dünya kız çocukları günü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
dünya kız çocukları günü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Edebiyatın Öncüleri, Kız Çocukları İçin Yazdı

YAZAR : Salı, Ekim 16, 2018
11 Ekim Dünya Kız Çocukları Günü için edebiyatımızın öncüleri kız çocukları için bir roman yazmışlar. Bununla ilgili Hürriyette yayınlanan röportajı paylaşmak istedim sizlerle. Ben çok sevdim hikayeleri. 
Hürriyet Gazetesi Gizem Coşkunarda Haberi

Edebiyatın öncüleri, kız çocukları için yazdı

11 Ekim Dünya Kız Çocukları Günü’nü sahiplenen ve bu alanda önemli çalışmalar yürüten Aydın Doğan Vakfı, bu yıl konferansa özel bir kitap yayımladı. Türk edebiyatının usta kadın yazarları kitap için bir araya geldi ve ‘Güçlü Kızlar Güçlü Yarınlar için İlham Veren Öyküler: Ben İstersem’in doğuşuna öncülük etti. 9 kadın yazarın öykülerinden oluşan kitap, küçükten büyüğe tüm okurlar için kadın-erkek eşitliğinin altını çiziyor. Yazarlarla buluştuk, öykülerini ve kendi çocukluklarını konuştuk.

GÜLTEN DAYIOĞLU
Geride bırakılan kız
Edebiyatın öncüleri, kız çocukları için yazdı


Anne ve babası Almanya’da yaşayan ve kendisi ninesiyle Türkiye’de kalan bir kız çocuğunun öyküsünü anlattım. Ailesi kızımızı ve onun kız kardeşini bırakıp erkek çocuklarını alarak Almanya’ya giderler. Dört yıl sonra Türkiye’ye izine gelecekleri haberi gelir. Kızımız buna çok sevinir. O gün öğretmeni tüm öğrencilerden onları sevindiren bir hikâye yazmalarını ister. Kız da öğretmenine “Beni sevindiren bir anım yok ama yakında çok sevindirecek bir anım olacak, onu yazabilir miyim?” diye sorar. Annesini babasını ne kadar özlediğini anlatan öyküde onlara nasıl hasretle sarıldığından bahseder. Aile geldiğinde ise kızımız cinsiyet eşitsizliğiyle karşılaşır ve beklediği ilgiyi göremez.
Babam benden utanırdı
Ortamda bir sessizlik olunca “Aa kız çocuk doğdu, konuşsanıza” derlerdi, hâlâ daha denilen yerler var. Bunun gibi birçok söylem ve davranışla büyüdük biz. En acısı da babam beni hem annemden kaçırdı hem de kız olmamdan utandı. Beni berbere götürürdü, kahveye götürürdü, yanından ayırmazdı. Bir gün birileri ne dediyse, aldı terziye götürdü ve pantolon-ceket diktirdi. Tutucu Kütahya halkı ilk defa bir kız çocuğunun pantolon giydiğini gördü. Saçlarımı da erkek tıraşı kestirdi ve beni peşinden her yere kendince daha rahat sürüdü. Benden utanıyordu kısacası. Hal böyle olunca bu projeye de dört elle sarıldım. Bugüne kadar yazdığım tüm kitaplarımda da kızlarımı ön plana çıkardım.
ŞEBNEM İŞİGÜZELBabaannemin bavulu
Edebiyatın öncüleri, kız çocukları için yazdı
Dünyayı gezmek isteyen bir kız çocuğunun öyküsünü anlattım. 10 yaşındayken bir kız arkadaşıma dünyayı gezmek istediğimi söylemiştim, o da bana “Ama biz kızız, bunu yapamayız” demişti. Oysa ben şanslıydım cinsiyetimden dolayı, ötelenmediğim bir ailedeydim. Cevap olarak “Ama benim babaannemin bavulu var” demiştim. Benim babaannem seyahat etmeyi seven bir kadındı, ben bunu görerek büyüdüm ama belli ki onun gördüğü başkaydı.
1927’den beri aynı soru
Ailemde cinsiyet ayrımı yaşamadım ama etrafımda birçok kez tanık oldum. Dolayısıyla hikâyemde bahsettiğim o bavulu olan kadınlar, aslında hemcinsleriyle beraber dayanışma halinde bu ülkede çok şey yaptılar. Kadın hareketi öncüsü olarak sayacağımız birçok isim var; Nezihe Muhiddin, Fatma Aliye, Halide Edip Adıvar, Şirin Tekeli, Duygu Asena gibi... Yani bu topraklarda kadınlar hep mücadele ettiler. Bugün belki sokaktayız ama şortla minibüse binince durum değişmiyor, bugün de aynı. Belki eğitim alıyoruz ama ücret eşitsizliği yaşıyoruz mesela. Gazeteci Sabiha Sertel 1927 yılında kendisinin değil yanında çalışan hademenin erkek olduğu için şahitliğinin kabul gördüğü bir olay sonrası çok kıymetli bir soru sorar; “Ben insan değil miyim” der. 1927’den beri aynı soruyu soruyoruz.
İPEK ONGUN 
Edebiyatın öncüleri, kız çocukları için yazdı
‘Asla Asla Vazgeçme’ 
Tanıdığım genç bir kadından esinlenerek yazdım. Onun böylesi bir çaba içine girmesi ve mücadelesi beni iki açıdan derinden etkilemişti. İlki, evlenip anne olduktan sonra da olsa çalışıp bir şeyler üretme gayreti içinde olması. İkincisi, yakın çevresindeki arkadaş ve akrabalarının cesaret kırıcı söylemlerine direnip inandığı yolda yürümeye devam edebilmesi.
İlle de ayrım yapılacaksa...
Ailemde ciddi bir cinsiyet eşitsizliği yaşamadım, olsa olsa daha korunaklı yetiştirildim diyebilirim. Eğer ille de ayrım yapılacaksa, bunun kız çocukları lehine olması gerektiğini düşünüyorum. Nedenini de, şu özlü sözlerle özetleyebilirim: Bir erkeği yetiştir, toplum bir birey kazanır. Bir kadını yetiştir, toplum bir aile kazanır. Kız çocuklarının eşit koşullarda ve iyi yetiştirilmesi sadece o ailenin değil, onun uzantısı olan toplumun ve o ülkenin düzeyini belirler.
CANAN TAN 
Yılmadan devam etmek
Edebiyatın öncüleri, kız çocukları için yazdı
Hikâyemdeki kızın el sanat becerisi çok yüksek. Değişik boyamalar, dikimler yapıyor, tişörtler tasarlıyor. Arkadaşları da ona hevesli bir şekilde “Sen bunları yap ve bize sat” diyor. Kahramanımızı babası da teşvik ediyor ve bir sürü masraf yaparak malzeme alınıyor. Yapılan ürünler arkadaşlara satılıyor ama bazı engellerle karşılaşıyor kızımız. Babasının da yardımıyla yılmadan etkinliklerine devam ediyor.

Eşitlik bir gün gelecek
Ben şanslı bir kadınım. Babam 7 erkek kardeşmiş ve annemle evlendiğinde, “Yedi altın perçemli erkek çocuk da doğursan bana havadır, ben bir kız çocuğu istiyorum” demiş. Son derece değer verilen bir çocukluğum oldu. Kızımı da aynı şekilde yetiştirdim ve kendisi de son derece başarılı bir kız. Benim bir oğlum da var, eşitlikten yanayım. Ankara’nın doğusuna gittiğiniz anda bile bu projeleri uygulayamıyoruz. Yine de bu tarz işlerle eşitliğin olduğu günler gelecek.

FEYZA HEPÇİLİNGİRLER 
Edebiyatın öncüleri, kız çocukları için yazdı
Kendi hikâyemi anlattım
Masallarda bile prensesler bir prensin gelip kendini kurtarmasını bekler. Bunları öğreterek çocukların beynini yıkıyoruz. Öykümde Feride adlı bir kızı anlattım. Yazar olmak istiyor ama işe nereden başlayacağını bilemiyor. Yazar olmaya da ‘Küçük Kadınlar’ romanındaki Jo’dan etkilenerek karar veriyor. Öğretmeninin tavsiyelerine uyup yazmaya başlıyor ama bir yığın engelle karşılaşıyor. O engelleri birer birer yenmeye çalışıyor. Hikâyenin sonunda çocuklara “Acaba Feride yazar oldu mu, ne yapmıştır?” diye soruyorum. Kimse bilmez ama benim bir diğer adım Feride’dir. Çok hakiki bir öykü olan kendi hikâyemi anlattım.
Çocukluğum kolay değildi
Hikâyemde anlattığım gibi ben de kolay bir çocukluk geçirmedim, bir sürü engelle karşılaştım ama sonunda yazar oldum. Kız çocuklarına öncelikle özgüven vermemiz gerekiyor. Ezilmeyi ailede tanıyorlar ve bir kader olduğunu kabul ediyorlar. Abisinden, erkek kardeşinden farklı olmadığını ve hatta bir canlı dünyaya getirebilme yeteneğine sahip olduğunu, bu yeteneğin ona üstünlük verdiğini öğretmemiz, kavratmamız gerekiyor.

Edebiyatın öncüleri, kız çocukları için yazdı
Artık bana da lay lay lom
Kahramanımız bir yer değiştirici iksir üretiyor ve bu iksiri piyasaya sürüyor. Bir gün gazetelerin, televizyonların onunla röportaj yapacağına emin. O yüzden ilk röportajında söyleyeceklerini öykünün içine not düşüyor. Ben çekileyim, kahramanımız anlatsın: “Anne-babam bana sürekli ‘Sen kızsın, yapamazsın’ diyorlardı ama abime asla ‘Sen erkeksin, yapamazsın’ demiyorlardı. Abime evde hiç iş yaptırılmazken, bana her gün sorumluluk adı altında dünyanın işi yaptırılıyordu. Abime hayat lay lay lom’ken, bana bildiğin eziyetti. Bana da lay lay lom olsun istedim ve bu ürünü icat ettim.”
Gelecek imarı cinsiyete göre yapılmaz
Bizler “Kızın mı var derdin var” serzenişlerinin içinde büyüdük. Şu kitaptan haberdar olduğumuza göre, şu haberi okuduğumuza göre, Dünya Kız Çocukları Günü’nün varlığını bildiğimize göre doğrunun farkındayız aslında. Ama hafızamızdaki izler, geçmişte ve bugün içinde yaşadığımız kültür ortamı müsaade etmiyor bildiğimiz doğruyu uygulamaya. Oysa mesele basit. Evlat evlattır; bunun kızı, oğlanı olmaz. Sevgi, ilgi, alaka cinsiyete göre taksim edilmez, gelecek imarı cinsiyete göre yapılmaz.
Edebiyatın öncüleri, kız çocukları için yazdı
Farkımız yok birbirimizden
21. yüzyılda cinsiyet eşitliği için hâlâ mücadele ediyorsak, yöntemlerimizi ve söylemlerimizi biraz değiştirmeliyiz belki de. Yazarken eşitlik istemekten değil, aramızda fark olmadığını söylemekten yola çıktım. Böylece hikâye de, ‘hayatta pek çok şeyin, kız ya da erkek olmakla ilgisi yoktur’ tezine dayandı. Küçük bir kızın, Güner Amca dediği yaşlı bir terziyle yaptığı hem komik hem sorgulayan sohbetiyle başlıyor öykümüz. Bana ilham veren; yıllarca arazilerde, köylerde, su sondajlarında severek yaptığım jeoloji mühendisliği oldu.
Kız-erkek değil, birey
Ben ailemden cinsiyetçi bir ayrım görmedim. Ama çevremde bunun örneklerine sıkça rastlardım. Toplumda yanlış örnekler çoksa, sizin birey olarak doğruyu yaşamanız yetmez. Ailelere vereceğim en önemli mesaj, çocuklarını kız ya da erkek olarak değil, birey olarak görmeleridir. Onların kendilerini yeterli bulmalarını; akıllarına, duygularına, becerilerine inanmalarını sağlamalılar. O zaman cinsiyetlerimizi değil, mühendislerimizi, sanatçılarımızı, öğretmenlerimizi, ekonomistlerimizi, yazılım uzmanlarımızı, pilotlarımızı daha doğrusu ‘insanlarımızı’ konuşuyor olacağız.
Aydın Doğan Vakfı Yürütme Kurulu Başkanı Candan Fetvacı
Çocuklar için rol model önemli
Edebiyatın öncüleri, kız çocukları için yazdı
Eski hikâyelerde kız çocuklarının örnek alabileceği kadın kahramanlar az. Genelde erkek karakterlerin kahramanlıkları konu ediliyor. 9 kadın yazarımız, kadın kahramanları olan hikâyeleriyle ‘Güçlü Kızlar Güçlü Yarınlar için İlham Veren Öyküler: Ben İstersem’ kitabının doğuşuna öncülük etti. Kitabın lansmanını da gerçekleştirdiğimiz 11 Ekim Dünya Kız Çocukları Günü konferansına katılan çocuklara kitabı armağan ettik. Serisini çıkarmayı planlıyoruz. Vakıf olarak 2200 kitabı okullara ve yurtlara ayrıca armağan edeceğiz.

Dünya Kız Çocukları Günü

YAZAR : Çarşamba, Ekim 11, 2017
DÜNYA KIZ ÇOCUKLARI GÜNÜ ile ilgili görsel sonucu
Bugün Dünya Kız Çocukları Günü. 2012 yılından beri kutlanan Dünya Kız Çocukları Gününü kutlarım. Kaç yaşında olursak olalım biz de bir gün küçük bir kız çocuğuyduk, hatta hala öyle bile sayılabiliriz:)

"Türkiye, Kanada ve Peru tarafından yapılan girişimler sonucunda, kız çocuklarına karşı ayrımcılığın önlenmesi ve onların insan haklarından tam ve etkili bir şekilde yararlanmalarını sağlamak amacıyla Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından 11 Ekim, "Dünya Kız Çocukları Günü" olarak ilan edildi.
DÜNYA KIZ ÇOCUKLARI GÜNÜ ile ilgili görsel sonucu
 "Cinsiyetçilik ve eşit olmayan görev dağılımı, UNICEF’in yayınladığı rapora göre oldukça küçük yaşlarda başlıyor. Başk bir yardım kuruluşuna göre dünya genelinde her yedi saniyede bir kız çocuğu evlendiriliyor… Türkiye’de ise nüfusun yüzde 29’u kız çocuklardan oluşuyor. Son 6 yılda evlenmek zorunda bırakılan kız çocuğu sayısı ‘tespit edilebilen resmi’ rakamlara göre 232 bin. Son 6 yılda 142 bin çocuk anne oldu. Ayrıca ilköğretim çağında olup okuma gitmeyen kız çocuklarının sayısı, aynı durumdaki erkek çocukları sayısından 600 bin fazla".
(Sözcü Gazetesinden alınmıştır)

Rahmetli babacığımın değerini bir kez daha anlamama sebep oluyor bu istatistikler. Çok üzücü. Ama ben ve kız kardeşlerim çok şanslıymış. Babacığım derdi ki; "gerekirse şapkamı satıp okuturum kızlarımı". Ne kadar aydın ve güzel bir adammış. Erkeklerin desteği olmadan kadınlar bu eşitsizliği yenemez. O yüzden erkekler annelerinin, kız kardeşlerinin, eşlerinin hakları için onlarla birlikte mücadele etmeli. Yıllar önce "sen olmadan yapamam" diye bir kampanya vardı.Bu kampanya her zaman devam etmeli:) 

DÜNYA KIZ ÇOCUKLARI GÜNÜ ile ilgili görsel sonucu

Güler Sabancı'nın Dünya Kız Çocukları Günü ile ilgili mesajıyla yazımı bitiriyorum.

KIZ ÇOCUKLARININ GÜÇLÜ BİREYLER OLABİLMELERİ İÇİN ONLARI HEP BİRLİKTE DESTEKLEMELİYİZ’
Kız çocuklarının diledikleri her alanda başarılı olabilecekleri konusunda özgüven kazanması gerektiğini belirten Sabancı, “Kız çocuklarının hayallerinin peşinden gitmeleri için hem ailelerinden hem öğretmenlerinden destek görmeleri gerekiyor. Bu nedenle toplumsal cinsiyet bilincinin toplumun her kesimine yayılması büyük önem taşıyor. Kız çocuklarının toplumsal, siyasi ve ekonomik yaşama katılımda güçlü bireyler olabilmeleri için onları hep birlikte desteklemeliyiz. Sabancı Vakfı olarak biz de bu alana özellikle odaklanıyor, kız çocuklarının yaşadıkları sorunların pek çok boyutuyla ele alınması için çalışıyoruz.” dedi.

Kayıp Balık Dori , Kızımla Sinema Keyfi

YAZAR : Salı, Ekim 11, 2016
Pazar günü kızımla Kayıp Balık Dori filmine gittik. Bir arkadaşım da küçük kızıyla bize eşlik etti. Küçük kızın adı Ada. Ada'nın ilk sinema deneyimiydi. Öyle güzel izledi ki inanamazsınız. 
Ben oğlumla çok sinemaya giderdim. Ama kızımla o kadar çok gidemedim. Mesela Arda'yı o kurstan bu kursa çok gezdirdim. Ezgi'ye gelince pek yaptığım söylenemez. İkinci çocuk böyle oluyor sanırım. İlk çocukta bir heves her şeyi deniyorsunuz. İkinci çocuğa ne heves ne de enerji eskisi gibi olmuyor. Ya da bana öyle oldu diyelim. Aslında kötü anlamda da değil bu. İlk çocuktaki acemilikleri, hataları ikincide yapmıyorsunuz. İkinciler daha rahat büyüyorlar, bu açıdan bakıldığında. 

Ada'ya ablalık yapması öyle hoşuma gitti ki. Biz kadınlarda daha küçüklüğümüzden bir annelik şefkati var. Herşeyle çok ilgili kız çocuğu. Hem kız hem de erkek çocuk büyüten biri olarak diyebilirim ki ikisi birbirinden çok farklı.
Bu arada bugün dünya kız çocukları günümüymüş:))) Dünya kız çocukları günü kutlu olsun. 11 Ekim 2012 yılından beri kız çocuklarının eğitim ve diğer temel haklarda maruz kaldıkları eşitsizliğe ve ayrımcılığa dikkat çekmek için kutlanmaya başlamış. 
Ne diyorduk efendim, kız ve erkek çocuk arasında ki farklardan söz ediyorduk. 
Mesela erkek çocukları siz ne derseniz inanıyor, ama kız çocuklar mutlaka gözleriyle görmek istiyorlar,ispat istiyorlar. Bir olayla ne demek istediğimi anlatmaya çalışayım efendim. Çantamda hep sakız vardır ve çocuklar bunu bildikleri için zaman zaman isterler. Bittiğinde "yok" derim doğal olarak:)) Arda'ya yok dediğimde "tamam" der gider, ama Ezgi 2 yaşından beri "ben bi bakiiiiim" der. İlla gözleriyle görmek ister. 
Sonra kıyafet konusu, Ezgi 3 yaş civarından beri kıyafetlerini kendisi seçer ve hatta bana stil danışmanlığı yapar ama Arda için bu konu hiç önemli değildir. Ezgi kıyafetler konusunda 1 saat konuşabilir, bir yere gideceğimizde bir kaç gün önceden ne giyeceğini düşünür, fikrini paylaşır(8 yaşında bu arada onu söyleyeyim). 
Aklıma gelen son bir farkta Ezgi'nin herşeyle çok ilgili olması ve şefkati. Şöyle ki, geçen hafta alt katımıza yeni evli bir çift taşındı ve biz gelini göremedik. Bu konu Ezgi'ye dert oldu. Alt komşumuz güzel mi? diye epey düşündü ve en sonunda görmüş koşarak bana geldi "anne alt komşumuzu gördüm, çok güzel bir ablaaaa" dedi. Arda alt katımıza birinin taşındığını bile bilmiyordur:))))
Şefkat konusu da şöyle ki; Ne zaman marketten bir şey alsak "abime de alalım" der Ezgi ama Arda'dan hiç böyle bir şey görmedim. Arda üzgün olursa Ezgi, de abisi için üzülür ama Arda bu durumu hiç umursamaz.
Tabi bunlar benim çocuklarımda gözlemlediğim farklılıklar. Tüm çocuklarda aynıdır diyemem.
kayıp balık dori ile ilgili görsel sonucu
Filme gelirsek , Kayıp Balık Nemo kadar beğenmedim ama yine de güzeldi. Filmde bu sefer ilk filmden hatırlayacağınız unutkan balık Dori kayboluyor ve adı üstünde unutkan balık olduğu için kaybolduğunu bile unutabiliyor. Ama neyse ki o kadar da unutkan değilmiş:)))) Eğlenceli bir film tavsiye ederim. Özellikle bazı sahnelerde kızlar çok eğlendiler. Bu filmde dostluğu ve insanları kusurlarına rağmen kabul etme mesajını işlemelerini çok sevdim. Yani izlerken sizde sıkılmazsınız:)))
. 

Blogger tarafından desteklenmektedir.