Hayatın Dönemleri

YAZAR : Cumartesi, Eylül 19, 2026

 Epey uzun zaman olmuş buraya yazmayalı. Biraz efkarlıyım. Küçük kızım yurt dışına üniversiteye gidecek. Hayatımın yeni bir dönemine giriyorum, giriyoruz. “Çocuklar büyür ve evden gider”dönemi. Gelmesinden çok korktuğum bir dönem. Ama geldi 😔 

Neden bu durum beni bu kadar üzüyor? Sorusu epeydir aklımda dönüp duruyor. Bitmeleri kabul etnekte zorlanıyorum. Aslında her biten şey bir tür yastır. Onunla eskisi gibi çok görüşemeyeceğin için, o gidince onsuzluğa alışacağın için, onun da bensizliğe alışacağını bildiğim  için. 

Aslında çok uzun bir süre değilmiş. 18 yıl hemen geçti. Ben de dönüp arkamı gitmiştim başka bir şehre, arkama bakmış mıydım? Hayır 😀 

Devir döndü şimdi de kızım gidiyor. Oğlum 4 yıl önce başka bir şehre gitmişti , çok zor alışmıştım. 

Anneliğin yeni bir dönemine giriyorum, yetişkin çocuklarım var ve artık bizimle yaşamıyorlar dönemi. Yazarken bile kalbim acıyor. 

Alışacağım, zorundayım. O çok mutlu , annelik çocuğun mutluysa mutlu olmakmış.  

Duyguları yaşamak gerek. Uzun zamandır duygular üzerine çalışıyorum. Her ayrılık bir yası hak eder, Çünkü o yası yaşamadığında , bastırdığında,  senden intikamını alır. Bundan sebep ağlıyorum, üzüntümü dile getiriyorum, kalbim acıyor diyorum ve bu üzüntüden kaçmamaya çalışıyorum. Güçlü görünmeye çalışmıyorum. 

Anne olmadan önce ben ne yapardım? Onları hatırlamaya çalışıyorum. Ne yer, ne içerdim? Kimlerle gezerdim? Neyi severdim? Tekrar hatırlama zamanı . 

İyisiyle kötüsüyle, hatasıyla, günahıyla sevabıyla annelik yaptım. Hala anneyim ama artık çok ihtiyaç duyulmayan bir anne olacağım. Aktif annelikten pasif anneliğe geçiyorum diyorum eşime. Buna da alışırız . İnsan alıştığı için yaşamaya devam edebiliyor. 

Neyse çok ağladım, hiç sevmem ağlak olmayı. Ama kendime ağlak olma , kötü hissetme izni veriyorum . Bu da bir öz şefkattir. 


Mısır Turu'na Gitmeye Çalışırken

YAZAR : Çarşamba, Ocak 28, 2026

Bir kaç ay önce kız kardeşlerim ve kuzenimle "Sömestr Tatilinde Mısır'a gitsek mi? " diye konuştuk ve bir kaç gün sonra Tatil Sepeti'nden tur satın aldık. 19 Ocak sanki çok uzak bir tarih gibi gelmişti o esnada ama göz açıp kapayıncaya kadar geldi.

Uçağımız Sabiha Gökçen Havalimanı'ndan pazartesi gecesi saat 11:45 'teydi. Ankara'dan saat 19:00 a uçak bileti aldım. epey vaktim var diye düşündüm. Saat 16:00 da tam yola çıkmak üzereyken Pegasus'tan bir mesaj geldi. "Operasyonel sebeplerden dolayı uçağınızın kalkış saati 20:00'a alınmıştır" diye. Neyse evde biraz daha oyalandıktan sonra yola çıktığımızda tekrar bir mesaj geldi. Uçak saati 1 saat daha ertelenmiş ve 21:00'de kalkacakmış. Tamam dedim yine de yetişirim. Neyse uçağa bindikten sonra Pilot "Sabiha Gökçen'deki hava trafiği ve kötü hava şartlar nedeniyle uçağımız 30 dakika geç kalkacaktır" Yine yetişme ihtimalim var diye düşündüm ama son anons "45 dakika sonra kalkacak" dediğinde "acaba insem mi?" dedim eşimi arayıp . O da "inme sonraki uçakla gidersin belki Mısır uçağı da rötar yapar" deyince İstanbul'a gittim. Uçak iner inmez mesajlarıma baktığımda kız kardeşlerimden gelen mesaj beni umutlandırdı. Mısır uçağı da 50 dakika rötar yapmış. Sonra bavulumu beklemeye başladım . Bavulların nereden alınacağını yazan ekran çalışmıyordu:( sanki bütün evren bana karşıydı. Bütün bagaj yerlerini gezip bavulumu aradım ama bulamadım. En son uçaktan tanıdığım bir genç adamı gördüm.(Uçakta gördüğünüz insanlara dikkat etmek çok işinize yarayabilir) Bavulunu nereden aldığını sordum ama bu arada 40 dakika geçmiş. kız kardeşlerim ve kuzenim  yetişeceğime dair umutlarını hiç kaybetmediler ve sürekli beni arayıp nerede olduğumu sordular. Koşa koşa iç hatlardan dış hatlara geçtim. Turu kuzenim satın aldığı için tüm bilgiler ondaydı. Bize uçak biletlerimizin ekran görüntüsünün fotoğrafını göndermişti. Ben hiç dikkat etmemiştim , barkodsuzmuş biletim. Uçağın kalkmasına 15 dakika falan varken pasaport kontrolüne geçmek için bileti gösterdiğimde fark ettim barkod olmadığını ve görevli beni geçirmedi. Kiosklardan barkodlu bilet çıktısı almamı söyledi. Döne döne giden o anlamsız yoldan çıktım ve kiosklara gittim ama bana bilet vermedi. Şöyle bir mesaj "uçuşunuz bulunmamaktadır. Yurt dışı uçuşlarda 45 dakika önce yurt içi uçuşlarda 30 dakika önce en geç bilet çıktısı alabilirsiniz". Koşarak ve yine döne döne bilet kontrole gittim ve söyledim "olmaz" dedi. Rica ettim görevli kadın nuh dedi peygamber demedi. O sırada kız kardeşlerim ve kuzenim de uçağa binmemişler ve görevliler sürekli uyarıyormuş . Onlara telefon ettim "buraya kadarmış ben gelemiyorum , barkodlu biletim yok, almıyorlar" dedim. Ama kardeşim Ajet görevlilerinden rica etti telefonuma barkodlu biletimin mesajını attılar ve geçtim. Pasaport kontrolünde önümdeki kişilerden rica ettim ve öne geçtim. Uçağa yetiştim ama nasıl yetiştim, tam bir macera :))

Buradan bazı dersler çıkardım tabi. "Biletinin barkodu olmasına dikkat et , uçak aktarması yapacaksan bağlantılı bilet al gibi dersler:)"

Sonuç olarak uçağa bindik ve Sharm El Sheik'e gittik. Devamı sonraki postta.

Biz Geçti Demeden Geçmez - Bir Motivasyon Yazısı

YAZAR : Cuma, Aralık 12, 2025

 


Bu yıl haziran ayında 30 yıl sonra üniversite sınavına girdim. Bazı insanlar üniversite sınav soruları yayınlanınca soruları çözmeye çalışıyorlarmış mesela, ama ben değil çözmek sorulara bakmamışımdır bile bugüne kadar. Bunu iyi bir şey gibi söylemiyorum büyük ihtimal bununla ilgili bir travmam olabilir . Neyse lafı uzatmayayım bir süredir düşünüyordum üniversite sınavına girmeyi, geçtiğimiz haziran ayına kısmet oldu. Psikoloji okuyabilirim diye düşünüyordum. Çünkü çocuklar büyüdüler ve belki de kızım da başka bir ülkeye ya da şehre üniversite okumaya gidecek. Ben de yıllardır istediğim bir şeyi yapabilirim diye girdim sınava.

Öncelikle sınava yönelik çalışmadım hiç, neyse o olsun dedim. Hatta sınava girerken biraz utandığımı söyleyebilirim. 50 yaşında ne işin var sınavlarda diye konuştu içimdeki eleştirel ses ama onu dinlersek hiç bir şey yapamayız. o yüzden o konuştu ama ona prim vermedim. Allahtan sınava girdiğim okula benim gibi belli bir yaş üstü insanları toplamışlar. Yani ilk kez giren heyecanlı , ağlayan , gergin gençler olmadığı için rahatladım. Sınava girdiğim sınıfta yaş ortalaması 40 falandı diyebilirim.

Türkçe -matematikle tercih yapacağım için sözel 1 ve matematik çözdüm. Sonrasında zamanım kalınca sözel 2 ye ve fen sorularına da baktım. 1 tane fen sorusu çözdüm. Sorular çok fazla bilgi sorusu gibi gelmedi bana. Matematik ve fen için demiyorum. Bir kere girdim diye uzmanmış gibi ahkam kesmekte istemiyorum ama sorular analiz, mantık ve yorumla çözülebilecek şekildeydi. Ve aslında biraz üzüldüm. "Okullarda bu tarz eğitim veriliyor mu ki böyle sorular soruyorlar" diye düşündüm. 

Sınav esnasında çok rahattım ki bu da önemli. Çünkü her hangi bir beklentim yoktu. Yıllar önce sınava girdiğimde Matematik- Fen bölümünden girmiştim . Ve ben aslında türkçe-matematik öğrencisiymişim. Ama o zamanlar bir rehberlik olmadığı için kör düzen seçimler yapmışım. Fenden 4 çıkarınca fen puanın hesaplanıyordu ve ilk girdiğimde 4 fen netim olmadığı için fen puanım hesaplanmamıştı. Bu durum içime oturduğundan bu sefer   1 tane fen sorusu da çözeceğim dedim ve biyolojiden 1 soru çözdüm. Çünkü sistem değişmiş 1 tane bile netin varsa puanın hesaplanıyor. Çözdüğüm fen sorusu da zaman zaman eğitimlerimde anlattığım vücudun strese tepki verdiğinde hangi sitemlerin aktif olduğu sorusuydu. Yani savaş ya da kaç halindeyken sinir sistemimiz sindirim sistemi aktif değildir. Ve çok şükür 1 netim oldu ve fen puanım da hesaplandı.

Sınavdan çıktıktan sonra kız kardeşimle konuştum ve 300-400 bine girerim dedi. Genelde sınavlardan çıktığımda puanımı , ne yaptığımı bilirim ve hep doğru çıkar. Kardeşim de dedi ki "öyle olmuyor abla, kesin bildiklerin yanlış çıkabiliyor" . Kendisi fizik öğretmeni olduğu için bu işlerde daha bilgili ve deneyimli. Ama ben biliyordum ve aşağı yukarı tahmin ettiğim gibi oldu. Sözelden 200 bin, eşit ağırlıktan 440 bine girdim. Sayısaldan 620 bindi ama sağlık meslek lisesi mezunu olduğum için puan eklendiğinde o da 450 bin oldu. Sonuçlara çok mutlu oldum , pek bir şey yapmayı düşünmesem de iyi hissettim. Hatta zaman zaman artık eskisi gibi zeki olmadığımı hatta hafızamın zayıfladığını söylerdim ama artık söylemiyorum kendime güvenim arttı.

Tercih yapmaya sıra gelince devlet üniversitesi psikoloji bölümleri Bayburt üniversitesi ve doğuda bazı üniversiteler oluyordu. İstanbul'da bazı özel üniversiteler burslu oluyordu ama Ankara'nın puanları yüksek olduğu için Ankara olmuyordu. Ankara'da yaşadığım için ve önümüzdeki yıl kızım üniversite sınavına gireceği için Ankara dışı bir seçenek yoktu. Yazlıkta eşimle otururken bir tercih listesi yaptık ama çok amaçsız, bilinçsiz bir liste yapmışız. Ankara'daki özel üniversiteleri burslu yazdık ve  2-3 tane de %50 burslu özel üniversite yazmışız. Sınav sonuçları açıklanınca eşim beni aradı baktın mı? diye. Numaramı istedi bakmak için. Aynı anda onunla baktığımızda Bilim Üniversitesi %50 burslu Psikoloji bölümünü kazandığımı gördüm. Çok sevindim, neden sevindim bilmiyorum çünkü bir hedefim yoktu. Belki Ankara'da burslu özel ya da devlet üniversitesi olsa okurdum ama özel üniversite ücretleri çok fahiş olduğundan okuma fikrinden vaz geçtim Benim üniversite ve bölüm yıllık 970 bin tl idi yani yarısı 485 bin tl. Çok abartı fiyatlar bence.Kayıt olmadım tabi ki.  Hatta kayıtların son günü okuldan bana bir telefon geldi "kayıt olacak mısınız?" diye ben de hayır deyince "özel değilse sebebini öğrenebilir miyim dedi arayan kadın ben de "özel değil çok pahalısınız" dedim:)

Bir arkadaşım bu sınav muhabbetini duyunca bana "sen atraksiyon seviyorsun" dedi. Evet severim. Ama günün sonunda yaşadıklarıma baktığımda çok önemli bir kazanımım olduğunu düşünüyorum. İçimdeki sabotajcı sese rağmen harekete geçtiğim için kendimi tebrik ediyorum. Ve bu başarımı çok kitap okumaya bağlıyorum. Hatta kızım bu yıl girecek ona ve sınava girecek gençler hep kitap okumalarını tavsiye ediyorum. 

En büyük kazanımlarımdan bir tanesi de "bu yaşta ne yapacaksın, yapamazsın, edemezsin" diyenlere güzel bir cevap oldu ve ondan da önemlisi önce kendime "ben geçti demeden geçmez"i ispatladım, sonra da bir çok insana örnek oldum. Beni duyan bir çok arkadaşım, instgram arkadaşım da sınava girmeye karar verdiler. Bu da bana mutluluk veriyor.

Bir şey yapmak istiyorsun ama "yaşım başım geçti vb....." şeyler söylüyorsan kendine , öyle bir şey yok ayağa kalk ve harekete geç.

Paris Seyahatimiz

YAZAR : Perşembe, Kasım 27, 2025



 Merhabalar 
13 yıl önce Paris’e gitmiştik ama kızım çok küçük olduğu için onu anneme bırakmıştık. Kızım biraz büyüyünce bunu sürekli söylemeye başladı. Ben de ona söz verdim “bir gün seni Paris’e götüreceğim” diye. Aslında yazın gidecektik ama Ezgi Londra’ya dil okuluna gitmişti , okul bitince  trenle Paris’e gelecekti ben de Türkiye’den gelecektim,  orada buluşacaktık. Ancak Ezgi Londra’ya gittikten 1 hafta sonra “anne bu kadar Avrupa yeter biraz özleyeyim,  Paris’e kasım tatilinde gideriz” dedi. 
Ekim ayı başında Pegasus kampanya yapmış değerlendirelim dedik ve İstanbul- Paris gidiş dönüş 2 kişi 17700 tl’ye bilet aldık. Otel’i Eyfel’e yakın bir yerden rezerve ettik , booking’ten. Londress Eyfel otelimizin adı , biraz pahalı bir otel ama merkeze yakın, her yere yürüme mesafesi olması  tercih sebebimiz oldu. Çünkü Paris'in de çok güvenli olamayabileceğini söylediler. 4 gece için 41300 tl ödemişiz. 
Gitmeden önce www.bizevdeyokuz.com sitesinden ve youtube'daki kanallardan nereleri gezeceğimize çalıştık. Nerede ne yenir, nerelere gidilir gibi önceden çalışırsanız çok daha rahat oluyor. ,


İlk gün otele geldiğimizde çok sıcak ve sevimli bulduk oteli. Görevli de öyle kibar ve güler yüzlüydü ki “Fransızlar bu kadar sıcakkanlı mıydı ya” diye sordum kızıma. Uçağa binmeden sıra beklerken yanımızdaki genç kızla sohbet ettik. Doğma büyüme Fransa da yaşayan bir Türk. O dedi ki`; "Fransızlar ingilizce bilmez o yüzden konuşmazlar , oysaki insanlar onların ukalalık yaptığını zannediyorlar". Olanilir belki de ama ben bu geldiğimde ingilizce bilmeyen kümseye pek az rastladım. 
Otel odamız küçücük, yenilenmiş ve ihtiyaç duyabileceğimiz her şeyin olduğu bir yerdi. Aslında insana küçücük bir oda bile yetiyor aslında diye düşündüm. Temiz, ve sıcaktı. Oteli öneririm ama biraz pahalı olduğunu düşünebilirsiniz belki. 
İlk gün havaalanında uber’le otele geldiğimizde saat 12:00 civarıydı. Saatler Türkiye’ye göre 2 saat geri olduğu için ilk günden  günü 2 saat fazla yaşamış olduk. Dönerken ödedik bedelini:). 


Eşyaları otele bırakır gezeriz diye düşündük ama Görevli az beklersek odanın hazır olacağını söyledi ve bize “ne içersiniz?” diye sordu. Mesela bu da bizi şaşırttı. Çay istedik yanında kruvasan da getirdi. Kızıma dedim ki “buralarda ikram kültürü yok, fiyat ne kadar diye sor?” Sorduk ve görevli “free” dedi. Yani onlarda da ikram varmış. Daha sonra odamıza çıktık ve odaya bayıldık. Küçük ama ihtiyaç duyduğumuz her şey vardı. Duvar kağıtları ve banyo dekorasyonuna bayıldık. Temiz ve sıcacıktı. Çift kişilik yatağın üzerinde bize Türkçe bir kart bırakmışlar. “Sevgili Kadriye ve Ezgi Paris’teki evinize hoş geldiniz, ihtiyaç duyduğunuzda 9 numarayı tuşlayarak bizi aramaktan çekinmeyin” yazıyordu. Çok hoşumuza gitti. 


Sonra odadan çıktık, Eyfel’e gittik , otel Eyfel Kulesi'ne 5 dakika yürüme mesafesindeydi. Eyfel'e o gün çıkmadık , çevresinden yürüyerek Kızımın sosyal medyadan bildiği Carette Cafe'ye gittik. Herkes bizim gibi duymuş olacak ki 20 dakika falan sıra bekledik. Buranın Soğan Çorbası ve Sıcak Çikolatası ünlüymüş. İkisinden de sipariş verdik . Soğan çorbası 15,50 , Sıcak çikolata 13,50 Euro idi.  Oradan Şanzelize Caddesi'ne gittik. Noel yaklaştığı için sanırım Dior , Burbery gibi mağazalar özellikle muhteşem süslemişler mağazalarını. Long Champ’ten kendime çanta aldım. Türkiye den biraz ucuzdu. Şanzelize de epey dolaştıktan sonra McDonalds ta akşam yemeği yedik ve otele döndük. 


2. Gün salı günü yani sabah 8’de uyandık ama otelden çıkmamız 9 oldu. Otelde her gün bir kruvasan ve 1 çay ikram verdiler. Yürüyerek Notre Dame Kilisesine doğru yola çıktık. Sen Nehri kıyısından muhteşem binaları izleyerek yürürken yine sosyal medyada çok ünlü Sheaksper and Company’ye rastladık. Burası bir kitapçı, sahaf. Çok sevimli bir yer ve çok kalabalıktı. Oradan çıktık Notre Dame Katedrali'ne geldik. Bu arada Notre Dame kilisesinin etrafındaki hediyelik eşya yerleri daha uygun fiyatlı. Notre Dame tekrar ziyarete açılmış ücretsiz ama giriş yine sırayla ve güvenlikli . Bir sonraki hedefi Navigasyon a yazdık ve yürümeye başladık. Hedef Pantheon'du. Burası Sorbon Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nin tam karşısı. Üniversite öğrencileri her yerdeydi, meydanda yerlere oturmuşlar yakındaki marketten yiyecek bir şeyler almışlar, onları yiyorlardı. Paris'te dikkatimi çeken şeylerden biri de marketlerden ya da Boulangerie denilen küçük fırın dükkanlardan yiyecekleri alıp yolda yemeleriydi. Yiyecek pahalı olduğundan olsa gerek. Yani Avrupa'da da ekonomik kriz var:)
Bir de yollarda hatta kafelerin restoranların sigara içilen kısmında kimsenin sigara içmemesi dikkatimi çekti. Çünkü İstanbul'a iner inmez yoğun sigara dumanıyla karşılaşınca iyice anladım. 



Pantheon ilk gittiğimizde de beni çok etkileyen bir yer olmuştu. Merak edenler için fiyatlarını yazmak istiyorum , giriş 18 yaş altına ücretsiz yetişkinler için 14 euro. Pantheon'un tam ortasında sürekli gidip gelen Falcout Sarkacı var ve Fransız İhtilali'nin planlandığı bir merkez olduğunu okumuştum. Alt katında da anıt mezarlar var. Fransız tarihinin önemli isimlerinin anıt mezarları var. Pantheon'dan çıktıktan sonra Lüxemburg Bahçelerini gezdikten sonra sosyal medyada ünlü eczaneye gittik. Sadece Franda'daki eczanelerde satılan İaluset kremden almak için. Bir kaç arkadaşım Paris'e gideceğimi duyunca bu kremi sipariş verdiler bana. İçerisi çok kalabalıktı. Epey bir zaman geçirmişiz içeride. Ödeme sırası vardı ve sonunda ödeyip çıktık. D'Orsay Müzesi'nin önünden geçtiğimiz için müzeyi de gezelim ded,k.  Yürüyerek Touleris Bahçelerine geldik. İçinden geçtikten sonra bir meydana kurulmuş Noel Pazar'nı gezdik. Zaten saat 17 civarı hava kararmaya başladı . Long Champ çantamın üzerine Eyfel Kulesi baskısı yaptırmak için bıraktığımız için onu almaya gitmemiz gerekiyordu ve yürüryerek Şanzelize'ye gittik. Çantamı aldıktan sonra bir restoranda akşam yemeği yedik ve yine gezerek otele dönme yolundayken Eyfel Kulesi'nin saat 21:00'deki ışık şovunu izlemek için bir parkta durduk. Her saat başı 5 dakika ışık oyunları yapıyorlarmış saat 19:00'dan sonraki saatlerde. Bizim gibi izlemey gelen çok insan vardı. Otele döndüğümüzde adım sayımıza baktığımızda 30700 adım olduğunu gördük. Paris'i bir uçtan diğerine yürüyerek dolaşmışız. 
3. Gün Çarşamba sabahı çok soğuk ve yağışlı bir hava vardı. Louvre Müzesi yazdık navigasyona ve 35 dakikalık bir mesafe gösteriyordu. Yine etrafı izleyerek elimizde kahve ve kruvasan(çünkü Parizien olmak bunu gerektiriyormuş:)) Louvre Müzesi'ne vardığımızda acayip bir sıra vardı. Aslında youtube videolarında hep tavsiye edilen bileti internetten almamızdı ama ben çok kalabalık bir dönem değil diye almamıştım. Hangi sıraya gireceğimizi bilemeyince güvenlik görevlisi bayana sorduk. Biz oraya vardığımızda saat 10:30 olmuştu ve 10:00 da bileti olanlar daha uzun bir sırada bekliyorlardı. Güvenlik Görevlisi bize internetten bilet almamızı söyledi. Saat 11:00 e biletimizi alıp sıraya girdik . Yaklaşık 1 saat o soğukta sıra bekledikten sonra içeriye nihayet girebildik. Ezgi en çok Mona Lisa'yı merak ediyordu. Ancak ilk gezmeye başladığımız yer tam karşı bölümmüş yani epey uzaktan başlamışız. Sora sora Mona Lisa'yı bulduk ama muhteşem büyük ve gösterişli bir yer Louvre Müzesi. Arkadaşım Zerrin İnstagramdan bana "Mona Lisa Tablosu'nun tam karşısında Kanuni Sultan Süleyman'ın da olduğu büyük bir resim olduğunu söyledi. Hatta o resmin videosunu çekip ona gönderdim. Çok kalabalık bir tablo olduğu için hangisinin Kanuni olduğunu anlayamadığımızdan hemen internetten araştırma yaptık. Müzede ve gittiğimiz pek çok yerde rehberli gezmediğimiz için gittiğimiz yerleri anlatan youtube videolarını açıp dinleyerek gezdik. Tavsiye ederim bu yöntemi. Louvre Müzesi'nde epey gezdik. 13 yıl önce gittiğimde yorgunluktan müzedeki banklardan birinde uyumuştum, eşim ve oğlum gezip döndükten sonra beni almışlardı. Yıllardır bu hikayeyi anlatırım ve bu seferde kızım banklarda uyudu:) Aileden biri orada uyumalıydı:) Artık onunda Lovre Müzesi'nde uyudum hikayesi var. Çok büyük ve çok yorucu bir müze çünkü. 
Louvre Müzesi'nde çok güvenlik önlemleri vardı. bir kaç hafta önce müze soyulduğu için olsa gerek. Oradan çıktıktan sonra müzenin tam karşısında BenLüx adında bir mağaza vardı. Markalı ürünlerde %5 indirim ve tax free ile alışveriş yapabiliyorsunuz. Oranın üst katına çıkarken bir orada çalışan bir hanım "Hoş geldiniz, buyrun" diyerek bizi karşılayınca epey şaşırdık. Biraz sohbet ettik. Ama çok yorgun ve aç olduğumuz için pek ilgilenemedik , sonra gelelim diye çıktık ve tabi ki sonra gidemedik. Opera bölgesini gezerek yine sosyal medyada ünlü, Fransızların esnaf lokantası diye bahsedilern Boulion Chartier'e akşam yemeğine geldik. Biraz erken geldiğimiz için , saat 18:00 civarıydı, yer bulduk . Daha sonra çok kalabalık oluyormuş. Hatta dışarda uzun kuyruklar oluyormuş.Ve 4 kişilik bir masaya oturduysanız yanınıza başka birilerini de alabiliyorlar. Bu yüzden olsa gerek masaların üst taraflarına yer yapmışlar tüm eşyalarınızı oraya koyuyorsunuz ki başkaları geldiğinde oturabilsin diye. Hatta uyarıyorlar lütfen çantalarınızı yukarı koyun diye. Fransa'ya geldiğimizden beri ilk defa burada sulu yemek yedik ama yani nasıl desem Türk yemekleri çok güzel:) Çok lezzet beklemeyin ama fiyatlar çok uygun. Yine yürüyerek , bir sürü mağaza ve dükkana uğrayarak otele döndüğümüzde 28000 adım olduğunu gördük.
4. Gün de hava soğuktu ama yağış yoktu. Geldiğimizin 3. gününden itibaren soğudu hatta döndüğümüz gün kar yağmış. Petit Palas Müzesi'ne gittik. Ücretsiz bir müze. Oradan Galeri La Fayette e yürüdük. Mimarisi çok güzel ve değişik bir mağaza. Art Neuvo kulesi'ne çıkarak Paris manzarası izledik. Oradan Montmarte Ressamlar Tepesi'ne yürüdük. Ama yokuş olduğu için ve biraz soğuk olduğu için biraz zorlandık. Tepe olması çok daha soğuk olmasına sebebiyet veriyor haliyle. Küçük bir meydan da ressamlar turistlerin portrelerini çiziyorlar 20 euro fiyatı. Aslında düşündük ama soğukta beklemeyi göze alamadık. Artık akşam olmaya ve hava daha da soğumaya başladığından otele dönmek için uber çağırdık. Otele döndükten sonra elimizdeki eşyaları bırakıp yemek yemeğe çıktık . Çok güzel bir pizza yedik. Ama bi sıcak mercimek çorbası olmasını daha çok isterdim. Yine Eyfel'in ışıklarını seyredip otele döndük.
Ve 5. gün . Saat 15:45'te uçağımız vardı. Eyfel Kulesi'nin üstüne asansörle çıktık. Yetişkin 36 euro, 12-24 yaş arası 18 euro. Sıra çoktu yine ve 2-3 saat sürdü Eyfel'in en üstüne çıkıp inmemiz. Sonra otele geldik eşyalarımızı alıp uberle Orly Havalimanına geldik.
Paris böyle geçti. Her şey çok şükür yolunda gitti. Eğlenceli ve yeni yerler gezdiğimiz bir gezi oldu. Bir kez daha fark ettim ki internetin ve ingilizcen varsa dünyada pek çok yeri rahatlıkla gezebilirsin. 

Gezdiğimiz Yerler
- Eyfel Kulesi
- Şanzelize
- Notre Dame
- Louvre Müzesi
- D'Orsay Müzesi
- Pantheon
- Galeri La Fayette
- Opera Garnier
- La Petit Palace 
- Lüxemburg Bahçeleri
- Concord Meydanı,
- Zafer Takı 
- Touleries Bahçeleri
- Montmarte Tepesi

Belki De Kurban Değilsin

YAZAR : Pazartesi, Temmuz 21, 2025

 Yıllar önce bir arkadaşım vardı. Yaşadığım sorunlardan ona bahsettiğimde, şikayet ettiğimde bana ona benzer ama çok daha kötü olaylar yaşamış insanların hikayelerini anlatırdı. Onunla sohbetin sonunda halime şükrederek hatta biraz da şımarıklık yaptığımı düşünerek ayrılırdım onun yanından. 

İnsan doğası gereği olumsuzu görmeye , olumsuza odaklanmaya daha meyilli. Ve bazen o kadar çok kalıyor ki o olumsuz deneyimlerde olumlu hiç bir şey yokmuş gibi hissedip kurban psikolojisinde kalıyor. Çaresiz hissediyor, kurban psikolojisinde kalıyor. Ve çoğunlukla öğrenilmiş çaresizlik içinde sadece şikayet edip harekete geçmeden kendine acıyor. 

Bir şeylerden şikayet edeceğim zaman o arkadaşım gelir aklıma “şimdi burada olsa hangi daha kötü hikayeyi anlatırdı bana” diye sorarım kendime.  Ve çok daha kötü olabilecek senaryolar kurgularım ve “yok ya o kadar da kötü değil” derim. 

Zaman zaman bunu yapmak iyi gelebilir. Çünkü yaşadığımız olay bizim için çok büyük çok zor gelir yaşarken ama bu sarmalın içinden çıkmak için başka insanların daha da kötü şartlarda olduğunu görmemizi sağlar. Gördüğümüzde de olaylara farklı açılardan bakabiliriz ve harekete geçebiliriz. Ya da en azından kurban psikolojisinden çıkar ruh halimizi düzeltebiliriz. 

Çünkü umutsuzlukta debelenmenin hiç kimseye faydası yok. 

Ne dersiniz? 

Midilli Adası Gezisi

YAZAR : Çarşamba, Temmuz 09, 2025

 


Dün Midilli Adası’na Kültür Gezisi’ne gittik. Adanın tarihi ve kültürü ile ilgili çok şey öğrendik. 

Yaz dönemine özel mi bilmiyorum her sabah Ayvalık Liman’mdan Midilli’ye feribot kalkıyor. Yaklaşık 1 saatte Midilli’ye vardık. Tur Rehberimiz ve otobüs bizi bekliyordu. İlk olarak Petra’ya gittik. Burası denize girmek için en çok tercih edilen yerlerdenmiş. 114 basamakla çıkılan Manastır’a gidip manzarasından fotoğraf çektirdik. Petra da nefis bir dondurma yedik. Tavsiye ılunur. Oradan Molyvos’a  gittik . Unesco Dünya Mirası Listesine alınmış çok güzel bir yer. Evler standart taş bina, sokaklar çok güzel. Arnavut Kaldırımlı dar sokaklar dünyanın en güzel sokaklarından biriymiş. 

Deniz kenarında bir restoranda balık, yunan salatası, kabak mücver yedik. 



Son olarakta Baş Melek Taksiarhis Manastırı ve Kilisesi’ni ziyaret ettik. Buranın ilginç bir hikayesi var. Efsaneye göre, 10. yüzyılda bugün manastırın olduğu yerde 40 rahip yaşamaktadır. Bir gün korsanlar bölgeye saldırıp 40 rahipten 39 tanesini kılıçtan geçirip katlederler. O sırada çatıda uyumakta olan rahip Gabriel, baş melek Mikail’in korumasıyla mucizevi bir şekilde katledilmekten kurtulur. Katledilen 39 arkadaşının kanıyla kıpkırmızı olan toprağı kullanarak Baş melek Mihail’in ikonasını yapar. Mihail’in kanlı topraktan yapılmış ikonası kilisenin içinde sergilenmektedir. Mihail’in yüzü mumların ve ışığın etkisiyle yıllar içinde kararmış. İnanışa göre, Mihail’in ikonasına baktığınızda onun güzel olduğunu düşünürseniz bu sizin güzel, iyi bir insan olduğunuzu gösterirmiş. Kötü şeyler düşünmeniz ise sizin içinizin kötülüğünün bir yansıması olarak kabul ediliyormuş.

Manastırın bahçesinde çikolatalı lokma yedik. Kocaman kocaman lokmalar üzerine çikolata döktürürseniz 4 euro. 

Mandamatos Kasabası’nda ilgilimi çeken şeylerden bir tanesi de evlerin çatılarının köşesine Medusa’nın küçük heykellerinin yapılması. Bu bizdeki nazar boncuğu yerine yapılıyormuş. Mitolojide Medusa’ya bakan taş oluyor ya evlerini kötü gözle bakılmasından korumak için yapıyorlarmış. 

Bir de çok ilginç bir şey , adadaki yollarda kaza geçirip ölenler için öldükleri yere minyatür bir kilise dikiyorlar. Yol boyunca yol kenarlarında minik kiliseler görüyorsunuz. Bu arada yollar dar ve virajlı.

Rehber adadaki halkın yeni ev araba gibi şeylere önem vermediğini ama her akşam dışarda keyifli bir akşam yemeğinin vazgeçilmez olduğunu anlattı. 

Güzel bir geziydi, tavsiye ederim. 

Kadriye Teyzem Doktor Değil Ama Doktorluk Biliyor

YAZAR : Cuma, Nisan 11, 2025



Bugün yeğenimin doğum günü. "Kardeşlerinizin yaptığı en güzel şey yeğenlerinizdir" diye bir söz okumuştum. Kesinlikle katılıyorum. Kız kardeşim ona doğum günü için bir video hazırladığını söyledi ve bizim de kısa bir videoyla katılmamızı istedi. Benim aklıma Nisan'ın bu cümlesi geldi hemen , onunla bütünleşmiş bir cümle benim için. "Kadriye Teyzem doktor değil ama doktorluk biliyor".

 2003 ocak ayında oğlum doğdu, anne oldum. Nisan ayında da Nisan doğdu, teyze oldum. Nisan'ı ilk gördüğümde "insan yeğenlerini de kendi çocuğu gibi sevebiliyormuş" diye düşünmüştüm. Nisan şimdi Amerika'da üniversite okuyor. Uzun zamandır görmüyorum, yılda bir kez falan görüyorumdur. Bazen kendi çocuklarım için de "acaba büyümeseler de gitmeseler mi?   " diye bencilce bir hisse kapılıyorum. Çocuklukları öyle masum öyle güzel ki.

Ben çalışma hayatıma bir devlet hastanesinde Laboratuvar Teknisyeni olarak başladım. Üniversite okuyordum, hem çalışıp hem de okudum. Sağlık personeli olduğum için ailede sağlık konularında bana danışırlardı. Nisan da bunu görmüş olacak ki (çocuklar çok iyi gözlemcidir) benim doktor olduğumu zannediyormuş. Sonra ona doktor olmadığımı açıkladık ama o illa doktorluk diplomam olması gerekmediğine karar verdi ve herkese "Kadriye Teyzem doktor değil ama doktorluk biliyor" dedi. Çünkü çocuklar için diploma, statüler gibi şeyler önemli değil. Bazen "çocuk aklı" der küçümseriz ama galiba onlar bizden daha akıllı:) Gözlemledikleri şeylere bir açıklama getiriyorlar.

Annesi ilaç içmek istemediği zaman "Kadriye Teyzen söyledi içersen iyileşecekmişsin" dediğinde ikna oluyormuş mesela. 

Ne istediğini bilen , akıllı bir çocuktu. Hedefleri vardı ve çok şükür gerçekleştiriyor hedeflerini. Yolları bahtları açık olsun tüm çocuklarımızın.

Ben hep uzaktaydım ailemden ama çok yakın ilişkilerimiz var. Ait olmak , ait hissetmek kök aileden başlıyor. İlk yaşadığın yer, hayatı öğrendiğin yer ailen. 

Özel günlerde duygusallaşıyorum, mesela çocuklarımın ilk doğdukları an'a gidiyorum. Oğlumu ilk gördüğüm an, kızımı ilk gördüğüm an. İnsanın hayatı boyunca unutmayacağı o an'lar. Hayat an'lardan oluşuyor. Hatırladığımız, hiç unutamadığımız tüm anlar da yoğun duygular vardır. Duygularımız hayatı anlamlı kılar. Öyle değil mi?

 

Aşk Peşinde Bir Yıl Film Yormu

YAZAR : Salı, Nisan 08, 2025


Dün gece Netflx'de Aşk Peşinde Bir Yıl filmini izledik. Orjinal adı "The Life List" , aslında orjinal adı daha uygun filme ama Türkçe'ye böyle çevirmeyi uygun görmüşler. Romantik ve daha yüzeysel bir film bekliyordum ama öyle değilmiş. 
Filmin konusu anne kız ilişkisi ve annenin kızını hayallerinin peşinden gitmesi için motive etmek için yaptıkları. Başrolde oynayan Alex ile annesi arasında çok güzel bir bağ var. Ama annesi son evre kanser olduğunu öğreniyor ve kızına öldükten sonra onun hayallerinin peşinden gitmesini sağlamak için bir oyun hazırlıyor. Çünkü anne yaşarken kızının hayallerinden uzaklaşmış , konfor alanında, pek mutlu bir yaşam sürmediğini gözlemliyor. Bunu kızına anlatmayı deniyor yaşarken ama başarılı olamıyor. Alex annesinin şirketinde çalışıyor, sevmediği erkek arkadaşının evinde yaşıyor.  
Annesi öldüğünde 2 erkek kardeşi ve eşleriyle Alex avukatlık ofisinde mirasın açıklanması için toplanıyorlar. Miras açıklandığında Alex annesinin kozmetik şirketinin ona kalacağını düşünürken annesinin ona sadece %20 pay bıraktığını ve oradaki mevcut işinden kovulduğunu öğreniyor. Annesi kozmetik şirketinin başına büyük erkek kardeşinin karısını getiriyor. Ancak Alex'e özel bir miras daha var. Annesi kendinden kalan mirası alabilmesi için 12 tane dvd de anlattığı bir takım görevler veriyor ve bunların 1 yıl içerisinde gerçekleştirmesi gerektiğini , aksi takdirde mirasını alamayacağını söylüyor. Mirasın ne olduğunu Alex dahil hiç kimse bilmiyor. Alex önce çok öfkeleniyor ama yapmaya karar veriyor. Alex 13 yaşındayken kendine bir yaşam listesi hazırlamış, 12 maddelik. Aslında annesinin istediği bu hayallerini hatırlaması ve yaşam sevincini tekrar kazanması. Bu maddeler arasında bir komedi gösterisi yapmak, piyano çalmayı bıraktığı için aslında çok istediği bir müzik parçasını çalmak, öğretmen olmak, babasıyla barışmak ve gerçek aşkı bulmak gibi maddeler var. Yani 13 yaşındaki Alex'in yaşam listesi. 
Her bir maddeyi tamamladığında diğer dvd yi alabiliyor. 
Alex öfkesini mirası açıklayan genç avukata yansıtıyor ve pek anlaşamıyorlar önce ama sonra onunla arkadaş oluyor. Maddeleri tek tek gerçekleştirmeye başlıyor. Erkek arkadaşını terk ediyor ve başka bir eve taşınıyor. Avukat ona öğretmenlik yapabileceği bir yer buluyor. Piyano dersi alıyor ve her maddeyi gerçekleştirdiğinde yeni dvd yi alıyor. Babası annesini Alex 15 yaşındayken terk etmesinden dolayı, babasına kızgın ve pek görüşmüyorlar. Maddeleri tek tek gerçekleştirirken yaşadıkları anlatılıyor filmde.
Filmin bir sahnesinde ağabeyinin eşiyle yaptıkları bir sohbette yengesi Alex'e annesinin ona anlattıklarını anlatıyor. Annesi, gelini ona gelip oğluyla evlenmek istediklerini söylediğinde evleneceğin adamın 4 soruluk testi geçiyorsa evlenmesini söylemiş (Türkiye'de hangi kayınvalide gelinine bunu söyler ki?) 
1. Soru: Nazik mi?
2. Soru: Tüm duygu ve düşüncelerini ona anlatmak istiyor musun? seni gerçekten dinliyor mu?
3. Seni olabileceğin en iyi haline gelebilmen için destekliyor mu?
4. Onu gelecekteki çocuklarının babası olarak hayal edebiliyor musun?
Eğer bu 4 sorunun cevabı "evet" ise o zaman evlenmesini söylemiş. Bu sahnede evlenmek isteyenler için bir rehber olabilir. 
Film beni çok etkiledi. Bazen sevdiklerimize onlara o an kötü gelen şeyler yapmak zorunda kalabiliriz. Annenin çok cesur ve gerçekten kızının iyiliğini öldükten sonra bile düşünen ve bunun için sıra dışı şeyler yapabilen bir insan olduğu için çok takdir ettim. Onu çabalaması için teşvik ediyor ve kolay, konforlu hayatından çıkması için zorluyor. 
Filmin konusu çok güzeldi bence. Anne kız ilişkisi, aradaki sevgi bağı beni çok etkiledi. Sevmek ona tüm imkanları sağlayıp konfor içinde yaşatmak mıdır? Sana kızacağını bile bile onu zorlamak mıdır? Kendini bulması, hayallerinin peşinden gitmesi için kızı için yaptıklarını yapmak cesaret ister. 
Film de ağladım. Duyguları çok güzel anlatmış, hem sorgulatıyor hem de anne kız ilişkisinin ne kadar derin olduğunu hissettiriyor. Bir annenin öldükten sonra bile kızına yardım edebilmesi, onun iyiliği için onu maddi şeylerden mahrum bırakması ve mutlu son. 
Gençken insanlar dünyayı değiştirebileceklerini, güçlü olduklarını ve ne isterlerse yapabileceklerini düşünürler ve risk alabilirler ama sonra ne olur, nerede kaybedilir o coşku , o güç? Sistemin içinde para kazanayım, mevcut durumu koruyayım derdine düşerek hayallerinden vazgeçerler. Konfor insanı çürütür. Hayat bir hayalimiz olduğunda, onun için mücadele ettiğimizde, bazen kaybettiğimizde bazen üzüldüğümüzde, zorlandığımızda tatmin edici olur. Film de bana bunu anlattı.
Tavsiye ederim, izlerseniz yorumlarınızı bekliyorum.







Kışın Cilt Bakımı: Soğuk Havaya Karşı 3 Etkili İpucu

YAZAR : Salı, Şubat 25, 2025

 


Kış aylarında soğuk hava, rüzgar ve düşük nem oranı cildimizi kurutarak hassaslaştırabilir. Cildinizin sağlıklı ve parlak kalması için bu kış bakım ipuçlarını mutlaka deneyin!

1.Yoğun Nemlendirici Kullanımı Şart!  

Soğuk hava cildi hızla kuruttuğu için hafif nemlendiriciler yerine içerisinde hyaluronik asit, seramidler ve gliserin gibi içerikler barındıran yoğun nemlendiriciler tercih etmelisiniz. Kışın özellikle gece yatmadan önce cildi derinlemesine nemlendirmek çok önemli.

2. Dudak ve Eller İçin Ekstra Bakım 

Kış aylarında dudaklar ve eller en çok kuruyan bölgelerden. Shea yağı, vazelin veya balmumu içeren dudak nemlendiricileri kullanarak dudaklarınızı koruyun. Ellerinizi ise düzenli olarak yoğun nemlendirici kremlerle besleyin.

3. Güneş Kremini Unutmayın

Kışın güneşin etkisi az gibi görünse de UV ışınları cilde zarar vermeye devam eder. Bu yüzden her gün en az SPF 30 içeren bir güneş koruyucu kullanarak cildinizi koruyun.

Bu kış cildinizin kurumasını ve tahriş olmasını önlemek için yukarıdaki ipuçlarına ek olarak bir tavsiyem var. Vaseline Gluta-HYA serisi, GlutaGlow ve hyalüronik asit içeren formülü ile 5 günde daha aydınlık ve parlak* bir cilt sağlar. Serum etkili formülü ile ciltte hızla emilir, yağlı ve yapışkan bir his bırakmaz.  

Vaseline Gluta-Hya Serum Etkili Losyonları incelmek için tıkla.

*Aydınlık ve parlaklık iddiası ürün kullanılmadan önceki haline kıyasladır. Düzenli kullanımla yapılan klinik testlere göre.

Bir boomads advertorial içeriğidir.

STRES SAĞLIĞA ZARARLI MI GERÇEKTEN?

YAZAR : Salı, Şubat 25, 2025



Stres gerçekten sağlığımıza zararlı mı? 

Bu soruyla ilgili Amerika'da yapılan 2 araştırmadan bahsetmek istiyorum. İlk araştırmada katılımcılara 2 soru sorulmuş 1. Stresli misiniz?

2. Stresin sağlığınıza zararlı olduğu düşünüyor musunuz?

8 yıl sonra araştırmaya katılan kişilerin ölüm oranlarını incelediklerinde stresli olduklarını ve stresin sağlığa zararlı olduğunu düşünen grupta ölüm oranlarının %40 arttığı görülmüş. Stresli olduklarını ancak stresin sağlıkları için zararlı olmadığını düşünen grupta ölüm oranlarında bir artış görülmemiş. Araştırmacılar stresin tek başına sağlığa zararlı olmadığını sağlığa zararlı olduğuna inandığınızda zararlı hatta ölümcül olduğu sonucuna varmışlar.



2. Araştırmada ; Katılan 1000 kişiye yine 2 soru sormuşlar.

1. soru: Geçen yıl ne kadar strese maruz kaldınız?

2. Soru: Geçen yıl arkadaşlarınıza, komşularınıza, etrafınızdaki  insanlara yardım ederek ne kadar vakit harcadınız?

5 yıl sonra çalışmaya katılan kişilerin ölüm oranlarına baktıklarında büyük stres yaşayan insanların ölüm oranında %30 artış olduğu görülmüş. Ancak başkalarıyla ilgilenen, onlara yardım eden insanlarda stres sebebiyle ölüm oranlarında artış olmamış. "Umursamak direnç kazandırır". yani başkalarıyla ilgilenmek stresin zararlı etkilerinden bizi korur. 

Bu araştırmalar ışığında strese yeniden bakmak nasıl olurdu?

Bağlanma Nedir? Bağlanma Stilleri

YAZAR : Çarşamba, Mart 13, 2024

Biz bize Hayata Dokunan Sohbetler programızın bu bölümünde Bağlanma Nedir? Bağlanma Stilleri konusunu konuştuk.

Biz Bize Hayata Dokunan Sohbetler 1. Bölüm Duygusal Farkındalık

YAZAR : Perşembe, Ocak 18, 2024


17 Ocak Çarşamba akşamı sevgili arkadaşım Güzin'le birlikte Biz Bize Hayata Dokunan Sohbetler isminde instagram canlı yayını yaptık. Bundan sonra her hafta bir konuyu konuşmaya karar verdik. Umarım faydalı olur. Bu haftanın konusu Duygusal Farkındalık . İzlemek isterseniz videoya tıklayıp izleyebilirsiniz. 

Glikoz Devrimi

YAZAR : Cuma, Ocak 12, 2024

 



Bir grubum var , Simyacı Mutfak Grubu, her 15 günde bir farklı uzmanlar farklı eğitimler ve atölyeler organize ediyor kurucusu Tülin Hanım. Geçen haftalardaki eğitimlerden birinde Diyetisyen Yeter Hanım bize kilo alma-verme dışında daha sağlıklı bir hayat için beslenme konusunda konuştu. Hayatımıza sokacağımız küçük beslenme değişiklikleri ile daha sağlıklı olabileceğimizi , kilomuzu yönetebileceğimizi söyledi. En önemli konunun vücudumuzdaki glikoz dengesini sağlamak olduğunu anlattı.
Mesela tip 2 diyabet, insülin direnci , Polikistik Over , Demans , Duygu Dalgalanmaları, Alzheimer gibi hastalıkların sebebinin vücudumuzdaki glikozun sürekli dalgalanması olduğunu , glikozun dengelenmesi için yapılabilecekleri anlattı. 
Anlattıkları çok mantıklı geldi ve biraz biraz uygulamaya çalıştım. Geçen hafta bir gün Dost Kitabevi'nde dolaşırken Glikoz Devrimi kitabını gördüm ve biraz inceledikten sonra almaya karar verdim. Kitabı okumayı henüz bitiremesem de o gün gelen Diyetisyen Yeter Hanım'ın söyledikleriyle paralel bilgiler var. 
Bilgilerden biraz bahsedecek olursam vücudumuzdaki glikoz oranının dengelenmesi için yediklerimizin sıralaması çok önemli. Önce sebze, sonra protein en son karbonhidrat ve meyve sıralaması şekerin dengede olmasını sağlıyor. 
İkinci küçük değişim  yemeklerden önce 1 yemek kaşığı sirke koyduğumuz suyu içmek . Sirkenin kan şekeri dengesini düzenlemede önemli bir rolü var.
Üçüncü değişim ise yemeklerden sonra 10-15 dakika hareket etmek. Yemeklerden sonra yürüyüş yapmak şeker ilacı gibi etki ediyor. 
Yeter Hanım bu basit 3 kurala dikkat edersek uzun vadede hem kilo verebileceğimizi, hem de bir çok sağlık sorunumuzun düzeleceğini belirtti. 
Bazı doğru bildiğimiz yanlışlar ya da aslında beslenme ile ilgili neyin doğru neyin yanlış olduğu konusunda kafaların çok karışık olduğu bir dönemde bilimsel araştırmalara dayanan bu kitap hayatımızı olumlu etkileyebilir. Ben ufak ufak başladım bakalım. Gelişmeleri yazarım.



Kendinle Dost Olmak - 1

YAZAR : Cumartesi, Kasım 25, 2023

 


Kendinle dost olmak, kendinle iyi geçinmek ne demek? Kendini sevmekten farklı mı? 
Yeni bir yazı dizisine başlıyorum . Her yerden duyduğumuz bu kendini sev , sen önemlisin , seni üzenleri hayatından çıkar benzeri cümlelerle kendinle dost olmak farklı mı?
Kendini sev dendiğinde biraz bencilce algılanabiliyor. Sanki sadece kendini sev başkaları önemli değil sen önemlisin gibi bir havası var( kızım öyle bir vibe alıyorum diyor:))) 
Kendini biraz sevmek çok iyidir aslında hiç sevmeyen insanlardan daha faydalıdır kendini seven insan. Ama aşırıya kaçıp narsizim boyutundaki sevgi zararlıdır. 
Kendinle dost olmak için neler yapmak gerekir dersen ilk olarak şöyle düşünmeni öneriririm. Çok değer verdiğin bir dostuna davranır gibi davran kendine. Mesela o kırılacak diye korktuğun , söylemediğin şeyleri kendine de yapma. Üzüldüğünde destekleme cümlelerini kendine de söyle. Kendin hakkında asla kötü konuşma, bilinçaltın şaka da olsa her şeyi ciddiye aldığı için inanabilir. 
Kendini duvardan duvara vurup dövme mesela, kendine bu kadar kötü davranma iznini nereden alıyorsun acaba?:))))
Kendinle dost olma giriş 101 dersi, önce kendine kötü davranmayı, eleştirmeyi ve kızmayı bırak.

İtalya Turu 1

YAZAR : Salı, Eylül 19, 2023

       6-11 Eylül arası 5 gece 6 gün İtalya gezisine gittik. Aslında şöyle oldu. Kızım küçük olduğu için yurt dışı gezilerine onu götürmemiştik daha önce gittiğimizde. Ona söz vermiştim. Aslında o Paris ve Disneyland turu istiyordu ama ben pek istemiyordum. Hem daha önce Paris i gördüğümden hem de Paris'te ağustos ayında sokak olayları olduğundan dolayı istemiyordum. Paris karışık şimdi gidilmez falan diyerek ikna ettim. Sonra nereye gidelim diye düşünürken pandemiden önce planladığımız ama gidemediğimiz İtalya geldi aklıma. Bir kaç tur firmasıyla görüştükten sonra bir tanesine karar verdim ancak arkadaşım Konya'ya davet ettiği için satın almak için gidemedim. Konya'dayken kız kardeşim aradı ve İtalya için tur satın alıp almadığımı sordu. Henüz almadığımı Konya dan dönünce alacağımı söyleyince bir komşusunun aylar önce tur aldığını ama vize alamadığı için turu devretmek istediğini söyledi. Benim için de güzel bir fırsat oldu çünkü güncel fiyatlarla daha pahalı olacaktı. Kısmet diye bir şey var:)

Neyse efendim biz tatil sepeti" sitesinden aldık turumuzu ama daha sonra tur rehberimizden öğrendiğimize ve tura katılanların söylediklerine göre bütün satın alanları bir havuzda birleştiriyorlarmış yani hiç bir tur bir otobüsü dolduramıyormuş. Bu yüzden joly tur, gezinomi vb..... her turdan insanlar vardı. 

Turumuz 6 eylül sabah 08:30 da Sabiha Gökçen Hava Alanı dış hatların önünde buluşmamızla başlayacaktı. Ama biz Ankara'dan gideceğimiz için sabah 05:45'e uçak bileti aldık. Rahat rahat yetişeceğimizi düşünürken kız kardeşim aradı ve uçakların çok sık rötar yaptığını 2 saat rötar yapsa turu kaçırabileceğimizi söyleyince uçak saatini değiştirdik. gece 10:30 uçağıyla İstanbul'a gittik ve Sabiha Gökçen Havaalanı'nda sabaha kadar bekledik. Bu kısım çok yorucu oldu. Kafede koltuklarda uyukladık :) 

Ertesi sabah buluşma saatinde buluşma yerine gittiğimizde tur rehberimiz Gül Hanım'la buluştuk. Check in yaptırabileceğimizi uçaktan inince Roma Havaalanı'nde bagaj bölümünde beklememizi söyledi. Uçaktan indikten sonra bagaj alma alanında hep birlikte buluştuk ve tur otobüsüne geçtik. Otobüse yerleştikten sonra rehberimiz yoklama yaptı ve her ikili, üçlü gruba bir numara verdi. Yani genelde insanlar aileleriyle ya da arkadaşlarıyla gelmişlerdi. Biz kızımla 13 numaraydık:) Ve her geziden sonra numaramızı söyleyerek yoklama aldı. 

İlk gün Collesium'a doğru hareket ederken yoklamadan sonra genel bilgiler verdi. Ve dedi ki; "para+sağlık ve zaman üçlüsü nadiren bir araya gelir. Paranız olur zamanınız olmaz, zamanınız olur sağlığınız olmaz , velhasıl biri olur biri olmaz. Eğer üçünü denk getirip buraya gelebildiyseniz u bir şanstır ve umarım bu şansınızı keyifle değerlendirirsiniz". 

"Eğer dünya bir kitapsa seyahat etmeyenler hep aynı sayfayı okurlar" 

Bu cümlesi çok hoşuma gitti. Ve devam etti "her seyahat sizi değiştirir bakalım buradan döndüğünüzde ne ilhamlar almış olarak döneceksiniz. Bu değişiminizi hayatınıza nasıl yansıtacaksınız?" Bu arada rehberimiz Gül Hanım 66 yaşında çok donanımlı bir kadın. Bu yüzden gezi esnasında anlattıkları , tarih ve felsefe bilgisi çok etkileyiciydi. Ayrıca kendisi öyle enerjik biriydi ki tura katılan genç yaşlı herkes ona yetişmekte zorlanıyordu. Biraz yavaş olmasını rica ettiklerinde "siz beni 66'da gördünüz bir de 36 da görecektiniz" diye takıldı.  Tur boyunca elinde pembe puantiyeli şemsiyesiyle , biz rahat bulalım diye, dolaştı ve biz pembe şemsiyeyi takip edeceğiz diye canımız çıktı:))))

Collesium'u dışarıdan gördük. Çünkü aylar öncesinden biletler bitiyormuş ve için bir günde gezmek çok zormuş. Tur kapsamında içinin gezilmesi yokmuş. Hatta anladığım kadarıyla hiç bir turda yokmuş. Collesium'un çevresinde dolaşıp fotoğraflar çektikten sonra tekara otobüse bindik ve aşıklar çeşmesine gittik. Aşıklar Çeşmesi'nin tarihini dinledikten sonra orada 4 peynirli pizza ve kola menüzü 8,5 eurodan fast food bir şeyler yedik. Zaten İtalya'da 4 Peynirli Pizza  , Margarita Pizza ve Makarna meşhur. Makarnayı pesto soslu , mantarlı , deniz ürünlü her şekilde yapıyorlar. Biz de 6 gün boyunca çeşitleri denedik. 

Aşıklar Çeşmesi çevresinde 2 saatlik bir serbest zaman verdi ve bu 2 saate yemekte dahildi. O yüzden çok çevreden ayrılmadan gezdik. Çok kalabalıktı ve herkes para atıp dilek diliyor ve fotoğraf çektiriyordu. Aslında adı Aşıklar Çeşmesi değilmiş , Türkler öyle bir isim koymuşlar. Asıl adı Fontana di Trevi yani Üç yol Çeşmesiymiş. 

Daha sonra turla buluşup İspanyol Merdivenleri'ne gittik. 135 merdivenin bulunduğu ve çevresinde dünyaca ünlü lüks markaların mağazalarının olduğu bir meydanda bulunan merdivenlere polis oturmayı yasaklamış. Biraz dinlenmek için oturduğumuzda hemen polis gelip uyardı. Meydanda faytonlarla gezinti yapılıyordu. Meydanın karşı sokağında Antico Cafe Greco kafe var ve zamanında Hemingway burada kahve içermiş. Tabi ki biz de kahve içtik ama fiyatlar epey pahalıydı. Bu kafede en çok garsonlar dikkatimi çekti. Ben fotoğraf çektirmek için biraz önce boşalan masaya oturduğumda fotoğraf güzel çıksın diye masanın üstündeki boş bardak ve tabağı yan masaya koymaya amele amele çalışırken:)) yakışıklı ve asil garson bana "madame please stop " dedi. Özür diledi ve hemen masayı topladı. Biraz utandım:)) Sonra sipariş için yanımıza geldi daha karar vermediğimizi söyledik yine özür dileyip gitti ve biz çağırana kadar gelmedi. Çok zarif hareketler bunlar:)

Biliyorsunuz İtalya deyince akla pizza , makarna ve tiramisu gelir. Meydana çıkan sokaklardan birinden 5 euroya karton kapta tiramisu almamızı önerdi rehber ve eğer oturup yerseniz İtalya'da 4-5 euro da masa parası aldıklarını söyledi. 

Serbest zamanın ardından buluşup otelimize gittik. Otel Roma'ya yaklaşık 1 saat uzaklıkta 4 yıldızlı bir oteldi. Daha önce İtalya'ya giden arkadaşlarım oteller konusunda beni uyarmışlardı. Çok lüks ya da konforlu oteller beklemiyordum zaten. İhtiyaç duyabileceğimiz her şey vardı ama lüks bir otel değildi. 

İtalya'da bir de şehir vergileri varmış. O şehirde konaklarsan vergi veriyormuşsun. İstanbul için biz de yapsak keşke diye düşündüm. Rehber İtalya'nın çok fazla turist çektiğini ve bunun için zamanında Holywood'u kullandığını anlattı. Aşıklar Çeşmesi filmi ve Audrey Hepburn'ün  Dilek filmlerinin bu konuda çok etkili olduğunu anlattı. 

Otele gittiğimizde bir gece önceden de uykusuz olduğum için duş alıp erkenden yattım. Çünkü rehber 7'de kahvaltı saat 8:00 de otobüste olmamızı söyledi. 


Ertesi sabah 07:15 te kahvaltıya indik ve yiyecek pek bir şey bulamadık:))) 1 çeşit peynir , sahanda yumurta(görüntüsü pek iç açıcı değildi, o yüzden almadım) ve bol tatlı bişeyler vardı. Kruvasan ve kekler vardı. Zeytin yoktu:( Aslında ilk otel kahvaltı açısından iyi günlerimizmiş. En azında krem peynir , yumuşak ekmek ve ceviz vardı. İtalyanlar sabah kahvaltısında bir kruvasan ya da kurabşiye ve kahve içerlermiş. 

Otobüsle yaklaşık 1,5 saat gittikten sonra Nimi Kasabasına geldik. Yolda harika göl manzaraları vardı ve durup fotoğraf çektirdik. Rehberimiz İtalya'da çeşmeler olduğunu ancak oradan su doldurmamızın iyi olamayabileceğini anlattı. Bağırsak floramız alışık olmadığı için kötü etkilenebileceğimizi ancak kasabalardan dağlardan gelen suları içebileceğimizi söyledi. İki tür su vardı her yerde biri natural su yani bildiğimiz su diğer soda gibi mineralli su. Nimi kasabasında belediye 2 suyun da aktığı sebil gibi bir yer yapmış. Sularımızı orada doldurduk ve oradan başka bir yerden su içmedik.

Nimi kasabası çileğiyle ünlü bir yer olduğu için çileğe dair her şey vardı. Küçük şirin kafelerden birinde çilekli turta yedik kahve içtik. Biraz dolaştıktan sonra Vatikan'a gitmek için hareket ettik. Vatikan dünyanın en küçük ama en zengin ülkesiymiş. Bir ülkeye girer gibi giriliyor ve öndeki çok büyük kiliseyi gezip çıkıyorsunuz. Vatikan da sadece kiliseyi gördüm ben ama bir kaç arkadaş yanlışlıkla kiliseye girmeden arkasına geçmişler ve Vatikan şehrini görmüşler ama öyle bir giriş çıkış yapmışlar ki onlar da kiliseyi göremediler. 

Vatikan'dan sonra gece Roma şehir turu yaptık. Bir sürü meydan, tarihi yapı gezdik ve yemek yedik. O gece de saat 10:30 gibi otele döndük. Meydanlarda gösteri yapanlar, şarkı söyleyenler resim yapanlar vardı.

Ve 3. gün 

Ertesi sabah bavullarımızla birlikte otelden ayrıldık ve Floransa'ya doğru hareket ettik. Yolda Toscana da Ortiveri kasabasına uğradık. Muhteşem bir katedral vardı ve rehber o kasabada yaşayan insanların hayatın tadını çıkaran , yavaş yaşayan insanlar olduğunu anlattı. Kasabaya giderken uzun bir yokuş olduğu için Feniküler e bindik. Dönerken de fenikülerle aşağı inip otobüsümüze bindik. Yaklaşık 2 saatlik bir yolculuktan sonra Floransa'ya vardık. Meşhur Davut Heykeli ve bir çok heykelin bulunduğu meydanı gezdik. Dan Brown kitaplarından bildiğim Medici Ailesinin sarayı hemen o heykellerin yanında meydanda bulunuyor. Floransa'yı Floransa yapan aile olduğu söyleniyor. Heykeller orjinal değilmiş , orjinalleri müzelerdeymiş ama bire bir kopyaları meydanda duruyormuş. Davut heykeli ve bir çok heykel çıplaktı bu arada. 

Floransa'da dolaşıp akşam yemeği yedikten sonra otobüsümüzle Montecatini kasabasındaki otelimize geçtik. Buradaki otel 3 yıldızlı bir termal oteldi ama bu otelde çok sıkıntı yaşayanlar oldu. Mesela tek girişi olan bir aile odasına iki farklı aileye vermişler ve uyuyamamış doğal olarak insanlar. Bazı odalarda sıcak su , krutma makinası falan yokmuş . Bizim kaldığımız odada bunlar vardı ama çok konforlu bir oda değildi. Mesela cam açılmıyordu sadece klima vardı.

Erken bir saatte otele döndüğümüz için çıkıp biraz kasabayı gezdik. Yine bu kasabada da insanlar meydanlarda toplanmışlar , çocuklar oyun oynuyor, gençler yüksek sesle müzik dinliyorlar daha yaşlılar sohbet ediyorlardı. Kasabada yaşlı nüfus çoğunluktaydı. 

Anlattıklarımdan fark ettiyseniz hiç büyük şehre yakın bir otelde kalmadık, kalamadık. Rehber pek mümkün olmadığını söyledi belki de kalabalık gruplara vermiyorlardı.

4. gÜN

Portofino Pisa

5. Gün 

Venedik


Benimle İlgisi Yok

YAZAR : Pazar, Nisan 16, 2023



Geçenlerde bir filmde duyduğum cümle çok ilgimi çekti. “Kendileri mutsuz olan insanların tek mutlu olma yolları başkalarını mutsuz etmektir”. 

Birisi size “bugün kötü görünüyorsun” diyorsa kendisinin kötü göründüğünü düşünüp size yansıtıyordur yani meselenin sizinle ilgisi yoktur çoğu zaman . Ya da canınızı sıkmak için çabalıyorsa kendi içindeki kavgayı dışarı taşırıyordur yine sizinle ilgisi yoktur üzerinize alınmayın . Aslında genel olarak insanların davranışları sizinle ilgili değildir kendileriyle ilgilidir. 

Bunu idrak ettiğinizde çok rahatlıyorsunuz. Tam olarak anladığınızda “benimle ilgisi yok , kendi içinde ki huzursuzluğu “  diye bakabiliyorsunuz olaylara . 

Kitabımın adı gibi aslında “kimse sana karşı değil herkes kendinden yana” 

.

.

.

#bizkimizkadınız #kimsesanakarşıdeğil #farkındalık #özşefkat #huzur 

Almak mı? Vermek Mi Mutlu Eder?

YAZAR : Perşembe, Nisan 13, 2023

 


Bir mutluluk araştırmasında insanları 3 gruba ayırmışlar. Bitinci gruba 10000 tl vermişler (miktarı ve cinsi atıyorum çünkü konunun ana fikri değil) ve demişler ki “bu parayı bugün akşama kadar dilediğiniz gibi sadece kendiniz için harcayın , başka birisi için 1 kuruş bile harcayanazsınız” . 2. Gruba “ bu paranın yarısını kendiniz için yarısını başkaları için harcayın” demişler ve 3. Gruptakilere de “bu paranın hepsini başkaları için harcayacaksınız , bir kuruş bile kendinize harcayanazsınız” Günün sonunda 3 grubun mutluluk oranlarını ölçmüşler ve parayı başkaları için harcayan 3. Grubun mutluluk düzeyi en yüksek , sadece kendisi için harcayan grubun mutluluk düzeyi en düşük çıkmış . 

Vermek mutluluktur diyebilir miyiz o zaman? Ne dersiniz? 


Annelerin Mutluluğu Kimin Sorumluluğu?

YAZAR : Salı, Nisan 11, 2023

 


Hep söylenilen bir söz var “anne iyiyse çocuklar da  iyi olur “ “ Kadın mutluysa çocuklar da , eşi de mutlu olur” .

Peki annelerin mutluluğu sadece onların sorumluluğu mudur? Annenin şartları bu durumu etkilemez mi? Kendini güvende hissetmeyen bir anne mutlu olabilir mi? Her yaptığı eleştirilen , yemek, bulaşık , çamaşır , temizlik işleriyle ilgilenmek zorunda olan, bütün gün çocukla tek başına ilgilenmek zorunda kalan anneler mi sorumludur sadece . 

Annelerin şartlarının iyileştirilmesi gerekir ki iyi olabilsinler. Yakın çevresinden, özellikle küçük çocuğu olan anneler destek alabilmeli ki kendi duygularını düzenleyebilsin. 

Siz ne düşünüyorsunuz?

.

.

.


Perişan Uyku

YAZAR : Cumartesi, Nisan 08, 2023

 


8-5 çalıştığım dönemlerde iş yerinde öğle arası bazen uyku bastırırdı. Kolumu masaya koyar uyurdum. Ama ne güzel bir uyku olurdu o 😂 kolum uyuşur , boynum tutulurdu😂😂 hele ramazanda o uykunun tadından yenmezdi 😂 işte yine böyle bir gün o şekil uyumuşum iş arkadaşım Fatoş girmiş odaya , yani adlında öğlen arası bitmiş demek oluyor bu. Bana seslendi “ hadi kalk mesai başladı” dedi. Ben de gözümü zor açarken “tamam uyandım gibi bir şeyler geveledim. O zaman Fatoş defi ki “sen de ne seviyorsun böyle perişan uykuyu “ “perişan uyku mu?” O da ne demek?” dedim . “İşte böyle konforsuz , ama engellenemez bir şekilde çöktüğü için içinde bulunduğun koşulları önemsemeden uyumak” dedi. Çok hoşuma gitti bu “perişan uyku” tanımı. 



Hepimiz yaşamışızdır televizyonun karşısında neredeyse yarı oturur pozisyonda oramız buramız tutulur bir şekilde uyuyakalırız ama kalkıp yatağımıza gidince o uykudan eser kalmaz . Uyuyamayıp yatakta döner dururuz.

Belki de çok pahalı yataklar ya da aşırı konfor gerekmiyordur iyi bir uyku için. Rahat bir kafa ve vücudumuzun bioritmine uymak yeterlidir . Ne dersiniz? 

Devrim niteliğindeki DeFi Protokolü IPOR 22 Mart 2023'te Bitget'te listelenecek

YAZAR : Pazartesi, Mart 20, 2023

 

Bitget, geleneksel finans oyuncuları için IPOR pratik çözümü ile DeFi ve TradFi arasındaki boşluğu dolduracak

Victoria, Seyşeller, 20 Mart, 2023 - En büyük kripto Copy Trade platformu Bitget, IPOR'un spot piyasanın İnovasyon Alanında listeleneceğini duyurdu. Dijital varlık için yatırma hizmetleri 22 Mart 2023 10:00’dan (UTC+3) itibaren sunulacak ve listeleme aynı gün saat 15:00'de (UTC+3) yapılacaktır.

IPOR Protocol, Inter Protocol Over-block Rate (IPOR) endeksini kullanan merkeziyetsiz bir faiz oranı türev borsasıdır. IPOR Endeksi, IPOR AMM, likidite havuzları ve Varlık Yönetimi akıllı sözleşmeleri aracılığıyla saklama kuruluşu olmayan zincir içi faiz oranı swapları sunmaktadır. Protokol, gelişmekte olan DeFi kredi piyasaları için faiz oranı türevleri ve endeksleri de dahil olmak üzere risk yönetimi araçları sağlayarak DeFi ve TradFi arasındaki boşluğu doldurmayı amaçlamaktadır. Bu durum istikrarı artırmakta ve sabit gelirli yatırımları geleneksel finans oyuncuları için daha cazip hale getirmektedir.

IPOR ekibinin 2011 yılından bu yana kripto sektöründe yer alan üyeleriyle sahip olduğu engin deneyim, ona önemli avantajlar sağlamaktadır. Üç doktoralı, sabit gelir alanında 20 yılı aşkın deneyime sahip kuantörler, 15 yılı aşkın deneyime sahip kurumsal yazılım geliştiricileri, Cardano'nun danışmanları ve 1inch'in kurucusu yer alıyor. TradFi'deki faiz oranı türev piyasası 450 ila 600 trilyon nominal arasında muazzam bir büyüklüğe sahipken, DeFi'de henüz kullanılmamıştır. IPOR protokolü, TVL'de 40 milyon doların üzerinde bir rakamla ilk 5 türev platform arasında ve Ethereum'da ilk 2 sırada yer almaktadır.

Bitget Yöneticisi Gracy Chen: "Vadeli işlemler ve Copy Trade’de lider bir kripto borsası olarak, ürün tekliflerini genişletmek bu yılki ana stratejimiz. Ayı piyasasında bile, hızla büyüyen spot işlemler piyasamızda daha fazla gelecek vaat eden projeyi desteklemekten mutluluk duyuyoruz ve IPOR'un benzersiz özelliklerinin hem DeFi hem de TradFi oyuncularını çekerek DeFi'yi daha geniş bir kitleye ulaştıracağına inanıyoruz."

Coingecko'ya göre, Bitget'in 24 saatlik işlem hacmi 845 milyon dolar civarında ve tüm spot borsalar arasında 10. sırada yer alıyor. Platform şu anda 529 işlem çifti ile 460'ın üzerinde coin'i desteklemektedir.

Bitget Hakkında

2018 yılında kurulan Bitget, temel özellikleri olarak yenilikçi ürünler ve sosyal işlem hizmetleri ile dünyanın lider ilk beş kripto para borsası arasındadır. 100'den fazla ülke ve bölgede 8 milyondan fazla kullanıcıya hizmet veren borsa, güvenli, tek noktadan işlem çözümü sunarak kullanıcıların daha akıllı işlem yapmalarına yardımcı olmayı taahhüt eder. Ayrıca, aralarında efsanevi Arjantinli futbolcu Lionel Messi, lider İtalyan futbol takımı Juventus ve resmi eSpor etkinlikleri organizatörü PGL'nin de bulunduğu güvenilir partnerlerle yaptığı işbirlikleri aracılığıyla bireylere kriptoyu benimsemeleri için ilham veriyor. Coingecko’ya göre, Bitget şu anda en iyi 5 vadeli işlem platformu ve en iyi 10 spot işlem platformu arasında yer alıyor.

 

Daha fazla bilgi için  Website  |  Twitter  |  Telegram  |  LinkedIn  |  Discord

Medya soruları için iletişim: mert.k@bitget.com

 

 

Bir boomads advertorial içeriğidir.

Blogger tarafından desteklenmektedir.