ilham veren kadınlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ilham veren kadınlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

İlham Veren Kadınlar - Rüzgar Mira OKAN

YAZAR : Pazartesi, Ekim 22, 2018



Son zamanlarda Rüzgar Mira Okan'ın youtube kanalında ki tüm videoları izledim. Mesela yukarıda paylaştığım video çok motive edici . Diğer videoları da öyle aslında. Konuşma tarzı , hayata bakış açısı verdiği mesajlar çok güzel.
Peki kimdir Rüzgar Mira Okan ?
ruzgarmiraokan
Kendi internet sitesinden alıntı paylaşıyorum sizlerle.

"Kişisel Marka, Stil ve İmaj Uzmanı, Konuşmacı, Danışman
Kişisel Marka, Stil ve İmaj Uzmanı Rüzgar Mira OKAN ODTÜ’den mezun olmuştur. Kurumsal iş dünyasında mühendislik, satış, pazarlama, satınalma, müşteri yönetimi alanlarında çalışmıştır.
Amerika Georgia State Üniversitesinde Marka ve Algı Yönetimi ve University of Arts London, London College of Fashion’da Moda ve Stil yüksek öğrenimini görmüştür.
Uzman konuşmacı ve danışman olarak; Kişisel Marka ve Algıla(n)ma Yönetimi, İtibar, İlk İzlenim, Stil, Kurumsal Stil, Marka ve 5 Duyu, Profesyonel İmaj Yönetimi, Renkler ve Kombin, Medya Önü Görünüm, Giyim Kültürü, Lüks Marka, Moda ve Trendler, İş Kültürü konularında çalışmaktadır. Giyimde Gusto, Giyinme Sanatı ve Estetik, Gardırop Yönetimi, Erkek Giyimi ve Styling, Zarafet özel ilgi konularıdır. Türkiye’de ulusal ve uluslararası birçok büyük marka için çalışmakta, seminer ve eğitimler vermekte, workshoplar düzenlemekte, “entertainspeech” eğlendiren sahne konuşmaları yapmaktadır.
Profesyonel iş yaşamındaki bir çok kişiye de kişisel marka ve stil danışmanlığı hizmeti sunmaktadır. Bir çok üniversite ve kongrede konuşmacı olarak yer almıştır.
Rüzgar Mira OKAN 2011 yılından bu yana İstanbul Moda Akademisi’nde akademik olarak ders vermektedir. T.C. Ekonomi Bakanlığı tarafından onaylı eğitmen ve danışmanıdır".
Youtube da tesadüfen bir videosuna denk geldim ve sonra diğer tüm videolarını izledim. Çok zarif , güzel mesajlar vermek niyetinde, güzel ve akıcı konuşan bir kadın. 
Eğer biraz motivasyona ihtiyacım var diyorsanız kendisini izlemenizi öneririm. Böyle ilham veren kadınların daha çok olması dileğiyle.


Edebiyatın Öncüleri, Kız Çocukları İçin Yazdı

YAZAR : Salı, Ekim 16, 2018
11 Ekim Dünya Kız Çocukları Günü için edebiyatımızın öncüleri kız çocukları için bir roman yazmışlar. Bununla ilgili Hürriyette yayınlanan röportajı paylaşmak istedim sizlerle. Ben çok sevdim hikayeleri. 
Hürriyet Gazetesi Gizem Coşkunarda Haberi

Edebiyatın öncüleri, kız çocukları için yazdı

11 Ekim Dünya Kız Çocukları Günü’nü sahiplenen ve bu alanda önemli çalışmalar yürüten Aydın Doğan Vakfı, bu yıl konferansa özel bir kitap yayımladı. Türk edebiyatının usta kadın yazarları kitap için bir araya geldi ve ‘Güçlü Kızlar Güçlü Yarınlar için İlham Veren Öyküler: Ben İstersem’in doğuşuna öncülük etti. 9 kadın yazarın öykülerinden oluşan kitap, küçükten büyüğe tüm okurlar için kadın-erkek eşitliğinin altını çiziyor. Yazarlarla buluştuk, öykülerini ve kendi çocukluklarını konuştuk.

GÜLTEN DAYIOĞLU
Geride bırakılan kız
Edebiyatın öncüleri, kız çocukları için yazdı


Anne ve babası Almanya’da yaşayan ve kendisi ninesiyle Türkiye’de kalan bir kız çocuğunun öyküsünü anlattım. Ailesi kızımızı ve onun kız kardeşini bırakıp erkek çocuklarını alarak Almanya’ya giderler. Dört yıl sonra Türkiye’ye izine gelecekleri haberi gelir. Kızımız buna çok sevinir. O gün öğretmeni tüm öğrencilerden onları sevindiren bir hikâye yazmalarını ister. Kız da öğretmenine “Beni sevindiren bir anım yok ama yakında çok sevindirecek bir anım olacak, onu yazabilir miyim?” diye sorar. Annesini babasını ne kadar özlediğini anlatan öyküde onlara nasıl hasretle sarıldığından bahseder. Aile geldiğinde ise kızımız cinsiyet eşitsizliğiyle karşılaşır ve beklediği ilgiyi göremez.
Babam benden utanırdı
Ortamda bir sessizlik olunca “Aa kız çocuk doğdu, konuşsanıza” derlerdi, hâlâ daha denilen yerler var. Bunun gibi birçok söylem ve davranışla büyüdük biz. En acısı da babam beni hem annemden kaçırdı hem de kız olmamdan utandı. Beni berbere götürürdü, kahveye götürürdü, yanından ayırmazdı. Bir gün birileri ne dediyse, aldı terziye götürdü ve pantolon-ceket diktirdi. Tutucu Kütahya halkı ilk defa bir kız çocuğunun pantolon giydiğini gördü. Saçlarımı da erkek tıraşı kestirdi ve beni peşinden her yere kendince daha rahat sürüdü. Benden utanıyordu kısacası. Hal böyle olunca bu projeye de dört elle sarıldım. Bugüne kadar yazdığım tüm kitaplarımda da kızlarımı ön plana çıkardım.
ŞEBNEM İŞİGÜZELBabaannemin bavulu
Edebiyatın öncüleri, kız çocukları için yazdı
Dünyayı gezmek isteyen bir kız çocuğunun öyküsünü anlattım. 10 yaşındayken bir kız arkadaşıma dünyayı gezmek istediğimi söylemiştim, o da bana “Ama biz kızız, bunu yapamayız” demişti. Oysa ben şanslıydım cinsiyetimden dolayı, ötelenmediğim bir ailedeydim. Cevap olarak “Ama benim babaannemin bavulu var” demiştim. Benim babaannem seyahat etmeyi seven bir kadındı, ben bunu görerek büyüdüm ama belli ki onun gördüğü başkaydı.
1927’den beri aynı soru
Ailemde cinsiyet ayrımı yaşamadım ama etrafımda birçok kez tanık oldum. Dolayısıyla hikâyemde bahsettiğim o bavulu olan kadınlar, aslında hemcinsleriyle beraber dayanışma halinde bu ülkede çok şey yaptılar. Kadın hareketi öncüsü olarak sayacağımız birçok isim var; Nezihe Muhiddin, Fatma Aliye, Halide Edip Adıvar, Şirin Tekeli, Duygu Asena gibi... Yani bu topraklarda kadınlar hep mücadele ettiler. Bugün belki sokaktayız ama şortla minibüse binince durum değişmiyor, bugün de aynı. Belki eğitim alıyoruz ama ücret eşitsizliği yaşıyoruz mesela. Gazeteci Sabiha Sertel 1927 yılında kendisinin değil yanında çalışan hademenin erkek olduğu için şahitliğinin kabul gördüğü bir olay sonrası çok kıymetli bir soru sorar; “Ben insan değil miyim” der. 1927’den beri aynı soruyu soruyoruz.
İPEK ONGUN 
Edebiyatın öncüleri, kız çocukları için yazdı
‘Asla Asla Vazgeçme’ 
Tanıdığım genç bir kadından esinlenerek yazdım. Onun böylesi bir çaba içine girmesi ve mücadelesi beni iki açıdan derinden etkilemişti. İlki, evlenip anne olduktan sonra da olsa çalışıp bir şeyler üretme gayreti içinde olması. İkincisi, yakın çevresindeki arkadaş ve akrabalarının cesaret kırıcı söylemlerine direnip inandığı yolda yürümeye devam edebilmesi.
İlle de ayrım yapılacaksa...
Ailemde ciddi bir cinsiyet eşitsizliği yaşamadım, olsa olsa daha korunaklı yetiştirildim diyebilirim. Eğer ille de ayrım yapılacaksa, bunun kız çocukları lehine olması gerektiğini düşünüyorum. Nedenini de, şu özlü sözlerle özetleyebilirim: Bir erkeği yetiştir, toplum bir birey kazanır. Bir kadını yetiştir, toplum bir aile kazanır. Kız çocuklarının eşit koşullarda ve iyi yetiştirilmesi sadece o ailenin değil, onun uzantısı olan toplumun ve o ülkenin düzeyini belirler.
CANAN TAN 
Yılmadan devam etmek
Edebiyatın öncüleri, kız çocukları için yazdı
Hikâyemdeki kızın el sanat becerisi çok yüksek. Değişik boyamalar, dikimler yapıyor, tişörtler tasarlıyor. Arkadaşları da ona hevesli bir şekilde “Sen bunları yap ve bize sat” diyor. Kahramanımızı babası da teşvik ediyor ve bir sürü masraf yaparak malzeme alınıyor. Yapılan ürünler arkadaşlara satılıyor ama bazı engellerle karşılaşıyor kızımız. Babasının da yardımıyla yılmadan etkinliklerine devam ediyor.

Eşitlik bir gün gelecek
Ben şanslı bir kadınım. Babam 7 erkek kardeşmiş ve annemle evlendiğinde, “Yedi altın perçemli erkek çocuk da doğursan bana havadır, ben bir kız çocuğu istiyorum” demiş. Son derece değer verilen bir çocukluğum oldu. Kızımı da aynı şekilde yetiştirdim ve kendisi de son derece başarılı bir kız. Benim bir oğlum da var, eşitlikten yanayım. Ankara’nın doğusuna gittiğiniz anda bile bu projeleri uygulayamıyoruz. Yine de bu tarz işlerle eşitliğin olduğu günler gelecek.

FEYZA HEPÇİLİNGİRLER 
Edebiyatın öncüleri, kız çocukları için yazdı
Kendi hikâyemi anlattım
Masallarda bile prensesler bir prensin gelip kendini kurtarmasını bekler. Bunları öğreterek çocukların beynini yıkıyoruz. Öykümde Feride adlı bir kızı anlattım. Yazar olmak istiyor ama işe nereden başlayacağını bilemiyor. Yazar olmaya da ‘Küçük Kadınlar’ romanındaki Jo’dan etkilenerek karar veriyor. Öğretmeninin tavsiyelerine uyup yazmaya başlıyor ama bir yığın engelle karşılaşıyor. O engelleri birer birer yenmeye çalışıyor. Hikâyenin sonunda çocuklara “Acaba Feride yazar oldu mu, ne yapmıştır?” diye soruyorum. Kimse bilmez ama benim bir diğer adım Feride’dir. Çok hakiki bir öykü olan kendi hikâyemi anlattım.
Çocukluğum kolay değildi
Hikâyemde anlattığım gibi ben de kolay bir çocukluk geçirmedim, bir sürü engelle karşılaştım ama sonunda yazar oldum. Kız çocuklarına öncelikle özgüven vermemiz gerekiyor. Ezilmeyi ailede tanıyorlar ve bir kader olduğunu kabul ediyorlar. Abisinden, erkek kardeşinden farklı olmadığını ve hatta bir canlı dünyaya getirebilme yeteneğine sahip olduğunu, bu yeteneğin ona üstünlük verdiğini öğretmemiz, kavratmamız gerekiyor.

Edebiyatın öncüleri, kız çocukları için yazdı
Artık bana da lay lay lom
Kahramanımız bir yer değiştirici iksir üretiyor ve bu iksiri piyasaya sürüyor. Bir gün gazetelerin, televizyonların onunla röportaj yapacağına emin. O yüzden ilk röportajında söyleyeceklerini öykünün içine not düşüyor. Ben çekileyim, kahramanımız anlatsın: “Anne-babam bana sürekli ‘Sen kızsın, yapamazsın’ diyorlardı ama abime asla ‘Sen erkeksin, yapamazsın’ demiyorlardı. Abime evde hiç iş yaptırılmazken, bana her gün sorumluluk adı altında dünyanın işi yaptırılıyordu. Abime hayat lay lay lom’ken, bana bildiğin eziyetti. Bana da lay lay lom olsun istedim ve bu ürünü icat ettim.”
Gelecek imarı cinsiyete göre yapılmaz
Bizler “Kızın mı var derdin var” serzenişlerinin içinde büyüdük. Şu kitaptan haberdar olduğumuza göre, şu haberi okuduğumuza göre, Dünya Kız Çocukları Günü’nün varlığını bildiğimize göre doğrunun farkındayız aslında. Ama hafızamızdaki izler, geçmişte ve bugün içinde yaşadığımız kültür ortamı müsaade etmiyor bildiğimiz doğruyu uygulamaya. Oysa mesele basit. Evlat evlattır; bunun kızı, oğlanı olmaz. Sevgi, ilgi, alaka cinsiyete göre taksim edilmez, gelecek imarı cinsiyete göre yapılmaz.
Edebiyatın öncüleri, kız çocukları için yazdı
Farkımız yok birbirimizden
21. yüzyılda cinsiyet eşitliği için hâlâ mücadele ediyorsak, yöntemlerimizi ve söylemlerimizi biraz değiştirmeliyiz belki de. Yazarken eşitlik istemekten değil, aramızda fark olmadığını söylemekten yola çıktım. Böylece hikâye de, ‘hayatta pek çok şeyin, kız ya da erkek olmakla ilgisi yoktur’ tezine dayandı. Küçük bir kızın, Güner Amca dediği yaşlı bir terziyle yaptığı hem komik hem sorgulayan sohbetiyle başlıyor öykümüz. Bana ilham veren; yıllarca arazilerde, köylerde, su sondajlarında severek yaptığım jeoloji mühendisliği oldu.
Kız-erkek değil, birey
Ben ailemden cinsiyetçi bir ayrım görmedim. Ama çevremde bunun örneklerine sıkça rastlardım. Toplumda yanlış örnekler çoksa, sizin birey olarak doğruyu yaşamanız yetmez. Ailelere vereceğim en önemli mesaj, çocuklarını kız ya da erkek olarak değil, birey olarak görmeleridir. Onların kendilerini yeterli bulmalarını; akıllarına, duygularına, becerilerine inanmalarını sağlamalılar. O zaman cinsiyetlerimizi değil, mühendislerimizi, sanatçılarımızı, öğretmenlerimizi, ekonomistlerimizi, yazılım uzmanlarımızı, pilotlarımızı daha doğrusu ‘insanlarımızı’ konuşuyor olacağız.
Aydın Doğan Vakfı Yürütme Kurulu Başkanı Candan Fetvacı
Çocuklar için rol model önemli
Edebiyatın öncüleri, kız çocukları için yazdı
Eski hikâyelerde kız çocuklarının örnek alabileceği kadın kahramanlar az. Genelde erkek karakterlerin kahramanlıkları konu ediliyor. 9 kadın yazarımız, kadın kahramanları olan hikâyeleriyle ‘Güçlü Kızlar Güçlü Yarınlar için İlham Veren Öyküler: Ben İstersem’ kitabının doğuşuna öncülük etti. Kitabın lansmanını da gerçekleştirdiğimiz 11 Ekim Dünya Kız Çocukları Günü konferansına katılan çocuklara kitabı armağan ettik. Serisini çıkarmayı planlıyoruz. Vakıf olarak 2200 kitabı okullara ve yurtlara ayrıca armağan edeceğiz.

İlham Veren Kadınların Oyuncakları

YAZAR : Pazartesi, Ekim 01, 2018
Barbie bebekleri bilmeyen yoktur değil mi? Küçük bir kızken bir barbie bebeğim olsun çok isterdim ama olmadı:( Bende kızıma aldım, hatta birazcıkta kendime almış olabilirim:)
Barbie bebekler zaman zaman çok tartışıldı. Kızları çok zayıf olmaya yönlendiriyor, kadın algısını etkiliyor vb... konularında çok eleştirildi. Ama Barbie firması son zamanlarda güzel bir şey yapmış. Annelerle anket yapmış ve 8000 anne katılmış bu ankete. %86 anne demiş ki; "çocuklarımızın bir rol modele ihtiyaç var". Bunun üzerine firma 17 ilham veren kadının oyuncağını yapmış. Benim gönlümü çaldı bu olay. Daha fazla firmanın böyle duyarlı olmasını, topluma ve kadınlara faydalı işler yapmasını diliyorum.
 Türkiye'den de Sörf Şampiyonu Çağla Kubat var aralarında. Bu da ayrıca gurur sebebi.


Her ilham kaynağı kadına ait oyuncağın kutusunda, bu kadınların toplumu ne yönde etkilediğine dair eğitici bilgiler yazıyor.

Her ilham kaynağı kadına ait oyuncağın kutusunda, bu kadınların toplumu ne yönde etkilediğine dair eğitici bilgiler yazıyor.


Çağla Kubat, Sörf Şampiyonu

Çağla Kubat, Sörf Şampiyonu



Frida Kahlo, Sanatçı

Frida Kahlo, Sanatçı

Amelia Earhart, Havacılık Öncüsü

Amelia Earhart, Havacılık Öncüsü

Martyna Wojciechowska, Gazeteci

Martyna Wojciechowska, Gazeteci

Hélène Darroze, Dünyaca Ünlü Şef

Hélène Darroze, Dünyaca Ünlü Şef


Ashley Graham, Manken ve Vücut Aktivisti

Ashley Graham, Manken ve Vücut Aktivisti

Nicola Adams Obe, Boks Åžampiyonu

Nicola Adams Obe, Boks Şampiyonu

Hui Ruoqi, Voleybol Åžampiyonu

Hui Ruoqi, Voleybol Şampiyonu

Ava Duvernay, Film Yönetmeni

Ava Duvernay, Film Yönetmeni

Gabby Douglas, Jimnastik Åžampiyonu

Gabby Douglas, Jimnastik Şampiyonu

Chloe Kim, Snowboard Åžampiyonu

Chloe Kim, Snowboard Şampiyonu

Xiaotong Guan, Oyuncu ve Toplumsever

Xiaotong Guan, Oyuncu ve Toplumsever

Bindi Irwin, Çevreci

Bindi Irwin, Çevreci

Ibtihaj Muhammad, Eskrim Åžampiyonu

Ibtihaj Muhammad, Eskrim Şampiyonu

Leyla Piedayesh, Tasarımcı ve Girişimci

Leyla Piedayesh, Tasarımcı ve Girişimci

Sara Gama, Futbolcu

Sara Gama, Futbolcu

Yuan Yuan Tan, BaÅŸ Balerin

Yuan Yuan Tan, Baş Balerin

Katherine Johnson, NASA Matematikçisi ve Fizikçisi

Katherine Johnson, NASA Matematikçisi ve Fizikçisi

Patty Jenkins, Film Yapımcısı

Patty Jenkins, Film Yapımcısı


Başarılı Kadınlardan Tavsiyeler

YAZAR : Cuma, Şubat 02, 2018
Başarılı kadınların ilham veren 12 sözü


*Hayatımı şöyle keşfettim; sevmediğim her şeyi hafife alıyorum, nasıl olsa seveceğim bir zıttı vardır. 
Coco Chanel

Başarılı kadınların ilham veren 12 sözü

*İnandığınız şeyi yapmanız için süper güçlere sahip olmanız gerekmiyor. 
Debbi Fields, Mrs. Fields Bakeries Kurucusu

Başarılı kadınların ilham veren 12 sözü

*Diğer kadınların sadece başarılı olmasını istemeyin, bunun için ısrarcı olun. 
Gail Blanke, Lifedesigns CEO ve Yaşam Koçu

Başarılı kadınların ilham veren 12 sözü

*Korku ve risk alma duygularını zorlarsanız gerçekten inanılmaz şeyler olabilir. 
Marissa Mayer, Yahoo CEO

Başarılı kadınların ilham veren 12 sözü

*Risk alın, hata yapın. Bu şekilde gelişebilirsiniz. 
Mary Tyler Moore, Oyuncu

Başarılı kadınların ilham veren 12 sözü

*İnsanların ilerleyebileceğiniz yönünde şüpheleri varsa, onları duyamayacağınız kadar uzağa gidin. 
Michele Ruiz, Ruiz Strategies CEO

Başarılı kadınların ilham veren 12 sözü

*Tutkunuzun ne olduğunu hala bilmiyorsanız şunu unutmayın; dünyada bulunma nedenlerinizden biri odur. 
Oprah Winfrey, TV Programı Sunucusu

Başarılı kadınların ilham veren 12 sözü

*Birçok insan ne istediğini söylemekten korkuyor. İşte bu yüzden istediklerini elde edemiyorlar. 
Madonna, Şarkıcı

İlham Veren Kadınlar - Buket UZUNER

YAZAR : Salı, Kasım 07, 2017
Üniversite yıllarımda Buket UZUNER'in "Bir Siyah Saçlı Kadının Gezi Notları" isimli kitabını okumuştum tesadüfen. Ondan sonrasında tüm kitaplarını okudum diyebilirim. O kadar beğendim ki. Bugün bile hatırladığım , kitabın bana seyahat etme, özgür olma, yeni denizlere yelken açma isteği ve yapabilme ilhamı verdiği. Hatta babama bu konuda kafa tutmuşluğum bile vardır:))) Bana cesaret veren , ufkumu açan kitabın yazarı Buket Uzuner. 
buket uzuner hayatı ile ilgili görsel sonucu

Muhtemelen kendisi bana ve benim gibi kaç genç kıza ilham verdiğini bilmiyordur. Haaa ben yapabildim mi? Hayır ama yapabilme ihtimalini bile düşünmek beni mutlu etti. "Kız başına gidemezsin, yapamazsın" cümlelerini duymaktan körleşmiş zihnime ışık oldu. Bu o kadar değerli bir şey ki. Bir çok insanın sadece o ışığa ihtiyacı var bence. Bir çok kadının ihtiyacı var , özellikle kadınların.
Onun gibi kadınların daha çok olmasını diliyorum. Ve hepimizin kimlere ilham olacağımızı bilemeyeceğimizi ve güzel şeyler yapmaya devam etmemiz gerektiğini söyleyerek Buket Uzuner'i tanımaya geçelim.
www.buketuzuner.com sitesinde "hakkında" kısmında yazanları  alıntı yapıyorum aşağıya.

BUKET UZUNER

Romancı, hikayeci ve gezi yazarı Buket Uzuner 3 Ekim 1955 Pazartesi günü Ankara’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi, (Norveç) Bergen Üniversitesi,  (ABD) Michigan Üniversitesi’nde moleküler biyoloji ve çevre bilim eğitimi aldı. (Finlandiya) Tampere Teknik Üniversitesi ve O.D.T.Ü Çevre Müh.’de araştırmacı olarak çalıştı, ders anlattı.
Kuzey Sahra Afrikası, Kuzey Amerika, Kanada ve Avrupa’da uzun tren seyahatleri yapan ve yaşayan Buket Uzuner, gezgin, araştırmacı ve öğrenci olarak hayatını yurt dışında sürdürebilmek için kazandığı üniversite burslarına ek olarak yaşadığı ülkelerde çocuk bakıcılığı, garsonluk, çevirmenlik, barmenlik ve aşçılık yaptı. Tam zamanlı yazar olabilmek için akademik yaşamına son verince, sinema, turizm, reklam ve yabancı dil sektörlerinde çalışarak  hayatta kaldı.
Buket Uzuner, Türkiye Cumhuriyeti’nin 75. Kuruluş yılında  Türkiye üniversiteleri, basını, meslek kuruluşları ve 81 ilin valiliklerinden  oluşturulan jürinin oylarıyla ‘Cumhuriyetin 75 Başarılı Kadını’ndan biri olarak seçilmiştir.
Romanları sekiz dile çevrilen Buket Uzuner 1996 yılında (ABD) Iowa Üniversitesi’nin (IWP) onur üyesi olmuş, 2004 yılında da ODTÜ senatosu tarafında takdir belgesiyle onurlandırılmıştır.
Buket Uzuner’in Türkiye’de yayımlanmış kitapları
Hikaye:
  • Benim Adım Mayıs (1986),
  • Ayın En Çıplak Günü (1988),
  • Güneş Yiyen Çingene (1989),
  • Karayel     Hüznü (1993),
  • Şairler Şehri (1994),
  • Şiirin Kızkardeşi Öykü(2003)
  • Yolda (2009)
  • Bir Yılbaşı Hikayesi (2013)
Gezi:
  • Bir Siyah Saçlı Kadının Gezi Notları (1989),
  • Şehir Romantiğinin Günlüğü (1998),
  • New York Seyir  Defteri (2000)

Roman:
  • İki Yeşil Susamuru, Anneleri, Babaları, Sevgilileri ve Diğerleri (1991),
  • Balık İzlerinin Sesi (1993   Yunus Nadi Roman Ödülü) (1992),
  • Kumral Ada~Mavi Tuna (1998 İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Ödülü) (1997),
  • Uzun Beyaz Bulut- Gelibolu (2001),
  • İstanbullular (2007)
  • Uyumsuz Defne Kaman’ın Maceraları/SU (2012)

Biyografi:
  • Gümüş Yaz, Gümüş Kız (2002)

Deneme:
  • Selin ve Cem’le Yolculuklar    (2004)
  • Benim Adım İstanbul  (2011)
Çizgi Roman
  • İstanbullular (2011- çizer Ayşe Nur  Ataysoy)

Ilham Veren Kadınlar'la Röportajlar - Mavianne

YAZAR : Perşembe, Ekim 26, 2017


İlham Veren Kadınlar'la Röportajlar Serisinin 2.sini dün gerçekleştirdik. Sevgili mavianne Fatma Canbulat Erdem'le. Biz sohbet ettik ve çok keyif aldım umarım sizde keyif alırsınız.


"Gündüz gibi ışıyıp durmayı istiyorsan, geceye benzeyen varlığını yaka dur. Hz.Mevlana"

İlham Veren Kadınlar'la Röportajlar - Ayşe TUNCÖZ

YAZAR : Perşembe, Ekim 19, 2017
Blog dünyasına girdiğimden beri takip ettiğim www.duygusalzeka.blogspot.com blogunun sahibi Ayşe Tuncöz geçtiğimiz günlerde sağlıklı, diyet  yemeklerin yer aldığı bir kitap çıkarttı. Kendisini blogundan ve instagramdan yakınen takip ettiğim için kitap yazma sürecini biliyor ve çok takdir ediyordum. Kitabı şu an AMAZON'da çok satanlar listesinde. Kendisine bir mesaj atarak ünlü olmadan önce benimle röportaj yapmasını istedim. Sağolsun beni kırmadı ve mail yoluyla gönderdiğim sorularımı cevapladı. Bundan sonra blogumda "İlham Veren Kadınlar'la Röportajlar"  yapmak istiyorum ve ilk konuğum Ayşe TUNCÖZ. Ben cevaplarını ve hikayesini severek okudum. Umarım sizde seversiniz. Bir çok kadına ilham vermesini diliyorum. Yolun açık olsun Ayşe. 



*Ayşeciğim seni ilk olarak bloglarda keşfettim. Samimi dilin ve eğlenceli yazım tarzın bağımlılık yaptı bende ve seni  hep takip ettim . Daha sonra instagram furyası başladı . Seni instagramdan da takip ediyorum. Samimi ve espirili paylaşımlarını çok seviyorum.  Seninle röportaj yapmak istememin sebebi  yeni çıkardığın sağlıklı yemek tarifleri kitabın. Süreci yakından takip ettiğimi söyleyebilirim bu yüzden  ne kadar emek verdiğini biliyorum. Öncelikle  seni tebrik ediyorum. Ünlü olmadan ilk röportajı ben yapayım dedim:))) Sonra bize sıra gelmeyebilir. Sen benim için rol model bir kadınsın. Diğer kadınlar için de ilham vermeni istiyorum. Hikayeni bize anlatır mısın?  Öncelikle bize kendini tanıtır mısın?

Cok tesekkür ederim Kadriye’cigim. Su an bu yazdiklarini okurken yüzümde garip bir gülümseme var, niye biliyor musun? Icimden “Bu anlattigi kadin gercekten ben miyim? ‘Röportaj... Ünlü... Rol model... Falan’,  kim bu la?“ diye geciyor.J O kadar hızlı gelişti ki olanlar, hala şaşkınım ve inanamıyorum. Bir buçuk sene öncesi bana birisi “Ayşe, seneye sonbaharda bir kitabın çıkacak ve Jamie Oliver’le yanyana birincilik için kapısacaksınız” deseydi  “Hadi lennn” derdimJ

Benim kitap hikayem söyle: Ben 50 yaşındayım ve 47 yıldır Almanya’da yaşıyorum. Gelişimi hatırlamıyorum bile. İki oğlum var, evliyim. 24 yıldır bir çocuk hastanesinin psikiyatri bölümünde hemşire olarak çalışıyorum. Uzun yıllardan beri – bir çok kadın gibi- fazla kilolarla savaşmaktayım. Bir alıp, bir veriyorum. Geçen sene yaza doğru  dünyaca ünlü Weight Watchers zayıflama programına üye oldum. Online Community’sine katıldım, yani çok fazla sayıda üyesi olan, herkesin bir sürü paylaşımlarda bulunduğu , çok hareketli bir forum. Benim su an itibariyle 16.000’in üzerinde takipçim var orada (ama en az 4/1’i balon tabii, internet platformlarının çoğunda olduğu gibi)J. Geçen sene, henüz oraya yeni katıldığımda, o programın sunduğu yemekleri denemeye başladım. İyi güzel de, bir süre sonra Lazanyalar, çesit çesit Alman yemekleri yedikten sonra bir Türk olarak, “Yav yeter, nerde benim kuru fasulyem, kapuskam, dönerim, böreğim , kısırım” demeye başladım. Sonra dedim ki, “Yav ne dert ediyorsun, gir Amazona, az kalorili diyet Türk yemekleri içeren bir kitap al olsun bitsin.”
Yani yanında kalorisi yazan, tüm yemeklerimizin diyet versiyonları olan, diyet yaparken ya da daha sağlıklı beslenmek isterken kullanabileceğimiz  bir yemek kitabi aradım ama nafile. Bir tane bile bulamadım. O zaman iş başa düştü tabii ve tüm sevdiğim, her zaman yediğim yemekleri daha hafif şekilde pişirip, hepsinin kalori miktarını yazdım kendim için. Şekersiz tatlılar, az yağlı, az kalorili yemekler pişirmeye başladım ve bunlardan arada o platformda paylaşıyordum, belki benim gibi başka Türkler de vardır , sevinir  ve belki bu tarifleri beğenen Almanlar da olur diye.
(Bu arada bu yemeklerle 14 kiloya yakın vermiştim ama daha sonraları kitap stresiydi, tatildi, şuydu buydu derken biraz boşladım yine ve kiloların bir çoğunu almıştım, şu an yine devam ediyorum vermeye. Bir 10-15 kilo daha gitmesi lazım)

Tarifleri yayınladıkça çok olumlu tepkiler alıyordum. Daha fazla tarif istiyorlardı, ben de kendim için pişirip yediklerimi onlarla paylaşıyordum sürekli. En sonunda “Nolur bunları artık bir kitapta topla, cep telefonlarımızın hafızalari doldu artık screenshot yapmaktan” diyenler coğaldı. Gülüp geçtim, hiç ciddiye almadım. Takipçi sayım ve onların bu kitap isteği arttıkça (aylar sonra), “Acaba mı? Denesem mi? Olur mu ki? Nasıl olur ki?” diye düşünmeye başladım. Öncelikle fotoğraf sorunu vardı. Ben hayatında sadece cep telefonuyla fotoğraf çeken, kameradan falan hiç anlamayan biri olarak nasıl çekecektim ki bu fotoğrafları? Çünkü çok iyi olması gerekiyordu resimlerin ve Food fotography öyle hafife alınacak bir şey değildi, çok zordu. Fotografçı tutsam hem nasıl ödeyecektim onca işi, hem de ortak boş zamanlarımızı nasıl denk getirecektik. Onca yemekler için her gün saatlerce benim evde vakit geçirmesi gerekecekti. Bu durumda bizim kitap yıllar sürerdi.
Mutlaka kendim çekmeliydim fotoğrafları. Cesaret edip gerekli tüm aletleri, ekipmanı aldım. Bir fotoğraf kursuna, yani sizin Türkiye’de “Workshop”mu deniliyordu?;) Ona yazıldım, bir kaç hafta orada kamerayı kullanmayı, fotoğraf çekmenin önemli püf noktalarını  ve gerekli bilgilerini öğrendim az çok (Çok detaylı olarak hala bilmiyorum he!). Food fotography ile ilgili kitaplar aldım, videolar izledim, sürekli araştırdım, öğrendim, denedim.
Sonra uzman bir kisiyle birlikte yayın evleri için hazırlanması gereken, burada “Exposé” dediğimiz dosyayı hazırlayıp üç tane yayın evine yolladım. Birinden hiç cevap almadım, ikisinden red cevabı aldım. Gerekçekleri ise şöyleydi:”Böyle bir kitabın yeterince alıcısı olacağını düşünmüyoruz.”
Ama ben düşünüyordum. Geçerli sebeplerim vardiJ O yüzden hiç umudumu kırmayıp yoluma devam ettim.
Sonra biraz değişik, çok ufak, tek kişilik bir yayın eviyle anlaştım (kitap çıkana kadar yaptığı hizmetin ücretini alıyor ama ondan sonra çekiliyor ve kitabın tüm hakları sizde kalıyor. Tüm kazancı da. Tabii kitabın dağıtımıyla bizzat kendiniz ilgilenmek istemiyorsanız benim gibi, çünkü bu müthiş zor, hatta imkansız. Amazon kitap fiyatından %55 kesiyor kendine bunun için. (Evet , bence de “Oha!”)J  Tüm yemekleri pişirip kendim fotoğraflarını çektim, tarifleri ve her yemeğin dijital dosyalarını hazırladım, yayın evine yolladım. Kitabın içine, uzun yıllardır Alman blogumda yazdığım komik ve eğlenceli yazılarımdan, hikayelerimden de kattım 20 tane ve 13 Ekim 2017’de, yani 6 gün önce satışa çıktı. Gerisini biliyorsunJ (Cok uzun oldu, kusura bakma)



*Kitap yazma yolculuğunda karşılaştığın engeller, bu sorunlarla nasıl başa çıktın, nasıl vazgeçmedin mesela?
Tek tük moral bozanlar insanlar ya da yayın evlerinden aldığım olumsuz cevaplar oldu ama benim hedefim belliydi. Ben böyle bir kitabın daha önce hiç piyasada olmadığından ve böyle bir kitabı ne kadar çok arzulayan, bekleyen kadınların (hatta erkeklerin) olduğunu bildiğimden, bizzat şahit olduğumdan dolayı (özellikle o forumda) bu kitabı yapmam gerektiğine çok inandım. Onların da bu inancı ve sonsuz destekleri , “Ayşe yapmalısın,sana çok inanıyoruz, güveniyoruz, tariflerini ve yazılarını çok seviyoruz, hepimiz istiyoruz, bekliyoruz, alacağız” demeleri benim en büyük güç ve motive kaynağım oldu. Bunu sürekli yaptılar. Yoksa ben çoktan atmıştım belkide havluyu. Fena gaza geldim yaniJ (Kitabımı onlara ithaf ettim bu arada. Hak ettiler. Okuyunca çok duygulandılar hepsi)J

*Blog yazmak ya da kitap yazmakta ki amacın ne? İnsanlara ne anlatmak istiyorsun?
Tabii öncelikle Türk yemeklerinin öyle sanıldığı gibi çok ağır, çok kalorili değil, böyle hafif de olabileceğini, diyet yaparken, zayıflarken ya da fit kalmak isteyince de her yemekten, tatlıdan yenilebileceğini göstermek istedim. Ve gösterdim sanırımJ
Kitabımın arka kapağında, tariflerimi pişirenler, beni uzun zamandır takip edenler ve yemek kursuma katılanların yorumları var. Onlardan bir tanesi Türk (canım Pınar’ım, 30 kilo verdi kendisi) diyor ki:”Kilo verirken dayanma gücümün önemli bir kısmını Ayşe’nin tariflerine borçluyum. Çünkü onun sayesinde o çok sevdiğim memleket yemeklerimden ve tatlılarından mahrum kalmak zorunda kalmadım hiç.”
Ayrıca ben gülmeyi ve güldürmeyi, insanlara pozitif şeyler sunmayı çok seven biriyim. Yeterince sorunumuz derdimiz var zaten günlük hayatta, hepimizin. Bari benim bloguma girip baktıklarında yüzlerinde bir tebessümle ayrılmalarını istedim hep.
Kitapta da böyle. O yüzden kitabın ikinci kısmına eğlenceli yazılarımdan da ekledim. Sadece “Gülerken düşündürmek” değil, yemek yedirirken eğlendirmek de istedimJ
Bir de ben geçen sene tam da böyle bir kitap aramıştım yana döne. Bulamayınca o kitabı kendim yapmış oldum. Önce kendi işime yaradı yaniJ

* Daha başka projelerin var mı? Bir kitap daha yazmak mesela. Ya da bildiğim kadarıyla yemek work shopları yapıyorsun. Bunları arttırmak, televizyon programı yapmak gibi mesela?

İkinci kitabı soran çok oluyor şimdiden. Bu bana hep yeni doğum yapmış bir kadına, “İkinci bebeği de yap hemen lütfen” demeleri gibi geliyor, “Amannn” diyorum, “Bana sakın ikinci kitaptan bahsetmeyin şu an. Yeni kendime gelmişim zaten.” J Feci zor, zahmetli ve yorucu bir dönemdi gerçekten...
Burada “Kochkurs”, yani yemek kursu dediğimiz kurslar veriyorum Almanlara (Türkler bile katılıyor). Bu fikir ve talep de onlardan gelmişti. Almanya’nın dört bir tarafına gidiyorum bu kurslar için. Aralık ayına kadar Frankfurt’ta ve Stuttgart’ta 5 kurs var, hepside dolu. Daha sonra Münih, Berlin, Köln, Hamburg diye çok çesitli şehirlerde devam edecek inşallah. Televizyonla ilgili herhangi bir şeyler, herhangi teklifler gelir mi bilmiyorum ama yapmak isteyeceğimi hiç sanmıyorum. Hiç uğraşamam (tırsarım)J Yemek kurslarım ve imza günlerim bana yeter de artar bile.
Ama elimi ayağımı öpüp yalvarırlarsa n'olur gel yap diye, odama beyaz orkideler, havyarlar, pembe puantiyeli terlikler, az magnezyumlu sodalar koyarlarsa düşünebilirim.
Şaka la Şaka.  Hiç işim olmaz:D

*En çok merak ettiğim şeylerden bir tanesi de kitap yazma isteğini insanlara söylediğinde tepkileri ne oldu? Ben çoğu kişinin sana destek olduğunu biliyorum ama köstek olanlar da olmuştur. En çok onlarla nasıl mücadele ettiğini ya da onlara kulaklarını tıkayıp yoluna nasıl devam ettiğini merak ediyorum? Çevremde görüyorum bizim toplumumuzda maalesef bu var. Bir şeyler yapmak isteyeni ayaklarından aşağı çekmeye çalışırız. Bu sana da oldu mu?
Ben bu kitap olayından insanlara bahsetmeye basladığımda, hatta son zamana kadar kimse bu işten bir mok olacağını düsünmediğinden eminimJ Ya da cok az kişi inandı diyeyim. İnanmis gibi görünenler de içinden hep “Yav he he...” dediklerinden de eminim. Ama bunu hiç yadırgamıyorum. Bu çok ciddi ve önemli bir girişim, milyonlarca kitap var piyasada, başarılı olan çok az. Kaldı ki benim gibi bu konularda hiç tecrübesiz biri mi başarılı olacak? İnanmak gerçekten çok güç bir şey ve şüphe duyan insanları çok iyi anlıyorum ben. Ama kırıcı olmamak lazım sadece. Ve bazen bazı şeyler insanı daha da kamçılar ya hani? Belki bende de öyle oldu.
Hiç unutmuyorum, Alman “arkadaşın” biri şöyle demişti ilk başlarda: "Fotoğraf çekmekten hiç anlamıyorsun ve kitaptaki tüm fotoları kendin çekeceksin öyle mi? Kusura bakma ama ben hobi olarak yapıyorum fotoğrafcılığı ve yemek fotoları çekmenin ne kadar zor olduğunu biliyorum. Senin de bunu başarabileceğinden çok şüpheliyim. Yapabilirsen çok şaşarım doğrusu.”
Halbuki bana, “Çok zor bir şeye karar vermişsin ama iyi bir Workshop'a katılırsan, bu işin kursuna gidersen, öğrenirsen başarabilirsin. Bunu yapabilmeni çok isterim en azından.” diyebilirdi. Yani ben olsam böyle derdim. Bu kişiyle görüşmüyorum o günden beri ve bu kitabın Bestseller olduğunu, Amazonda kitabın altındaki onca pozitif yorumları okuduğunda ki yüz ifadesini görmeyi çok isterdim aslındaJ
Ama bu tarz seylere hep hazır olmak ve çok da kafaya takmamak lazım. Her insan iyi niyet ve empati duygusuyla yeterince donanmamış maalesef. Yapıcı, samimi ve iyi niyetli eleştirilere ise her zaman can kurban.
Ya sahi, doğarken seri üretim şeklinde, apandist gibi gereksiz şeylerle donanmış tabanlı cihaz gibi geliyor insan dünyaya. Peki niye azıcık da olsa bir empati duygusu, bir duyarlılık, bir insaniyet gibi çok daha önemli özellikleri yerleştirmiyor yaradan insanın sistemine? Tövbe estağfurullah, şimdi çarpılacamJ


*Hayat felsefeni 2-3 cümleyle söyleyebilir misin?
İki tane hayat felsefem var benim, olur mu? J Klasik belki ama bu sözleri çok benimserim ben:
1.Yaşa ve yaşat.
2. Kendine nasıl davranılmasını istiyorsan, başkalarına da öyle davran.


*Hayalleri olan kadınlara ne söylemek istersin?

Bu konuda “hayallerinin peşinden git, ne olursa olsun, kimseyi takma” gibi klasik şeyler söyleyemeyeceğim. Belki biraz daha gerçekçi düşünen biriyim, belki bazılarını hayal kırıklığına uğratacağım ama... Çünkü bu gibi konularda sadece kendin bir şeye çok inanman yetmiyor. Sen hiç inanmadan, sadece başkalarının sana inanması da yetmiyor. Her ikisi de olmalı yeterince. Ama her iki tarafın da buna inanması için çok yeterli gerekçelerin olmalı.
Bana yıllarca Alman blogumda falan, “Çok eğlenceli yazıyorsun, kitap yaz, kitap yaz” diyenler çok oldu. Onca yıl – cok samimi söylüyorum- zerre kadar ciddiye almadım bu sözleri. Asla kitap yazabilecek kapasiteye sahip olduğuma inanmıyordum ve hala inanmıyorum. Yemek kitabı ayrı bir şey ve içine bir kaç eğlenceli yazılarımı serpiştirdim , o kadar. Edebi değeri yüksek “İyi bir kitap/roman” iddiası olmayan bir kitap yani benimkisi, o yüzden cesaret ettim. Eğlenceli bir kaç yazı içeren bir yemek kitabı hazırladım sadece ama ben bir yazar değilim. Çünkü çok büyük saygım var yazarlığa ve kitaplara. Öyle her orada burada, genelde vasat sesiyle şarki söyleyene “sesin çok güzel, kaset yapsana” demelerini ve o insanları buna inandırmalarını hiç doğru bulmadığım gibi (yani gerçekten çok olağanüstü değilse), bloglarda benim gibi kakara kikiri yazılar yazanlara “kitap yazsana” demeyi de ciddiye almam. Bazıları yıllarca gerçekten boş bir hayalin peşinden koşup, gereksiz yere zamanlarını ve paralarını harcarlar, yazık günah. Böyle şeyleri her diyene inanmamak lazım. Kendi kapasitesinin farkında olmak çok önemli.
Ve kapasitenize göre işler yaparsanız başarılı olabilirsiniz ancak. Gerçi Türkiye’de ne sesi ne de başka bir ciddiye alınacak hüneri olmayanlar da ünlü olabiliyor ama ünlü olmak başka, saygı değer, ciddiye alınacak başarılı işler yapmak başka.
Yani hayalleri olan kadınlar çok inansınlar kendilerine ve hayallerine, evet, bu çok önemli ama zerre kadar umut yoksa hayallerine kavuşmaya ve bu hayallerini besleyen, peşinden gitmelerine sebep olan ciddi bir umut kaynağı yoksa boşuna ugraşmasınlar derim. Zamanlarına ve paralarına yazık. Ama mucizeler de yok değil hayatta bazen tabii.
Geçenlerde instagram da çok etkilendiğim ve aslında kendimde bizzat yaşadığımı hissettiğim bir söz paylaşmıştım. Onunla bitirmek istiyorum bu söyleşiyi:
“Mucize, enerjilerinizi korkularınıza değil,  rüyalarınıza verdiğiniz zaman başlar.”
Herkesin tüm hayallerinin gerçek olmasını, mucize gibi görünen şeylerin dahi bir gün gerçekleşmesini yürekten diliyorum.

Benimle bu –uzaktan da olsa- yapmak istediğin söyleşi için, bana verdiğin bu desteğin ve ilgin-alakan için, beni o güzel blogunda paylaşmaya değer  gördüğün için çok çok teşekkür ediyorum Kadriye’ciğim.

Ay, kendimi bir şey bile sandım bir ara, öperim çok;)
----------------------------------

Ayşenin kitabı :


Blogger tarafından desteklenmektedir.