Muhteşem Kadınlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Muhteşem Kadınlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Bir Kadından, Diğer Kadına Mektup

YAZAR : Cuma, Temmuz 22, 2016

"Yaklaşık 1 milyon kez okunmuş Didem Arslantürkl'ün güzel bir yazısını sizinle paylaşmak istiyorum"
----------------------------
Bir Kadından, Diğer Kadına Mektup

"Bir liste var önümde; yıllar sonra edindiğim. Senin bir kenara not düştüklerin gibi; bunlar da benim biriktirdiklerim. İster altına ekle, ister kendininkilere kat. İster dikkate al, ister kaldır at.

1) KARİYERİNİ KIZLIK SOYADINLA YAP

Şimdi toz pembe, biliyorum; öyle oluyor başta. Ortalarda da idare ediyor hatta. Ama gün geliyor; "kocanın soyadı ile" tanındığını fark ediyorsun. Boşanma aşamasına geldiğinde, yeni bir SEN inşa etmek zorunda kalıyorsun. İş hayatında o güne kadar yaptığın her şey - eğer kocan, mahkeme kararıyla onun soyadını taşımana izin vermezse - alt üst oluyor. Hem, ne gerek var ki "izne" vs'ye? Adınla soyadınla, şânınla yürü. Kalıcı olan SENsin.. senin emeklerin.

2) ÇALIŞ. SAKIN DURMA

Kocan sana diyecek ki "Yahu ne gerek var, ben para kazanıyorum zaten. Sen tadını çıkar evdeki hayatın. Çocuğuna bak, günlere git, spor yap, mutfakta oyalan, alışverişe falan çık, devril yat, takıl istediğin gibi." Tatlı gelecek, kolay gelecek, işine gelecek belki. Yapma. Kendini geliştirmeyi, kendine yatırım yapmayı bırakma. Yeteneklerine yönel, hayallerini unutma. Oku, çalış, üret. Seçimlerinin; bir zaman sonra "bir başına ve ayakta isen", anlamı olacak.

3) KENDİ ÖLÇÜNÜ KENDİN AL

Sana "o kadar güçlü değilsin" diyecekler. "Sen başaramazsın" yaftasını yapıştıracaklar. "Bu da nereden çıktı", "ulaşabileceğin hayaller kur" falan diye de yumurtlayacaklar. Yavaşlatacaklar seni. Şaşırtacaklar, yanıltacaklar. İşin kötüsü, bazen potansiyelinin olmadığına "inandıracaklar" da, kimbilir.. Aman ha, sakın durma, kanma. Sen, neyi başarmak istersen O'sun. Bilfiil kendisi hem de. Nereye bakarsan, oraya gidersin. Senin ölçünü senden başka kimse alamaz. Kendi kıyafetini kendin dik. Nasıl istiyorsan, öyle ol. Uzlaş ama değişme, dönüşme.

4) KANTARIN NE KADAR TARTIYOR?

Her topa girme. Her sorumluluğu alma. Her yükü taşıma. Sonradan ruhsal çöküntü yaratacak, sana "keşke" dedirtecek hiçbir şeye soyunma. Rol çalma. Unutma; her kantar, belirli bir ağırlığa kadar tartar. Fazlasını almak, kantarı yorar. Her şeyi başarmak zorunda değilsin; her sorunun çözümü sende değil. Sen de diğerlerinden farklı değilsin. Enerjinle, moralinle, zaten taşıdığın yüklerinle, gidecek epey yolun var. Çünkü ne oluyor biliyor musun; bir süre sonra insanlar seni takdir etse de, kıyamadıklarını söyleseler de, bu naif (!) yaklaşımlar bi' b...ka yaramıyor. Madalyan ve hastalıklarınla başbaşa, hayatı sorgulamaya başlıyorsun. Nerede mi? Hastane koridorlarında, uykunu aradığın akşamlarda, elin kolun kalkmadığında, hayata dair umutlarını sorguladığında. Yapma. Sakın yapma.

5) KENDİ ŞARKINI SÖYLE

Seninle dalga geçecek kimileri. Giydiğin elbiseye, kahkahana, oturuşuna-kalkışına karışacaklar, sözüm ona "doğru"ya çekecekler seni tüm iyi niyetleriyle (!). "Aman dans etme, beceremiyorsun" diyenler çıkacak. Sesinin kötülüğünden dem vuracaklar.. Susma. Kendi şarkını söyle. Canın nerede, ne zaman, nasıl istiyorsa, öyle söyle. Hayatın, "senin şarkın". Notalar senin, kulak senin, ses senin. Ne istiyorsan, onu söyle. Kendi şarkını yaz. Bağıra çağıra söylemeye başladığında, altında senin imzan olsun. Kendi şarkısını yazamayanlar lâf atacaktır; gülümse.

6) HAFIZANI DİRİ TUT.

Neydin sen? Neredeydin? Nereye gidiyordun? Nasıl olacaktı? Neler yaşayacaktın? Sorularını sakın bırakma. Her sabah, kahveni içerken listene göz at; neresindesin, n'apıyorsun? "Biz" olup bambaşka bir maratona girmişken; "ben" bir yerlerde tıkanmış, arkadan nefes nefese, önündeki kâfileye umutsuzca bakıyor olabilir mi?

Sakın unutma. Başlangıç noktanı, başlangıç sebebini; yürüdüğün yol ile teyit et.

7) KALBİNİ DİNLE

Ne olursa olsun, neye mâl olursa olsun, kalbini dinle. Seni nereye götürürse götürsün, sana ne yaptırırsa yaptırsın, kalbini dinle. Dibine kadar sev, sonuna kadar git, olmadıysa bambaşka bir yola git.. Hattâ istiyorsan dur ama hep kendini, hep kalbini dinle. İnsanların eğilimlerine, tepkilerine, eleştirilerine aldanıp, "onaylanan" yolu seçme. Kendi yolundan git. Kalbinin yolundan.

8) VAZGEÇMEYİ BİL

Israr etme. Bittiyse, diretme. Serbest bırak kendini de, yolundakileri de. Eğer kader diye bir şey varsa, elbet tecelli edecek. Eğer "farklı" olacaksa bir şeyler; elbet o "yeni" de paşa paşa önüne gelecek. Bırakmayı bil. Vazgeçmek=Özgürlük. Vazgeçmek=Yeni seçimlere ilerlemek. Ve hiçbir seçim, geleceği "özünde" değiştirmeyecek: Özendiğin insanlar kadar özgürsün, sürprizlerle dolusun, rengârenksin sen de.

9) HERKES GİTTİĞİNDE, KALAN MANZARA SENİ MUTLU ETSİN

Kocan gidebilir. Çocuğun Allah'ın emri gidecek. Annen, baban.. Eninde sonunda yalnız kalacaksın. Cebinde ne varsa, kaderin o. Hesapladın mı, neler birikmiş çıkınında? Ne kadar erken, o kadar iyi. Henüz harekete geçmediysen, şimdi başla.

10) HER BAŞLANGIÇ İYİDİR

Seçimlerini yaparken, şartlara takılma. O şartlar, bu ânın şartları ve senin bugüne kadarki tecrübelerinle geliştirdiğin inançların. Hepsi bu. İçindeki o BAMBAŞKA SENle tanışmadın, onu keşfetmedin daha. O SEN, seni hep mutlu edecek, yalnız bırakmayacak; emin ol. Kendine tutun. Başlangıçlar insanı diri tutar. Bitişlere tutunursan, düşersin. İÇİNDEKİ SENe şans ver. Seni utandırmayacağını göreceksin."

DİP'in ve İllüzyon'un yazarı, Didem Deligönül


Muhteşem Kadınlar - Ümmiye KOÇAK

YAZAR : Cumartesi, Temmuz 02, 2016
Geçtiğimiz nisan ayında "Kadının Adı Var" isimli bir gösteriye gittiğimden bahsetmiştim , merak edenler için TIK TIK. 
İşte bu gösterinin baş kahramanı (kendisi yoktu ama, video röportajı sayesinde tanıdık) Ümmiye KOÇAK'tan bahsedeceğim bugün. Aşağıdaki yazı www.kadininadivar.com sitesinden alınmıştır. Ayrıca youtube'da videolarıda var, izlemek isterseniz.
 Bu muhteşem kadını tebrik ediyorum ve hepimize ilham vermesini diliyorum. Bir şeyi yapamayacağınızı düşündüğünüzde hatırlamanız dileğiyle:))))
ümmiye koçak

1957 yılında Adana’da Çelemli Köyü’nde doğan Ümmiye Koçak, okumayı çok istemesine rağmen 10 kardeş oldukları için ilkokuldan sonra okula gönderilmedi. Ümmiye Koçak, ilkokulu bitirdikten sonra okuduğu kitaplarla kendisini geliştirdi. İlk okuduğu kitap Maksim Gorki’nin “Ana” adlı kitabı oldu. 

Evlendikten sonra Mersin’in Arslanköy’üne taşınan Koçak, köy kadınlarının yaşadıklarını tüm dünyaya göstermek için, 2001 yılında “Arslanköy Kadınlar Tiyatro Topluluğu’nu kurdu.
Topluluğun sahneye ilk koyduğu oyun Remzi Özçelik’in “Taş Bademleri” adlı oyunu oldu. Grup, daha sonra kendi hikâyelerinden oluşan bir oyun derleyerek “Kadının Feryadı” adlı oyunu sahneye taşıdı. Ümmiye Koçak, “Hasret Çiçekleri” adlı oyunuyla 2006 yılında Sabancı Uluslararası Adana Tiyatro Festivali’nde sahne aldı. 

Koçak, daha sonra tarlalarda çalışarak kazandığı paraları biriktirerek kadına karşı şiddet sorununu anlatan “Yün Bebek” filmini yazdı ve yönetti. 49. Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde galası yapılan filmi Ümmiye Koçak’a New York Avrasya Film Festivali’nde “Sinemada en iyi Avrasyalı Kadın Sanatçı” ödülünü kazandırdı.
32 yıllık evli ve 3 çocuk annesi olan 57 yaşındaki Ümmiye Koçak bugüne kadar 11 tiyatro oyunu yazdı. Koçak, Arslanköy Kadınlar Tiyatro Topluluğu ile yaklaşık 500 kez sahneye çıktı ve oyunlarını Türkiye’nin dört bir yanında 30 bine yakın kişi izledi.
Ödülleri
·         Adana Uluslar Arası Tiyatro Festivali Ödülü
·         Ankara Uluslar Arası Tiyatro Festivali Ödülü
·         Darüşşafaka Eğitim Kurumları Girişimcilik Ödülü
·         Bornova Uluslar Arası Kadın Sanatcıları Festivali Ödülü
·         Toros Koleji Eğitime Destek Ödülü
·         Sivil Toplum Örğütleri (kader) Kadında Şiddete Hayır Destekleme Ödül
·         Mersin Sanayicileri ve İşadamları Derneği (MESİAD) Yılın Sanat Ödülü
·         TİKAV- 2012 Anneler Okulu projesine destek ödülü
·         Samsun sivil toplum örgütü girişimcilik ödülü
·         New York Avrasya Film Festivali: Sinemada En İyi Kadın Sanatçı ödülü

Kadının Adı Var

YAZAR : Perşembe, Nisan 07, 2016
Merhaba
Dün bu 3 tatlı bayanın gösterisine gittim. Bir şekilde yolları kesişen bu 3 kadın birlikte bir yola çıkmışlar. Kadınlara ilham vermeye, farkındalıklarını arttırmaya, rehber olmaya, cesaretlendirmeye adamışlar kendilerini. Onlarla sohbet etme fırsatı bulamadım ama bir dahaki sefere inşallah. 

 
Banu Özkan Tozluyurt Eğitim Danışmanı. Firma eğitimleri ve kişisel gelişim eğitimleri veriyor. Bir kızı var ve gösteride "kızım için, geleceğin kadını için daha güzel bir dünya bırakmak için yola çıktım" diyor.

 
Özge Uzun TV Programcısı ve yazar. Ses tonu ve konuşması çok hoş. Televizyonda görmüşsünüzdür mutlaka. Haber spikerliği , program sunuculuğu falan yapıyor. Engelli bir çocuğu var ve özellikle bu konularda seminerler veriyor.

Ebru Tuay Üzümcü Psikolojik Danışman, Aile Danışmanı ve yazar. O da televizyonda program yapmış. İki çocuk annesi.

Bunlarda Kadriye ve Fatma. Namı diğer Biz kimiz kadınız ve Mavianne. Fatma gösteriyi yapan hanımlarla birlikte bir kitap yazmış. Oradan tanışıyorlar ve bana da o haber verdi. 
Birazcık gösteriden bahsedeyim ama birazcık. Çünkü gidin kendiniz izleyin. Ücretsiz gösteri yapıyorlar ve anladığım kadarıyla turne yapmaya başlamışlar. Davet edildikleri şehirlere gidip bu gösteriyi yapıyorlar. Bir de internet siteleri var. Ayrıntılı bilgiyi oradan öğrenebilirsiniz isterseniz. www.kadininadivar.com
Kendi hayat hikayelerinden başlayarak , kendi yaşadıklarından , çevredeki gözlemlediklerinden, ilham veren kadınlardan bahsediyorlar. Mesela gösterinin baş kahramanı Ümmiye Koçak isimli kadın köyünde tiyatro kurmuş, diğer kadınları da tiyatrocu yapmış Hamlet oynuyorlar. İnanılmaz hoş bir hikaye, bayıldım bu kadına ve yaptıklarına. Daha çok kadın yapmalı.
Gösteri genel olarak diyebilirim ki farkındalıkları arttırmak, cesaretlendirmek, dayanışma konularını güzel işlemiş. Daha çok şey yapılabilir mi? Kesinlikle. Eğer sizinde kadını destekleyen fikirleriniz varsa www.kadininadivar.com'a yazabilirsiniz. Kendi ilham veren hikayelerinizi de yazabilirsiniz. Mesela neler yapabiliriz kadınların daha iyi şartlarda yaşamaları için, şiddet görmemeleri, ezilmemeleri, eğitimli olmaları konularında. Ben Amerika'da başlatılan bir kampanyayı görmüştüm geçen yıllarda. Heforshe kampanyası. Yani kadınlar çevrelerindeki erkeklere "sen olmadan kadın hakları olmaz diyorlar. Eşlerine, ağabeylerine, çocuklarına, babalarına "sen desteklemeden kadın hakları olmaz" diyorlar ki kesinlikle katılıyorum. Yani erkekler yanımızda olmazsa daha güzel bir dünyayı başaramayız. Hem bu dünya hem erkeklere, hem de kadınlara güzel bir dünya olur o zaman.

Bir adımda biz atalım. İnsanlık için küçük ama kadınlar için büyük bir adım olur inanın. Küçücük, minicik bir hareket büyür büyür çığ gibi olur. Güzel şeyler büyüsün zaten çığ olsun, kaplasın hayatımızı. Hadi hep beraber elimizi taşın altına koyalım. Kızım için daha güzel bir dünya bende istiyorum. Oğlum için de tabii. Çocuklarımız için, gelecek için. 


Yer Yerinden Oynarmış Hah

YAZAR : Perşembe, Mart 17, 2016
Paramparça dizisini annem bizde kaldığı dönemde 1-2 kez izlemek zorunda kalmıştım. Sürekli zengin-fakir muhabbetinden bay geldiğinden de nefret etmiştim diziden. Ama Nurgül YEŞİLÇAY'ı çok severim. Başarılı bulurum. Erhan Petekkaya'nın da karizmatik olduğunu düşünürdüm ama Nurgül'e yaptıklarından sonra gözümden düştü. Çok üzülmüştür eminim benim gözümden düştüğüne ama ne yapalım o da yapmayacaktı böyle .
www.gunlukbasagrisi.blogspot.com blogunda gördüm ve Nurgül Yeşilçay'ın Ayşe Arman'la röportajını ve konuyu da oradan öğrendim diyebilirim. Konuyu okuyunca da tüm feminist duygularım tavan yaptı ve "paylaşmalıyım" dedim.
Kadın olmak çok zor ülkemde. Aslında dünyada da . Ama susmazsak, kendimizi savunursak ve birlik olursak daha güçlü oluruz.
Aşağıdaki röportajı okuyun derim ama okumak istemezseniz konuyu size özet geçeyim.
Bir süredir magazin programlarında Nurgül Yeşilçay'ın diziden ayrılacağı, Erhan Pettekkaya ile anlaşmazlık yaşadığı , bu yüzden ayrılacağı falan çıkıyordu. Sonra Nurgül Yeşilçay ayrıldı diziden ve reytingler düşünce Erhan Petekkaya "Nurgül Yeşilçay'ın diziden neden ayrıldığını açıklarsam yer yerinden oynar" diye bir açıklama yapmış. Nasıl bir ego, kendini aşırı önemseme halleriyse artık . Bu açıklamanın üzerine Nurgül de gitmiş röportaj yapmış. Kendisi de kadın haklarını çok savunur bilirim. Korkmamış, dimdik cevap vermiş . Aferin diyorum. Ayrıntıları okuyun bence ama ne olmuş ta yer yerinden oynarmış onu söyleyeyim. Dizide iki sevgiliyi oynadıkları için Nurgül demiş ki "öpüşmemiz gerek, gerçekçi olmamız için". Erhan da "yok ben öpüşmem, Anadolu gittikçe daha muhafazakar oluyor, hoş karşılanmaz. Sende amma meraklısın öpüşmeye, sen zaten alışıksın böyle şeylere" demiş. Konu bu yani. Ama röportajı kesinlikle okuyun derim. Sinir olacaksınız. Kadına yönelik şiddet bu da bir tür.


Muhteşem Kadınlar

YAZAR : Cuma, Aralık 04, 2015
Merhabalar
Blogum da uzun zamandır düşündüğüm "muhteşem kadınlar" yazı dizisi başlatmak istiyorum. Kadın hikayeleri anlatacağım. Sizlerden de destek bekliyorum. Tanıdığınız muhteşem kadın hikayelerini burada paylaşalım. Ünlü, ünsüz ,sokakta ki , evde ki,herhangi bir yönüyle takdir ettiğimiz tüm kadınlar olabilir.
Dünyaca ünlü olabilir ,sadece siz tanıyor olabilirsiniz.Anneniz olabilir, kendiniz olabilirsiniz.İlham verecek öyküler olması yeter.


   
Çünkü Biz Kimiiiiz? Kadınııııız!


Marilyn ve Rabia

YAZAR : Salı, Temmuz 14, 2015

MARİLYN VE RABİA

Marilyn Monroe, ölümünün üzerinden geçen yarım yüzyıla rağmen hâlâ bir efsane.

Gayri meşru olarak dünyaya gelen ve annesini tımarhanede yitiren Marilyn’nin, mutsuz bir çocukluk geçirdiği ve bakımevlerinde istenmeyen bir eşya gibi görülme duygusuyla yaşadıkça didiştiği bilinir.

Rabia’yı ise, Diyarbakır’da bir aşiret reisi olan Hacı Hüseyin’in kızı olmasına rağmen, aile çevresi dışında kimseler tanımaz.
Rabia, Marilyn’e kıyasla, ailesiyle birlikte mutlu bir çocukluk geçirmiş, beş kardeşin en güzeli ve en küçüğü olarak bir dediği iki edilmemiştir.

Bu iki kadının Hollywood kökenlisi, gençlik yıllarından itibaren ünün doruğuna çıkmış, baş döndürücü bir popülerlik ve servet edinmiş, dilediği erkekle birlikte olup fırtınalı aşklar yaşamıştır.

Rabia ise, ergenlik dönemine geldiğinde taliplerinden Sefer’e, o yılların törelerine uygun biçimde -başlıkla- gelin edilmiştir.

Marilyn, üç kez evlenip onlarca erkekle flört ederken, Rabia ise eşi Sefer’e varlığını armağan edip, o günden itibaren yazgısına itaatle boyun eğmiştir.

Daha sonra Rabia’nın kocası Sefer, bir ömrün yoksullukla geçmeyeceğine karar verip, birkaç yıl içinde Almanya’ dan zengin bir adam olarak döneceğine Rabia’yı ikna etmiş ve Almanya’da otomotiv sektöründe işçi olarak çalışmaya başladığında, Rabia ise kaynanası ve iki çocuğuyla acı dolu günleri, yılları saymaya koyulmuştur.

Marilyn, geniş salonlarda onlarca erkeğin iltifatlarıyla şuh kahkahalar atarken, Rabia ise şirret bir kaynananın bekçiliğinde her gün ağlamayı yazgı bilmiştir.

Rabia, evinin perdelerini açamaz, dış kapısının önünü bile -bir başka erkeğe bakmasın diye- süpüremez olmuştur.Kaynanası ve kayınları, Rabia, Sefer’i “namusuyla” (!) beklesin diye onu birkaç günde bir tokatlamayı da huy edinmişlerdir.

Bütün gazeteler Marilyn’in bir “narsisist” olduğunu yazarken, Rabia’nın ise hiç seçmeden, hiç istemeden Diyarbakır’ın varoşlarında bir “mazoşist” olabildiğini kimseler bilmemiştir…

Üç yıl sonra Almanya’dan döneceğine söz vererek giden sefer, her yıl sadece on beş ila yirmi gün tatilegelebilmiş ve Rabia’nın bütün sitemlerine rağmen “iki daire ve bir ekmek fırını parası biriktirmeden Diyarbakır’a dönemeyeceğini,” söyleyerek ona sadece “sabır” dilemiştir…

Marilyn, fırtınalı yaşamından dolayı psikolojik tedavi görmeye başlarken, Rabia ise bir kaynana ve iki çocuğu ile dört duvar arasında silik ve dingin, bunaltıcı yıllar geçirmekten giderek psikolojik bir vaka haline gelmiştir.

Onu tedavi eden de olmamış, aradan upuzun on yıl geçmiş ve Sefer, iki daire, bir de ekmek fırını parası biriktirip nihayet- Almanya’dan dönmüştür.

Kaynanası ve kayınbiraderleri görevlerini yapıp (!) tam on yıl boyunca Rabia’nın yanına bir erkek sineği bile yaklaştırmayarak, onun bedenini Sefer adına bir yetkiyle korumuşlardır.Bedenini korumuşlardır ama, Rabia’nın ruhsal durumu yıllarca yaşadığı intihar boğuntularıyla artık paramparçadır…

Marilyn, çevresinde şöhreti ve parası için dolaşan yüzlerce insandan hangisinin gerçek dost, hangisinin sevgili olduğunu kalabalığın kuşatmasında anlayamadığı için tedavi görürken, Rabia ise on yıl süren upuzun bir yalnızlıkta sadece Sefer’in adını sayıklamaktan bir şizofrendir artık…

Marilyn, Saint Exupery, Dostoyevski, Miller okurken ve Miller’le flört ederken, ilkokul çıkışlı Rabia ise Sefer’i beklediği günlerdeki yalnızlıkta çocuklarının hikâye kitaplarını okumuş, radyo programları, haberlerden vb yerlerden Napolyon’un, Gorbaçov’un kim olduklarını öğrenmiştir.

Diyarbakır’a yıllar sonra dönen Sefer, artık Rabia’yı tanıyamamaktadır; çünkü Rabia, her sabah Napolyon Bonapart’ın selamını Gorbaçov’a ulaştırmak üzere evden çıkmakta ve Sefer’in Almanya’dan getirdiği fötr şapkayı giyip, dudaklarının kıyısına bir sigara iliştirip düşsel olarak kurguladığı ordulara kendince komutlar vermektedir.

Belki de kendini hep arzuladığı bir özgürlüğün kollarına böyle bırakmaktadır; artık şuursuzdur…

Rabia’yı bir süre gözleyen Sefer, anasına, artık Rabia’nın kendisine kadınlık yapamaya cağını, bu yüzden yeni bir evlilik için genç ve güzel bir kadın bulmasını söyler. Başlık parası fazlasıyla ödenir ve kırk beş yaşındaki Sefer’e on yedi yaşlarında bir kız bulunur civar köylerden; incecik, gencecik bir kız.

Rabia, artık otuz yedi yaşına gelmiş ve yıllarca evde oturmaktan hayli kilo almış bir delidir (!) Sefer, küçük bir oda tutar Rabia ve çocuklarına; kendisi de genç eşiyle yeni aldığı daireye çekilir. Rabia’yı bağlamak da bir çözüm getirmez ve kaldığı evin duvarları dışında ne varsa her şeyi paramparça ederek dışarı, sokaklara kaçar durur…

Rabia, artık Diyarbakır’ın muhtelif semtlerinde kâh Napolyon’un askerlerine komutlar verirken, kâh yollarda, kaldırımlarda oturup bir başına ağlarken görülmektedir. Artık kocası Sefer’in hiçbir işine yaramayan Rabia’nın onuru ve delirmiş yalnızlığı ne kaynanasının ne kayınbiraderlerin umurunda değildir…

Rabia, bir akşam Diyarbakır’ın Dağkapı semtinde SSK hastanesi bitişiğindeki askeri karargâh civarında yürürken, nasılsa kırmızı şapkalı kızın büyükanne kılığına giren kurt tarafından yenmek üzere olduğunu düşler. Kırmızı şapkalı kızın kulübesi ise, askeri karargâhın içindeki karanlık alandadır.

Rabia, arkasında yürüdüklerine inandığı Napolyon’un askerlerine komut verir ve kırmızı şapkalı kızı kurtarmak üzere tel örgülerle çevrili yasak alana girer…

Nöbetçi askere, karargâha parolasız girmeye kalkan olursa ona vurması emredilmiştir. Asker uyarır, bağırır, ama kırmızı şapkalı kızı kurtarmaya giden Rabia, o an hiçbir şey duymaz…
Nöbetçi askerin önce bir, ardından ik kurşun Rabia’nın bedenine isabet eder.Rabia, vurulup yere düşerken bile hâlâ Napolyon’un askerlerine komutlar vermektedir.

Namlusundan dumanlar çıkan nöbetçi er, onun mırıldandıklarından hiçbir şey anlamaz.Askerin onun hakkında bildiği tek şey “dur” ihtarına uymadığıdır…
Nöbetçi er, siyasal gerilimin alabildiğine boyutlandığı o günlerde olağanüstü hal bölgesi kapsamındaki Diyarbakır’daki kışla nöbetinde, aklınca kendisine verilen “emre itaat” etmiştir(!)

Rabia, sonraki gün sahipsizler mezarlığına gömülür ve o yıl bazı insan hakları dernek ve kurumlarının yıllıklarının Güneydoğu’daki “yargısız infaz”lar listesinde adı geçer.
Oysa ki ölümü değil, asıl Rabia’nın yaşamı bir yargısız infazdır…

Bu iki efsane kadın, benim kalbimde yıllar yılı ev sahibi gibi oturup kalmışlardır ve daha kalmaktalardır.Çünkü Marilyn, biricik platonik aşkım, Rabia ise öz teyzemdi benim…

Sevgili Marilyn, Cemal Süreya’nın dediği gibi, “şimdi cehennemde Nietzsche’nin metresi olmalıdır”; anamın kara gözlü bacısı Rabia ise, belki cennette bile hâlâ Sefer’i sayıklamaktadır…

Yılmaz Odabaşı – Sevginin Herkesten Şikâyeti Var adlı kitabından alıntıdır.

BETÜL MARDİN'DEN KADINLARA ÖĞÜTLER

YAZAR : Çarşamba, Şubat 05, 2014
82 YAŞINDAKİ BETÜL MARDİN"DEN KADINLARA ÖGÜTLER







1. Her sabah spor yapacaksın. Günaşırı filan değil evladım. Her sabah.

2. Hep çalışacaksın. Üreteceksin. Beynin meşgul olacak, hep koşturman gereken işler olacak.

3. Günceli takip edeceksin. Haber izle, dergi, kitap, gazete oku. Gündemi yakala. Her konuda kendini update et. Yeni çıkan kitapları da bil, yeni açılan lokantaları da, bu sene moda olan renkleri de.

4. Evlilik ise şart değil, kafanı takma. Gerekli de değil. Hatta şöyle söyleyeyim: One problem less! (Bir problem eksik!)

5. Çocuk meselesine gelince... Ha işte, burada akan sular duruyor. Yapabiliyorsan yap. Birini bu kadar çok sevmek, onun sorumluluğunu taşımak sadece onu değil, seni de mutlu eder. Doğurmayacaksan, evlat edin. O zaman da senin çocuğun değişen bir şey yok. Evlat edinmeyeceksen de, manevi çocuğun olsun, birini okut, geleceğini şekillendirmesine yardımcı ol.

6. Günde bir kere et ye. Mutlaka her öğün sebze ve meyve ye. Kusura bakma, ben tatlı severim. Tatlıdan uzak dur diyemeyeceğim!

7. Ölümden sonra yaşamak istiyorsan, günlük tut. O küçük notlar, hem kendi hayatının tanıklığı, hem de yarına kalan bir bilgi kaynağı. Mesela benim babam, hiç düşünmeden 60 sene boyunca her gün Ece Ajanda'sına o gün olanları yazmış. Hâlâ açıp okuyorum ve çok faydalanıyorum.

8. Olumlu olacaksın.

9. Bazı şeyleri kabul edeceksin. Bütün kadınların seni sevmesine imkân yok! Demek ki bazı kadınlara dikkat edeceksin.

10. Erkeklere gelince, aynı anda birkaçını sevmeyeceksin. Ama onların böyle bir yeteneği ve şerefsizliği olduğunu bileceksin!! !

ALINTIDIR.
Blogger tarafından desteklenmektedir.