Şarj edilebilir diş fırçalarına dair doğru bilinen yanlışlar

YAZAR : Perşembe, Kasım 12, 2015
Manuel diş fırçası şarj edilebilir diş fırçası kadar iyi temizler!
Yanlış.  İlk kullanımdan itibaren şarj edilebilir diş fırçaları manuel fırçalara oranla  2 kat daha fazla plak temizler. Bu özellik dişlerinizin yalnızca dış görünümü için değil, sağlığı için de oldukça önemli. Plak, dişin dış kısmını kaplayan bakteri tabakasıdır. Bakteriler yediğimiz yiyeceklerdeki şekerle beslendikleri için, zamanla asit oluştururlar. Bu nedenle bakterilerin diş yüzeyine yerleşmesi, diş ve diş eti hastalıklarının en önemli sebeplerinden biridir.
Oral-B’nin elektronik fırçalarının tamamında fırça başlıkları yuvarlak olarak tasarlanmıştır. Bu yenilikçi tasarım sayesinde her dönüşte farklı bir açıyla dişin tüm yüzeyinin temizlenmesine olanak sağlar. Küçük boyutuyla her bir dişin yüzeyine ve diş aralarına rahatlıkla ulaşabilir.
Şarj edilebilir fırçalar yalnızca ağız ve diş sağlığı konusunda problem yaşayan kişilere tavsiye edilmektedir!
Yanlış. Oral-B’nin yaptığı bir anket çalışmasında, katılımcıların %39’unun ancak dişleriyle ilgili herhangi bir problem yaşadıktan sonra şarj edilebilir diş fırçası kullanmaya başlayacaklarını belirttikleri görüldü.
Ağız sağlığında tedaviden çok koruma yöntemi izlenmesi tavsiye edilmektedir. Çünkü dışarıdan yapılan herhangi bir müdahale, ne kadar iyi olursa olsun kendi dişinizin sağladığı rahatlığı ve fonksiyonelliği sağlamaz. Dişleri korumanın en önemli yolu, ağız ve diş problemlerinin bir numaralı sorumlusu olan plak tabakasını ortadan kaldırmaktır. Şarj edilebilir diş fırçaları, plak temizliği konusunda manuel diş fırçalarından %100’e kadar daha fazla etkilidir. Plak, yapışkan bir madde olduğu için diş fırçanızdan da ayrılması zordur. Bu nedenle diş hekimleri ortalama 3 ayda bir diş fırçanızı yenilemeniz gerektiğini söylüyor.
Şarj edilebilir diş fırçası da kullanıyor olsanız, 3 ayda bir fırça başlığı  değişimini gerçekleştirmek durumundasınız. Oral-B, elektronik diş fırçanızı kolayca yenilemeniz için değiştirilebilir başlıklarla size sunuyor.
Nasıl bir diş fırçası kullanıyor olursanız olun, diş fırçalama süreniz aynı olduğu için aynı etkiyi yakalayabilirsiniz!
Yanlış.  Diş hekimleri, dişlerinizi günde en az iki kez, 2 dakika fırçalamanızı öneriyor. Ancak yapılan araştırmalar ve klinik deneyler, dişlerinizi 2 dakika şarj edilebilir diş fırçalarıyla fırçalamanızın çok daha etkili sonuçlar almanızı sağladığını gösteriyor.
Şarj edilebilir diş fırçaları diş yüzeyine zarar verir!
Yanlış.  Yukarıda bahettiğimiz anketin bir başka ilginç sonucu da, anket katılımcılarının %5’inin şarj edilebilir diş fırçasının diş yüzeyine zarar verdiğini düşünmesi. Oral-B’nin şarj edilebilir diş fırçaları, basınç göstergesi sayesinde diş fırçasını dişinize çok fazla bastırdığınızda çalışmasını durduruyor.
Tüm şarj edilebilir fırçalar aynı özelliktedir!
Yanlış.  Herkesin diş yapısı birbirinden farklı. Bu nedenle Oral-B kullanıcılarına birbirinden çok farklı özelliklere sahip farklı şar edilebilir diş fırçaları sunuyor. Hassas dişetleri için, farklı büyüklükteki diş aralıkları için ya da sararmış dişleri beyazlatmak için birbirinden farklı bir çok diş fırçası modeli bulunuyor.
Detaylı bilgi almak için videoyu izleyebilirsiniz. Ürün alternatiflerini görmek için tıklayınız.

KAYNAK: www.uplifers.com


Bir boomads advertorial içeriğidir.

Ben Delilikleri Severim

YAZAR : Perşembe, Kasım 12, 2015


Sürekli söylediğim bir şey vardır "ben deli insanları severim, normaller çok sıkıcı". Deli derken, farklı düşünen ve diğer insanların söylediklerini umursamadan davranabilen ,cesur insanları demek istiyorum. Yoksa kimseye öyle deli demem, diyemem. 
Ya da isterseniz "çılgın" diyelim. En son bir blog keşfettim. http://miraserist.blogspot.com.tr/2015/09/uyursan-olursun.htm . Gülmekten öldüm. Siz de keşfetmelisiniz bence. Ya da olaylara komik açıdan bakmayı sevenler keşfetmeli.

Benim de bu deli sevme özelliğim babamın genlerinden geçmiş olmalı, zira annem çok ciddi bir kadındır. Ciddi, naif, alıngan. Şaka bile zor yapılır  "acaba alınır, üzülür mü" diye düşünmekten. Ama rahmetli babacığım komik adamdı. Tanıdığım en zeki insanlardandı kendisi. Belki de fazla zeka olaylara mizahi yaklaşmasına sebep oluyordu(zeki insanlar için bu dünya saçmalıklarla dolu olduğundan olabilir). Babamı her andığımızda onun söylediği komik bir şeyi hatırlayıp, birbirimize söyleyip gülüyoruz halen. Mekanın cennet olsun babacığım.
Babamın en yakın arkadaşlarından bir tanesi askerde psikolojisi bozulduğu için raporla terhis edilmiş bir gençti. Biz çocukken ondan çok korkardık. "Bildiğin raporlu deli" derdik. Çünkü bu genç çocuk durup dururken yere yatıp başını ellerinin arasına alarak "taaruz var yatın, yatın" diye bağırırdı. Bu da bizi çok korkuturdu ama babam onunla konuşmayı , arkadaşlık etmeyi çok severdi.

Bir gün tarlaya gitmiştik. Tarlanın etrafında neredeyse hiç ev olmadığı için tenha bir yerdi. Yanımıza 17-18 yaş civarında bir kız geldi. Öylece dimdik bize bakmaya başladı. Biz biraz korktuk. Ama babam "senin adın ne?" diye sordu kıza. Cevap yok. "Buralarda mı oturuyorsunuz?" Cevap yok. Öyle bön bön , boş boş , gözlerini bile kırpmadan babama bakıyor. Sonra babam "dur senin ismin tahmin edeyim" dedi. Yine cevap yok. "Ayşe mi?" dedi. Aynı bakış. "O zaman Fatma" dedi. Yine aynı bakış ve cevap yok. Babam bir sürü kız ismi saydı ama kızda aynı tepkisiz ifade öylece bakmaya devam etti. En son babam "Ali mi?" deyince yarım saattir tepkisiz duran kız "aaaaaa Ali olamı hiç?" diye bağırarak iytiraz etti. Biz orada koptuk. Öyle güldük ki kız sinirlendi sanırım(aslında suratında  yine aynı ifade vardı) bizim yanımızdan uzaklaştı. Yıllar sonra bile hatırladığımda güldüğüm bir anımdır bu. Yani kız bize sanki "biraz deli olabilirim ama Ali isminin erkek ismi olduğunu biliyorum ve bana erkek demenize izin veremem" dedi.
 
Geçenlerde bir arkadaşın nikahına gitmiştik eşimle. Nikahın başlamasını beklerken, bahçede bizim geldiğimiz nikahtan sonraki olduğunu tahmin ettiğim nikahın gelinini gördüm. Kıpkırmızı kısacık saçları vardı. Ama kızıl değil bildiğin kırmızı. Ve o saçlarını jöleyle dikleştirmiş, mini bir gelinlik giymişti. Yani standartlara aykırı bir gelindi. Eşime "ya ben bu gelinin nikahına katılmak istiyorum" diye yalvardım ama beni kolumdan tutup götürdü kendisi. Hatta "aşkım ben onunla tanışmak, arkadaş olmak istiyorum. Bayılıyorum böyle cesur insanlara" dedim ama dinletemedim. Çünkü benim eş kişisi de çok ciddi bir insandır.
Velhasıl az biraz çılgınlık güzeldir arkadaşlar. O kadar normal olmaya çalışıp sıkıcı olmaya ne gerek var. Hem sahi normal ne?


Blog Keşif Etkinliği

YAZAR : Salı, Kasım 10, 2015
Blog Keşif Etkinliği

Merhabalar
Uzun zamandır görmediğim bir etkinliği ben yapayım dedim. İyi oluyor böyle etkinlikler. Daha çok blog keşfedip okuma fırsatımız oluyor. Bu sefer ben bir de harita oluşturalım diyorum. Herkes hangi şehirden, hangi ülkeden onu da yazsın.
Şimdi nasıl olacak bu keşif etkinliği? Ne yapmamız gerekiyor?
1.GFC üzerinden blogumu takip etmek:)

2.Daha çok kişiye ulaşmak için blogunuzda ve herhangi bir sosyal medyada etkinliği paylaşmak

3.Yorum kısmına blogunuzun tanıtımını yapmak(kısa değil istediğiniz uzunlukta) , hangi şehir ya da ülkeden yazdığınızı belirtmek.Linkinizi bırakmak.

Beni sosyal medyadan takip etmek isteyenler için sosyal medya hesaplarım;
www.facebook.com/biz kimiz kadınız
www.instagram.com/bizkimizkadiniz
www.twitter.com/biz kimiz kadınız

Umarım bol katılımlı bir etkinlik olur. Katılanların linklerini sayfanın altında yayınlayacağım. Sevgiler.



Sabah Motivasyonu

YAZAR : Pazartesi, Kasım 09, 2015
Günaydıııın
Bu sabahta uyandık şükürler olsun. Sağlıklıyız ya da önemli bir sağlık sorunumuz yok ya da belki var ama nefes alıyoruz hala. Sevdiklerimiz sağlıklı ve yanımızdalar. Çok şükür hayatımız günlük rutininde devam ediyor. Rutin güzeldir , sıkıcıdır falan demeyin. 
Dün instagram da bir yazı gördüm "öldüğünüzü farz edin ve size bir gün daha yaşamanız için fırsat tanıdılar. İşte bu günü o gün gibi yaşayın" . Çok güzel değil mi?
Hep olumlu düşünceden bahsedilir ama bir şey ne kadar sık kullanılırsa içi o kadar boşalır. O kadar çok duyarsınız ki artık anlamını bile düşünmezsiniz. İşte son dönem olumlu düşünce böyle bir şey haline geldi. Herkes biliyor olumlu düşünmesi gerektiğini ama uygulayabiliyor muyuz? "Teoride desen zehir gibi pratik dersen sallanmakta" durumu var genel olarak.
Neden önemli olumlu düşünmek? Çünkü sabah uyanırsınız önünüzde 2 seçenek vardır. Ya mutlu olursunuz ya da mutsuz. Hangisini seçerseniz seçin bu dünyanın umrunda değil. O zaman mutluluğu seçelim. Sabah homur homur kalkmayalım mesela yataktan. Sahip olduğumuz şeyleri düşünüp şükrederek kalkalım. Kalkabildiğimiz için şükredelim. Kalkmamız gerektiği için yani bir işimiz olduğu için şükredelim. Ve gülümseyelim. Biliyor musunuz fiziksel bedeniniz ne durumdaysa ruhunuz da ona uyum sağlıyormuş. Yani asık suratla uyanırsanız ruhunuzda mutsuzluk moduna giriyormuş. O zaman gülümseyin de kendini mutlu sansın ruhunuz:)
Bir gün boyunca düşüncelerimizin %80'ni olumsuz düşüncelermiş mesela. Ne korkunç bir oran. Düşünce bir enerjidir. Düşüncelerimiz duygularımızı oluşturur. Yani olumsuz düşünürsek olumsuz duygular hissederiz ve olumsuz duygular da bizi hasta eder. Her geçen gün hastalıkların duygusal sebepleri konusunun önemi artıyor. Hasta olmadan önce fark etmek ve engellemek daha önemli. 

Size bir sır vereyim mi? Siz kendinizi nasıl algılarsanız dünyada sizi öyle algılar. Bunlar kişisel gelişimin beylik cümleleri değil. Lütfen anlamını düşünün bunun. Mesela kendinizi çok iyi hissettiğiniz bir gün herkes size iltifat etmiyor mu? Ya da olumsuza odaklandığınız bir gün tüm olumsuzluklar sizi bulmuyor mu?
Şöyle bir bakın hayatınıza , istediğiniz bir hayat mı? Değilse eğer nasıl bir hayat istiyorsanız hayal edin ve inanın. Yani bir ev mi istiyorsunuz. Büyüklüğünü, kaç odalı olacağını, rengini dekorasyonunu hayal edin. Hiç bir şeye bakıp "bu benim olamaz" demeyin. Dediğiniz an kendi kendinize zarar vermiş olursunuz. İstediğiniz her şey sizin olabilir. Hayal edin, isteyin , inanın ve bunun için çaba göstermeye niyetli olun. O zaman işte kapılar açılacak. Sadece istemek yetmez elinizden geleni yapmanız gerek. 
Şimdi ne istiyoruz bakalım? Tarif edip hayalini kuruyoruz. Hatta bir fotoğrafını da gözümüzün önüne bir yerlere koyuyoruz. Mesela bilgisayarınıza masa üstü yapabilirsiniz. Ve kalpten dileyin. Enerji çok güçlüdür. Dua çok güçlüdür. İnanç ta. Reklamlarda ki kız geldi aklıma "inanırsak olur benceeee".
Şimdilik hoşçakalın, mutlu kalın. 

Sırası Değil

YAZAR : Cuma, Kasım 06, 2015
Çetin Altan'ın  "Sırası Değil" Yazısı:
"Tam Sırası: Bilmiyorum, siz istediklerinizi “sırasında” yapabildiniz mi?
Ben hiç yapamadım…"ÇETİN ALTAN
Küçükken anneannem cebinde taşıdığı bir tomar anahtarla kilerdeki dolapları açtığı zaman, canım pestil isterdi. Bilirdim sapsarı kayısı pestilleriyle, kararmış mor erik pestillerinin hangi dolapta olduğunu. Anneannem: “Şimdi sırası değil, birazdan yemek yiyeceğiz!” derdi… Yemekten sonra ise, herkes öğle uykusuna yatardı. Şayet “Belki sırası gelmiştir!” diye yine pestil istersem, Anneannem: “Şimdi sırası değil! Bak herkes yattı. Sen de yat. Ondan sonra…” derdi.
Öğle uykusundan sonra pestil istediğim zaman da cevap yine aynıydı… “Şimdi sırası değil. Aç karnına dokunur! Nerdeyse aksam oluyor. Birazdan yemek yiyeceğiz…” Bir türlü sırasına rastlatamamıştım pestil istemeyi!
Bir gün babam boş bulunup bana iki çam ağacının arasına, kolan vurdukça göklere ulaşacak bir salıncak kurmayı vaat etmişti. Ama bir daha bu vaadini hiç anımsamaz göründü. İkide bir anneme gider… “Haydi söyle babama, salıncağı kursun!” derdim. Annem ise “Şimdi sırası değil, başı ağrıyor…” derdi. Başı ağrımazsa gazete okuduğu için salıncak kurmasını istemenin zamanı değildi. Gazete okumuyorsa banyoya gireceği için…
Salıncak istemenin de bir türlü sırasını getiremedimdi. Yaz günleri bahçe kapısının önünden, “Vişne kaymak!” diye bağırarak dondurmacılar geçerdi. Koşa koşa içeri gelir, “Dondurma alayım mı?” diye sorardım…
“Şimdi sırası değil!” derlerdi.
Birlikte çocuk dergilerinin bulmacalarını çözmeyi önerirdim… “Şimdi
sırası değil!” derlerdi. Bir şeytan uçurtmasının kuyruğunu bile yapmaya yanaşmazlardı… “Şimdi sırası değil!” derlerdi.
Okulda öğretmen ders anlatırken, aklıma gelen bir şeyi sormak için parmağımı kaldırırdım. Öğretmen bir süre görmezlikten gelirdi parmağımı. Kolum yanlış yere dikilmiş fasulye sırığı gibi öyle havada kalırdı. Sonunda öğretmen… “Şimdi sırası değil, indir bakayım parmağını aşağıya!” derdi.
Etütlerde gizli gizli roman okurken de, bir müdür muavini başıma dikilir… ‘’Şimdi sırası mı roman okumanın? Kapat onu da dersine çalış!” derdi.
İlk yazdığım yazılara da, yazı işleri müdürleri aynı gerekçeyle karşı çıkmışlardı… “Şimdi sırası değil bunun!” diyorlardı. Piyeslerim için de aynı itirazı çok duydum… “İyi ama şimdi sırası değil!”
Aşık olduğum zamanlar yemekte, yahut yürürken, yahut otururken, canım birden öpüvermek isterdi yanımdaki sevgiliyi. Kursağımda kalırdı arzum. Bir el, vagon tamponu gibi yavaşça iterdi yüzümü… “Hisse yapma, şimdi sırası değil!” Velhasıl, hiç bir şeyin sırasını tam getiremedim. Ama, sırasız mırasız bir şeyler yapmaya çalıştım kendimce. Bir şey yapmak için sırasını bekleyenler ise, genellikle hiçbir şey yapamadılar. Öteden beri aklıma takılıp kalmıştır, bir şeyi yapıp yapmamanın “sırası”nı kimin saptadığı. Ve kendimce söyle demişimdir… “Bir şeyi yapmanın sırası, onu yapmak istediğin andır!”
Zaman ayarını ters kullanmışsan, zaten toz olur gidersin… Yok ters kullanmamışsan, “Şimdi sırası mıydı!” diyenlere uzaktan nanik yaparsın sırasında mı doğup ölüyoruz ki, her şeyi sırasında yapabilelim…?!
Başarırsan “sırası”, başaramazsan “sırası değildi” oluyor ve insanlık böyle bir çalkantı içinde akıp gidiyor…
ÇETİN ALTAN
Blogger tarafından desteklenmektedir.