Hafta sonu
kitabını yarıda bıraktığım için sonunu merak ettiğim filme gittim:))) Kitap
hakkında çok güzel yorumlar okumama rağmen bir türlü tamamlayamadım okumayı.
Oysa ki hiç sevmem yarım bırakmayı. Bu yüzden filmine gittim. Ama filmi de pek
beğendiğimi söyleyemeyeceğim. Vasat bir film olmuş.
Başrolde ki Will
Traynor(Sam Claflin) çok yakışıklı ve asil. Açlık Oyunları filmlerinden tanıyoruz
kendisini. Rolüne de çok yakışmış.Ama rolünün hakkını vermiş diyemem. Sürekli gülümser bir yüz ifadesi var ve bu yüzden acı çeken bir insan rolünü çok iyi yapamamış. Kız için ehhh işte diyebilirim. Aslında
rolünün hakkını vermiş ama role yakıştığı konusunda emin değilim. Film boyunca
kaşlarının her bir bölümünü nasıl o kadar oynatabildiğini merak ettim.
Kaşlarını o kadar oynattığı için olsa gerek biraz yapmacık olmuş
mimikler.
Kitabı yarısına
kadar okuduğum kadarıyla kitapta duygular çok iyi anlatılıyor ama filmde aynı
performansı göremedim ben. Yani bir ara(ki neredeyse filmin sonlarına
gelmiştik) dedim ki "bunlar birbirlerine aşık olmuyorlar herhalde, sanırım
arkadaşlık bağı oluyor aralarında". O dereceydi yani.

Filmin
konusuna gelirsek; Will Traynor zengin, başarılı ve hareketli bir hayat
sürerken geçirdiği bir trafik kazası sonucu neredeyse boynundan aşağısı felç
kalıyor. Louisa Clark'ın çalıştığı kafe kapanınca iş ararken Will'e bakıcı
arandığı ilanıyla karşılaşıyor ve yolları böyle kesişiyor. Will'in
ailesi çok zengin, şatoda oturuyorlar. Bakıcısı var, Louisa daha çok arkadaşlık etmek amaçlı işe
alınıyor. Önceleri
neredeyse hiç iletişim kurmuyorlar ama zamanla yakınlaşıyorlar. Ama beklenmedik
bir sonu var. Söylemeyeceğim tabiki.
Film boyunca yemyeşil İngiltere manzaraları çok güzeldi. Görsel olarak çok güzeldi. Ama sinemada izlemek gereksizmiş. Yani filmden çıkarken öyle düşündüm.






































