişti ilk başlarda: "Fotoğraf çekmekten hiç anlamıyorsun ve kitaptaki tüm fotoları kendin çekeceksin öyle mi? Kusura bakma ama ben hobi olarak yapıyorum fotoğrafcılığı ve yemek fotoları çekmenin ne kadar zor olduğunu biliyorum. Senin de bunu başarabileceğinden çok şüpheliyim. Yapabilirsen çok şaşarım doğrusu.”
Halbuki bana, “Çok zor bir şeye karar vermişsin ama iyi bir Workshop'a katılırsan, bu işin kursuna gidersen, öğrenirsen başarabilirsin. Bunu yapabilmeni çok isterim en azından.” diyebilirdi. Yani ben olsam böyle derdim. Bu kişiyle görüşmüyorum o günden beri ve bu kitabın Bestseller olduğunu, Amazonda kitabın altındaki onca pozitif yorumları okuduğunda ki yüz ifadesini görmeyi çok isterdim aslındaJ
Ama bu tarz seylere hep hazır olmak ve çok da kafaya takmamak lazım. Her insan iyi niyet ve empati duygusuyla yeterince donanmamış maalesef. Yapıcı, samimi ve iyi niyetli eleştirilere ise her zaman can kurban.
Ya sahi, doğarken seri üretim şeklinde, apandist gibi gereksiz şeylerle donanmış tabanlı cihaz gibi geliyor insan dünyaya. Peki niye azıcık da olsa bir empati duygusu, bir duyarlılık, bir insaniyet gibi çok daha önemli özellikleri yerleştirmiyor yaradan insanın sistemine? Tövbe estağfurullah, şimdi çarpılacamJ


*Hayat felsefeni 2-3 cümleyle söyleyebilir misin?
İki tane hayat felsefem var benim, olur mu? J Klasik belki ama bu sözleri çok benimserim ben:
1.Yaşa ve yaşat.
2. Kendine nasıl davranılmasını istiyorsan, başkalarına da öyle davran.


*Hayalleri olan kadınlara ne söylemek istersin?

Bu konuda “hayallerinin peşinden git, ne olursa olsun, kimseyi takma” gibi klasik şeyler söyleyemeyeceğim. Belki biraz daha gerçekçi düşünen biriyim, belki bazılarını hayal kırıklığına uğratacağım ama... Çünkü bu gibi konularda sadece kendin bir şeye çok inanman yetmiyor. Sen hiç inanmadan, sadece başkalarının sana inanması da yetmiyor. Her ikisi de olmalı yeterince. Ama her iki tarafın da buna inanması için çok yeterli gerekçelerin olmalı.
Bana yıllarca Alman blogumda falan, “Çok eğlenceli yazıyorsun, kitap yaz, kitap yaz” diyenler çok oldu. Onca yıl – cok samimi söylüyorum- zerre kadar ciddiye almadım bu sözleri. Asla kitap yazabilecek kapasiteye sahip olduğuma inanmıyordum ve hala inanmıyorum. Yemek kitabı ayrı bir şey ve içine bir kaç eğlenceli yazılarımı serpiştirdim , o kadar. Edebi değeri yüksek “İyi bir kitap/roman” iddiası olmayan bir kitap yani benimkisi, o yüzden cesaret ettim. Eğlenceli bir kaç yazı içeren bir yemek kitabı hazırladım sadece ama ben bir yazar değilim. Çünkü çok büyük saygım var yazarlığa ve kitaplara. Öyle her orada burada, genelde vasat sesiyle şarki söyleyene “sesin çok güzel, kaset yapsana” demelerini ve o insanları buna inandırmalarını hiç doğru bulmadığım gibi (yani gerçekten çok olağanüstü değilse), bloglarda benim gibi kakara kikiri yazılar yazanlara “kitap yazsana” demeyi de ciddiye almam. Bazıları yıllarca gerçekten boş bir hayalin peşinden koşup, gereksiz yere zamanlarını ve paralarını harcarlar, yazık günah. Böyle şeyleri her diyene inanmamak lazım. Kendi kapasitesinin farkında olmak çok önemli.
Ve kapasitenize göre işler yaparsanız başarılı olabilirsiniz ancak. Gerçi Türkiye’de ne sesi ne de başka bir ciddiye alınacak hüneri olmayanlar da ünlü olabiliyor ama ünlü olmak başka, saygı değer, ciddiye alınacak başarılı işler yapmak başka.
Yani hayalleri olan kadınlar çok inansınlar kendilerine ve hayallerine, evet, bu çok önemli ama zerre kadar umut yoksa hayallerine kavuşmaya ve bu hayallerini besleyen, peşinden gitmelerine sebep olan ciddi bir umut kaynağı yoksa boşuna ugraşmasınlar derim. Zamanlarına ve paralarına yazık. Ama mucizeler de yok değil hayatta bazen tabii.
Geçenlerde instagram da çok etkilendiğim ve aslında kendimde bizzat yaşadığımı hissettiğim bir söz paylaşmıştım. Onunla bitirmek istiyorum bu söyleşiyi:
“Mucize, enerjilerinizi korkularınıza değil,  rüyalarınıza verdiğiniz zaman başlar.”
Herkesin tüm hayallerinin gerçek olmasını, mucize gibi görünen şeylerin dahi bir gün gerçekleşmesini yürekten diliyorum.

Benimle bu –uzaktan da olsa- yapmak istediğin söyleşi için, bana verdiğin bu desteğin ve ilgin-alakan için, beni o güzel blogunda paylaşmaya değer  gördüğün için çok çok teşekkür ediyorum Kadriye’ciğim.

Ay, kendimi bir şey bile sandım bir ara, öperim çok;)
----------------------------------

Ayşenin kitabı :


Benim yarim iskender - Youtuber Eylül Öztürk

YAZAR : Çarşamba, Ekim 18, 2017


Youtube'da yeni keşfim Eylül Öztürk. Kendine güveni ve cesaretini takdir ediyorum. Biraz argo videolar çekiyor +18 ama toplumsal meselelerle çok güzel dalga geçiyor. En azından bir gülümseme beliriyor ister istemez yüzünüzde. 
Bir de "Kadın pantolon Giymesin" diye bir videosu var ona da bayıldım. Kapalı bir arkadaşıyla birlikte çektiği bir video var "Biz Birlikte Güçlüyüz" onu da tavsiye ederim. Yani kadını savunan  her şeyi seviyorum. Daha fazla sesimizin çıkması gerek bence. Bu kız da bence bu konuda başarılı. Bu tarz videolarının artmasını diliyorum.

Dünya Kız Çocukları Günü

YAZAR : Çarşamba, Ekim 11, 2017
DÜNYA KIZ ÇOCUKLARI GÜNÜ ile ilgili görsel sonucu
Bugün Dünya Kız Çocukları Günü. 2012 yılından beri kutlanan Dünya Kız Çocukları Gününü kutlarım. Kaç yaşında olursak olalım biz de bir gün küçük bir kız çocuğuyduk, hatta hala öyle bile sayılabiliriz:)

"Türkiye, Kanada ve Peru tarafından yapılan girişimler sonucunda, kız çocuklarına karşı ayrımcılığın önlenmesi ve onların insan haklarından tam ve etkili bir şekilde yararlanmalarını sağlamak amacıyla Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından 11 Ekim, "Dünya Kız Çocukları Günü" olarak ilan edildi.
DÜNYA KIZ ÇOCUKLARI GÜNÜ ile ilgili görsel sonucu
 "Cinsiyetçilik ve eşit olmayan görev dağılımı, UNICEF’in yayınladığı rapora göre oldukça küçük yaşlarda başlıyor. Başk bir yardım kuruluşuna göre dünya genelinde her yedi saniyede bir kız çocuğu evlendiriliyor… Türkiye’de ise nüfusun yüzde 29’u kız çocuklardan oluşuyor. Son 6 yılda evlenmek zorunda bırakılan kız çocuğu sayısı ‘tespit edilebilen resmi’ rakamlara göre 232 bin. Son 6 yılda 142 bin çocuk anne oldu. Ayrıca ilköğretim çağında olup okuma gitmeyen kız çocuklarının sayısı, aynı durumdaki erkek çocukları sayısından 600 bin fazla".
(Sözcü Gazetesinden alınmıştır)

Rahmetli babacığımın değerini bir kez daha anlamama sebep oluyor bu istatistikler. Çok üzücü. Ama ben ve kız kardeşlerim çok şanslıymış. Babacığım derdi ki; "gerekirse şapkamı satıp okuturum kızlarımı". Ne kadar aydın ve güzel bir adammış. Erkeklerin desteği olmadan kadınlar bu eşitsizliği yenemez. O yüzden erkekler annelerinin, kız kardeşlerinin, eşlerinin hakları için onlarla birlikte mücadele etmeli. Yıllar önce "sen olmadan yapamam" diye bir kampanya vardı.Bu kampanya her zaman devam etmeli:) 

DÜNYA KIZ ÇOCUKLARI GÜNÜ ile ilgili görsel sonucu

Güler Sabancı'nın Dünya Kız Çocukları Günü ile ilgili mesajıyla yazımı bitiriyorum.

KIZ ÇOCUKLARININ GÜÇLÜ BİREYLER OLABİLMELERİ İÇİN ONLARI HEP BİRLİKTE DESTEKLEMELİYİZ’
Kız çocuklarının diledikleri her alanda başarılı olabilecekleri konusunda özgüven kazanması gerektiğini belirten Sabancı, “Kız çocuklarının hayallerinin peşinden gitmeleri için hem ailelerinden hem öğretmenlerinden destek görmeleri gerekiyor. Bu nedenle toplumsal cinsiyet bilincinin toplumun her kesimine yayılması büyük önem taşıyor. Kız çocuklarının toplumsal, siyasi ve ekonomik yaşama katılımda güçlü bireyler olabilmeleri için onları hep birlikte desteklemeliyiz. Sabancı Vakfı olarak biz de bu alana özellikle odaklanıyor, kız çocuklarının yaşadıkları sorunların pek çok boyutuyla ele alınması için çalışıyoruz.” dedi.

Love, Lies Filmi

YAZAR : Pazartesi, Ekim 09, 2017
love lies ile ilgili görsel sonucu

Cuma günü izlediğim film Love, Lies (Aşk , Yalanlar) film yorumuyla sizlerleyim:))) Cuma günü blogları dolaşırken Nabrut'un blogunda bir anket görmemle filmi merak edip izlemeye başlamam arasında 10 dakika geçti sanırım:) Yani izleyecek film arıyormuşum da haberim yokmuş:) Uğruna anket başlatılacak ne olduğunu merak etmemdi sanırım filmi izlemeye yönelten. Başrol oyuncusunun yaptıklarına hak veriyor musunuz? gibi bir kaç seçenek var anketinde. Bakmak isterseniz: tık tık.  Kendisi bir Kore fanatiğidir diyebiliriz Nabrut için:) 

love lies ile ilgili görsel sonucu

Film hakkında etkileyiciydi diyebilirim. Yani olaylar beklenmedik bir şekilde ilerliyor. Bilindik, klişeler yok pek. Filmin konusuna gelince; Film 1940'lı yıllarda Japon işgali altında ki Kore'de geçmekte. So-Yool ve Yeon Hee Gisaeng (geyşa) okulunda yetişen 2 çok yakın arkadaşlar. (Kore filmlerinde en sevmediğim isimlerin benzerliği ve ortak isimler kullanılması).Başrolde ki So-Yool'un sevgilisi söz yazarı, güfteci, yapımcı. So-Yool sevgilisini şarkılarını söyleyip ünlü bir şarkıcı olmak istiyor. Ama en yakın arkadaşı araya girince işler karışıyor. Daha fazla ayrıntı vermeyeyim, spoiler olur mazallah:) Yani aşk, hırs, kıskançlık,dostluk gibi konuların güzel işlendiği bir film.

love lies ile ilgili görsel sonucu

Filmden sonra başrol oyuncusunun yaptıklarını sizde yapar mıydınız? gibi bir konu var son zamanlarda. Nabrut'ta bunu oyluyor zaten. Şahsen ben o kadar kötü olamazdım diye düşünüyorum. Ama ben filmde ona takılmadım. Daha çok kadının o zamanlarda "geyşa" olarak, erkekleri eğlendiren olarak kullanılmasına takıldım. Her dönem de olan bir durum ama filmlerde izlerken çok üzülüyorum şahsen. 
love lies ile ilgili görsel sonucu

love lies ile ilgili görsel sonucu

İlgili resim

Ben olsam başrolde ki kızın yerine kenara çekilir izlerdim. Hatta izlemezdim bile. Allaha havale ederdim onları:)))) 
Bence Koreliler birbirlerine çok benziyor. Ayırt edemedim kızları bir süre. Birde aynı şekilde saçları falan toplayıp aynı kıyafetleri giyiyorlar :)))
Film için bir eleştiri yapmam gerekirse aşkı pek yansıtamamışlar. Hissedemedim aşkı filmde. Kıskançlığı, üzüntüyü ve hırsı çok iyi hissettirmişler bence. Biraz o yönden eksik bulsam da beğendim ama illa izleyin de diyemeyeceğim:)




Evlenme Yıl dönümü Herkes İçin Farklı Anlam İfade Eder

YAZAR : Çarşamba, Ekim 04, 2017
Bugün bizim evlenme yıl dönümümüz. Çocuklar 3 gün önce hatırlattılar:)))) Çünkü onlar için bizim evlenme yıl dönümümüz "Pizza Gecesi" demek. Anne-baba dışarı çıkarlar çocuklara da pizza söylerler. 
İlgili resim

Uzun zamandır sağlıklı beslenme olayına takmış olduğumdan pizza gecesi yapamıyorduk. Sadece biz dışarı çıktığımızda onlara sipariş veriyoruz ama çok sık olmuyor. Çok özlemiş çocuklar demek ki. Önceden , yani çocuklar küçükken "anne gitmeyin " falan derlerdi. Artık demiyorlar ve pizza fırsatı olarak görüyorlar gitmemizi:( Biraz içim burkuldu sanki bu duruma:((( Yalnız ve önemsiz hissettim sanki biraz. Ya da bu aralar alıngan bir dönemimdeyim:))) 

evlilik karikatürleri kadınlar kulübü ile ilgili görsel sonucu
Evlilik sürekli değişiyor, değişen koşullara uyum sağlıyor. Bütün ilişkiler öyle aslında. Çocuklar küçükken hep birlikte giderdik kutlamalara . Hatta çok küçüklerken sırayla yerdik yemeklerimizi, peşlerinde koşturmaktan. O günleri özleyeceğimi hiç düşünmezdim o anları yaşarken:))) Ama özleniyormuş valla. Şu an o zamanları yaşayan arkadaşlara duyurulur. Öfleyip püflemeyin, sarılın, sıkın bol bol öpün:))) Çok çabuk büyüyorlar çünkü.
evlilik karikatürleri kadınlar kulübü ile ilgili görsel sonucu

Evlilikle ilgili son dönemlerde okuduğum bir makale de evlilikte farklı dönemeçler olduğunu ve çocukların büyüyüp evden gittiklerinde baş başa kalan çiftin bir tür travma yaşadığını, birbirini yeniden tanımaya başladığını hatta boşandığını yazıyordu. Yıllar sonra böyle bir şey yaşamaları ilginç diye düşünmüştüm. Ama olabilir yani, tekrar düşününce:)
Google'a evlilik yazınca çok komik karikatürler çıkıyor. Bir kaç tanesini paylaştım , çok var. Çünkü evlilik anlat anlat bitmez, anlatılmaz yaşanır bir şey. 
Son olarak Gündem Özel'in bir bölümünde "neden aşk diye bir şey var?" sorusuna cevap aradılar ve en son "kadın ve erkeğin birbirine tahammül etmesi, evlenmesi için" cevabını buldular. Bugünlük  bu kadar. Evlenin evlenin eşiniz iyi çıkarsa mutlu, kötü çıkarsa filozof olursunuz(sokrates):))) 
Blogger tarafından desteklenmektedir.