Sadece 3 Hareketle Forma Girme

YAZAR : Perşembe, Mayıs 31, 2018

Squat ve plank. Bilmemiz ve uygulamamız gereken 2 kelime. Yaz yaklaşıyoooor. Game of Throns dizisinde ki gibi "winter is coming" ne kadar ürkütücü ise  kadınlar için de "summer is coming" o kadar ürkütücü sanırım:))) Çünkü aldığımız kiloları saklayamayacağız kalın kazakların , koyu renklerin altına. Çünkü ince giyineceğiz yazın , tüm günahlarımız:) , yediğimiz pastalar börekler çıkacak meydana.
 Sonuç olarak ne yapıyoruz ? asla kendimizi salmıyoruz. Hiç bir şey yapamazsak her gün aşağıda göstereceğim hareketleri yaparak forma giriyoruz.
Egzersizin çok olanı değil sürekli olanı makbuldür. 10 dakika olsun ama olsun hayatımızda . 
5-basit-egzersizleri-dönüştürecek-beden-just-dört hafta
1. Plank Hareketi: Hayatınızda 1 kere bile pilates yaptıysanız bu hareketi biliyor olmalısınız. Kolay görünür ama o pozisyonda durmak aslında oldukça zordur. Ama vücudumuzda çok fazla kası çalıştırdığı için olmazsa olmaz, çok faydalı bir egzersizdir. Bizim pilates hocası oldukça yavaş bir şekilde 20'ye kadar syıyor bu hareketi yaptırırken:) Yani 1- 2 dakika dursanız bile yeter.


5-basit-egzersizleri-dönüştürecek-beden-just-dört weeks3

2. Squat(çömelme) Hareketi: 
Bunu da instagram da hesabı olup ta hala bilmeyen var mıdır bilemiyorum. Bilmeyeni dövüyorlarmış bakın ona göre:)))) Çömelip kalkma hareketi . Bunu da yapabildiğiniz kadar yapmanız gerek. Her geçen gün sayıyı arttırarak devam edin:)

5-basit-egzersizleri-dönüştürecek-beden-just-dört weeks5
3. Kalça Sıkılaştırma
Bu hareket sırt, üst bacak ve kalçaları çok güzel çalıştırıyor. Hareketi yaparken üstte kalıp yukarı doğru 15'e kadar sayarak hafif hafif karnınızı ittirmeniz gerek. Sonra bir 15'lik tur daha yapın.

Dördüncü ve bonus olarak ta hazır yatar pozisyondayken küçük küçük mekik te çekin gitsin yahu. Zaten başlayana kadar zor, sonrası çorap söküğü gibi geliyor. Yaptıkça yapası geliyor insanın:)

Bir de tüyo vereyim size. Bu hareketleri her gün aynı saatte yapacağınıza söz verin ve yapmaya çalışın. Çünkü belirli zaman dilimi alışkanlık oluşması için çok önemlidir:)))

Hayat Işığım Film Yorumu

YAZAR : Çarşamba, Mayıs 30, 2018
hayat ışığım film ile ilgili görsel sonucu

Dün gece Hayat Işığım adıyla türkçeye çevrilmiş filmi izledim, Orjinal adı : The Light Between Oceans. Orjinal adından anlaşıldığı gibi bir deniz fenerinde geçiyor film. 
Savaşa katılmış ve savaş bitince kendisine Avustralya'nın ücra bir köşesinde bulunan deniz fenerinde iş bulmuş Tom ve eşinin hikayesi. Film biraz ağır ilerliyor ve uzun ama seyrettiğinize değiyor. 
Film vicdan, affetme , sevgi, aile olma vb.... gibi insana dair önemli duyguları sorguluyor. 
Başrol oyuncusu , savaş gazisi Tom'a işin zorluklarından, insanlardan tecrit edilmiş gibi yaşamanın kolay olmayacağından bahsedilince Tom özellikle insanlardan uzak olmayı seçtiğini söylüyor ve kasabadan fenere tekneyle gitmeden önce katıldığı yemekte İsabel'le tanışıyor. Birbirlerinden etkileniyorlar ama Tom gittiği için bir şey olmuyor. Bir süre sonra izine geldiğinde İsabel'le yakınlaşıyorlar. İsabel ona ailesini soruyor. Tom annesinin öldüğünü babasıyla da artık görüşmemeyi seçtiğini söylüyor. İsabel "baban sert birimiydi?" diye sorunca Tom "sert kelimesi hafif kalır" diyor. Burada aslında Tom'un sevilmemiş, bağlanmamış biri olduğunu, suçluluk hisleriyle büyüdüğünü ve cezalandırılması gerektiğini düşündüğü için kendisini insanlardan soyutladığını anlıyorsunuz(ya da ben öyle anladım:))) Burada bir parantez açarak bir açıklama yapmak istiyorum. Son zamanlarda aldığım eğitimlerde güvenli bağlanma kuramının ne kadar önemli olduğunu gördüğüm için bu film iyi denk geldi. Belki daha önce seyretseydim bu kadar net Tom'un hislerine odaklanmazdım. Algıda seçicilik olsa gerek Tom'un bütün davranışlarının altında yatan sebebin bağlanma sorunu olduğunu düşündüm film boyunca ki yanılmamışım sonlarına doğru Tom sürekli "ben o savaşta ölmeliydim, çoktan ölmeliydim , bu hayat ve mutluluğu hak etmemiştim vb...." gibi sözler söylüyor. 

hayat ışığım film ile ilgili görsel sonucu
Neyse efendim filme dönersek İsabel ve Tom evlenip fenerde insanlardan uzak yaşamaya başlıyorlar . İsabel hamile kalıyor ama düşük yapıyor. Sonra bir daha hamile kalıyor yine düşük oluyor ve İsabel yıkılıyor. Bir kaç gün sonra okyanusta bir tekne kıyıya yanaşıyor ve içinde ölü bir adamla kız bebek olduğunu görüyorlar. Ve bilin bakalım ne oluyor? İsabel bunu ihbar etmemelerini, zaten hamile olduğunu insanların bildiğini ve bu çocuğun kendi çocukları olduğuna insanları inandırmanın kolay olacağını söylüyor ve çocuğu sahiplenip, babayı gömüyorlar. İsabel çocukla gayet mutlu mutlu yaşarken Tom sürekli tedirgin ve vicdan azabı çekiyor. 
Bir süre sonra kasabaya kızlarını İsabel'in ailesiyle tanıştırmak için gittiklerinde kilisede vaftiz etmeye gidiyorlar. Tom orada bir mezarın başında ağlayan bir kadın görüyor. Kadın gittikten sonra mezara bakıyor ve mezarda "denizde kızıyla birlikte kaybolan sevgili eşim" yazdığını görünce bebeğin gerçek annesinin o kadın olduğunu anlıyor. Ve vicdan azabı daha da dayanılmaz oluyor. Çünkü bilmediğimiz bir yerlerde bizim yüzümüzden acı çeken insanlar vicdanımızı çok zorlamaz ama o kişiyi görürsek buna dayanamayız. Yani yüzüne baka baka acı çektirmek çok zordur. Tom kadına bir not bırakıyor "eşiniz öldü, kızınız yaşıyor ve emin ellerde, çok iyi bakılıyor" yazıyor notta. Sonra çok ayrıntıya girmeden anlatmam gerekirse, kadın kendini kızını bulmaya adıyor ve kadının hikayesini öğreniyoruz. 1940'lı yıllar Almanların sevilmediği, hatta nefret edildiği bu kasabada yaşayan alman bir adama kasabanın en zengin adamının kızı aşık oluyor ve evleniyorlar, babasının karşı çıkmasına rağmen. Bebekleri oluyor, ama bir akşam kasabalılar Alman olduğu için adamı taciz edince zavallı adam kızıyla kayığa binip okyanusa açılıyor ve bildiğimiz gibi Tom ve İsabel onları buluyor. 

hayat ışığım film ile ilgili görsel sonucu
Bu kadar ayrıntılı anlatmamın sebebi insan psikolojisi, vicdan muhasebesi, doğru olanı yapma isteği ve affetmeyle ilgili çok güzel anektodların olması filmde. Mesela  Alman adam ve karısı arasında, yani bebeğin gerçek anne babası arasında geçen bir sahnede , annesi kızını uyutan alman adama diyor ki "bir sürü badire atlattın, sana kötü davrandılar, ama sen hala gülümsüyorsun, mutlusun. Bunu nasıl başarıyorsun?" ve adam da filmin can alıcı cümlesini söylüyor "Sadece 1 kere affetmek yetiyor. Kin tutmak için her gün o duyguyu düşünmeli, onu beslemeli, canlı tutmalısın, çok yorucu. Affetmek en kolayı, bir kere affediyorsun ve bitiyor" .
Filmi çok anlattım sanıyorsunuz ama yanılıyorsunuz:))) Spoiler var evet ama neler olduğunu, sonuca nasıl bağlandığını yani can alıcı yerlerini anlatmadım. İzlemek isterseniz diye:) 
Sonuç olarak çok doğru bir bakış açısı kalıyor zihninizde affetmeye dair. Bu bilgiyle ne yaparsınız bilmem ama filmi izleyince etkileniyorsunuz. 
hayat ışığım film ile ilgili görsel sonucu

Güzel mesajlarını güzel bir şekilde anlatan hikayeleri seviyorsanız izlemelisiniz. Filmi izledikten sonra yoğun bir yazma isteği geldi , uzun zamandır yazmadığımı ve çok özlediğimi hissettim. Yazmak ta bir tür bağımlılık. Sanki paylaşmazsam öğrendiklerimi, anladıklarımı, yok olup gidecekler, boşu boşuna öğrenmiş olacağım:))) Hatta hemen paylaşmazsam önemli bazı şeyleri unutacağım.
Paylaşmak güzeldir. Sonuç olarak birileri bir şeyler anlatır, herkes kendi payına düşeni alır. Benden şimdilik bu kadar, umarım daha sık yazarım:)) Görüşmek üzere.




Taze Balık- Bir Motivasyon Hikayesi

YAZAR : Pazartesi, Mayıs 21, 2018
Bir arkadaşım göndermiş bu hikayeyi. Anlatmak istedigi seyi çok begendim ve çok doğru buldum . Ama hayvanlara yapılanları hiç sevmedim. Siz ne düşünüyorsunuz? Okuduktan sonra paylaşır mısınız?

Taze Balık..
Japonlar taze balığı hep çok sevmişlerdir. Fakat, Japon sahillerinde bol balık bulmak mümkün olmamaktadır. Talebi karşılayamayan balıkçılar, Japon nüfusu doyurabilmek için daha büyük tekneler yaptırıp, daha uzaklara açılmışlar.
Balık için uzaklara gidildikçe, geri dönmesi de daha çok vakit alır olmuştur. Dönüş bir – iki günden daha uzarsa, tutulan balıkların da tazeliği kaybolmaktadır. Japonlar tazeliği kaybolmuş balığın lezzetini sevmemişler.
Bu problemi çözebilmek için, balıkçılar teknelerine soğuk hava depoları kurdurmuşlar. Böylece istedikleri kadar uzağa gidip, tuttukları balıkları da soğuk hava deposunda dondurulmuş olarak saklayabileceklerdi.
Ancak, Japon halkı taze ile donmuş balık arasındaki lezzet farkını hissedebiliyor ve donmuş olanlara fazla para ödemek istemiyordu.
Balıkçılar bu defa, teknelerine balık akvaryumları yaptırdılar. Balıklar içeride biraz fazla sıkışacaklardı, hatta, birbirlerine çarpa çarpa biraz da aptallaşacaklardı, ama yine de canlı kalabileceklerdi.
Japon halkı, canlı olmasına rağmen bu balıkların da lezzet farkını anlayabiliyordu. Hareketsiz, uyuşmuş vaziyette günlerce yol gelen balığın, canlı, diri, hareketli taze balığa göre lezzeti yine de etkilenmişti. Balıkçılar nasıl olacak da Japonya’ya taze lezzetli balığı getirebileceklerdi? Siz olsaydınız ne yapardınız?

Hedeflerinize ulaşır ulaşmaz, mesela mükemmel bir eş buldunuz veya çok başarılı bir firmaya girdiniz, borçlarınızı ödediniz v.s. Heyecanınız kaybolmaya başlamaz mı? Yoğun çalışmanız gerekmiyorsa rahatlamaz mısınız? Lotoda büyük ikramiyeyi kazananlar parayı savurmaya başlamaz mı? Japonların taze balık probleminde oldugu gibi çözüm aslında basittir.
1950’lerde L.Ron Hubbart’ın gözlemlediği üzere “İnsanoğlu ancak hırs iddiası içinde bulunursa anormal çabalar sarfeder.” Ne kadar akıllı, uzman, inatçı iseniz, iyi bir problemle uğraşmaktan o kadar zevk alırsınız.
Problem sizi ne kadar zorluyorsa ve siz onu adım adım çözebiliyorsanız, bundan da o derece mutluluk ve heyecan duyarsınız ve enerji dolu, canlı, ayakta kalırsınız.

Japonlar, balıkları yine teknelerindeki akvaryumlarda tuttular, ancak içine küçük bir de köpekbalığı attılar.
Bir miktar balık köpekbalığı tarafından yutulmuştu; ama geride kalanlar son derece hareketli ve taze idiler.
Buradan da görüleceği üzere problemlerden uzaklaşmaktansa içine atlamak, boğuşmak ve onları yenmek gerekir. Probleminiz çok ve çeşitli olabilir.
Ümitsiz olmayın. Onları tanıyın, organize edin, kararlı olun, daha çok bilgi ve yardım desteği ile onlarla savaşın. Beyninize bir köpekbalığı atın ve nelere ulaşabileceğinizi görün…

Blog Muhasebesi Mimi

YAZAR : Perşembe, Mayıs 17, 2018
blog muhasebesi ile ilgili görsel sonucu


Blog dünyasına girdiğimden beri severek takip ettiğim, artık kendisini arkadaş gibi gördüğüm www.metebilge.blogspot.com blogunun sahibi sevgili Handan  beni mimlemiş. Mim etkinliğini de Blogcu Sultan başlatmış. Handan'ın mimini okumak isterseniz tık tık.
blog karikatür ile ilgili görsel sonucu 
BLOG ALEMİNE NASIL GİRDİN?

İlk olarak gazetede gördüm yıllar önce blogları ama o zamanlarda çok ilgimi çekmesine rağmen başlamadım. Bir kaç blog açıp bir iki yazıp bıraktığım oldu. Ama  son 4.5 yıldır düzenli  yazıyorum. Epey beklemişim , hatta çevremde el işi yapan bir  kaç arkadaşıma blog açıp , nasıl paylaşım yapacaklarını öğretmiştim. Sonra onlardan birinin ısrarı ile açtım blogumu. Ne yazacağım, nasıl yazacağım ki derken baktım yıllar geçmiş yazıyorum işte:)
 blog muhasebesi ile ilgili görsel sonucu
HANGİ BLOG SANA İLHAM OLDU?

Larenciel , Mavianne, sade ve derin , Handan aklıma gelen bir kaç tanesi:)))

BLOGA YAZDIĞIN İLK YAZI İLE SON YAZI ARASINDA FARK VAR MI?

İlk yazılarda daha gerginmişim:) okurken öyle hissediyorum mesela şimdi. Son yazılarda daha rahatım. Yani zamanla rahatlamış yazım tarzım.

YAKIN ÇEVRENDEKİ İNSANLAR BLOGUNU BİLİYOR MU?

Biliyorlar, o yüzden rahat dedikodu yapamıyorum:))) Yani okuma ihtimali olduğu için üstü kapalı değiniyorum bazı şeylere:)  Gerçek isimleri değiştiriyorum genelde ama insanların tepkileri belli olmuyor işte.
blog karikatür ile ilgili görsel sonucu 

BLOG YAZMAK YAŞANTINA NE KATTI YA DA ÇIKARTTI?

İlk yorumlar geldiğinde, insanlarla etkileşime başladığımda kendini gerçekleştirme şekli diye düşündüm. Sosyal medyadan daha kalıcı geliyor bana blog alemi. Daha vefalı bir yer sanki. Hiç karşılaşma ihtimalim olmayan aynı frekanstaki insanlarla arkadaş oldum mesela. Paylaştım, güzel tepkilerle karşılaştım, mutlu oldum. Bir yere gittiğimde, farklı bir şey yaşadığımda, ya da kısacası yaşadığım her olayda "bunu blogta nasıl anlatırım" diye düşünmeye başladım bir ara. Hayata farklı bir pencereden bakmamı sağladı diyebilirim.
Yaşantımdan bir şey çıkartmadı, sadece eşim ve çocuklar bazen bloglara bizden daha çok vakit ayırıyorsun diyorlar. Cep telefonundan fırsat buldukça blog okuyorum, o yüzden vakit alıyor diyebilirim.

ŞUAN BU MİM YAYINI İLE BİRLİKTE BLOGUNDA KAÇ YAZI VAR VE KAÇ SAYFA GÖRÜNTÜLENMEN VAR?
1022 yazım (taslaklarla birlikte ki taslaklar 50 tane falandır. O yüzden diyebilirim ki 970 civarı yazım var)  ve bugüne kadar 746.000 sayfa görüntülenmem var.



Benim yazacaklarım bu kadar. Şimdi geelelim kimleri mimlediğime;









Leslie İle Zayıflama

YAZAR : Salı, Mayıs 08, 2018
leslie ile zayıflama ile ilgili görsel sonucu

Geçen hafta sonu katıldığım bir etkinlikte profesyonel fotoğrafçı tek tek fotoğrafımızı çekti. Dün akşam da o fotoğrafları bana gönderdiler. Gördüğümden beri bunalımdayım. Fotoğrafı gösterip bütün eş, dost , akrabaya "gerçekten bu kadar şişman mıyım?" diye soruyorum:)))) Üzülmeyeyim diye midir? bilmem ama genel olarak hepsi "kesinlikle değilsin" dedi. Bir tek kocam "neyse o çıkmış fotoğrafta" dedi, onu da 8 yerinden bıçakladım:))))) 
Sonuç olarak gene yaz geliyor olması dolayısıyla ve  ufak tefek dikkat etmelerle, arada sırada spor yapmalarla zayıflayamadığımı görünce planlı , programlı ve sıkı bir egzersiz-diyet programına başladım yine yeniden:)))
Hep yürüyüş yapıp zayıflayamadığımdan şikayet ederdim ama anladım ki yürüyüşü bırakınca kilomu yürüyüş sayesinde koruyormuşum. Yani kilo almamı engelliyormuş. 
İlgili resim

Neyse efendim hayırsever bir arkadaşımın:))) tavsiyesi ile Leslie ile 3 mil ( 1 mile ve 5 mile de var) ile tanıştım ve dün akşam başladım . Leslie ile ilgili öğrendiklerimi de sizinle paylaşmak istedim, çünkü bende hayırsever bir arkadaşım:)))
Leslie ile 3 mile programını evinizin salonunda yapabilirsiniz. Yani geniş bir alana ihtiyacınız yok. Ağırlıklı olarak yürüyüş yapılıyor, ama zaman zaman basit aerobik egzersizleri de yapıyor Leslie. 1 1 mil 1,6 km ye tekabül ediyor yani 3 mil yaptığınızda 4,8 km yürümüş oluyorsunuz. Yaklaşık 300 kalori yakıyormuşsunuz. Yaparken kesinlikle su gibi oluyorsunuz. Yani basit gibi görünüyor ama epey terletiyor. 
leslie ile zayıflama before after ile ilgili görsel sonucu
İnternette yapılan yorumlarda ayda 3-5 kilo verilebildiğini, hatta yemeden kısmadan bile kilo vermenin mümkün olduğu yazıyor. Ne güzel haber değil mi? Hatta instagram paylaşımımın altına bir arkadaşım Leslie ile yürüyerek 3 ayda 15 kilo verdiğini yazmış. Hiç bana söylememişti hain arkadaşım:))) Ama o birde akşam yemeği olarak yoğurt, salata, cacık falan yemiş birde. 
Leslie Amerika'da stüdyosunda yaptırdığı egzersizlerle çok sayıda insana kilo verdirmiş. Birgün dersi kaçıran bir bayan "keşke videoya çekseydiniz hocam" deyince ampul yanmış bir anda:))) DVD'leri ve youtube'da bir sürü videosu var. Bazı bayanlar dizi izlerken kenarda Leslie ile yürüyüş yaptıklarını yazmışlar. İyi fikir, en kısa zamanda deneyeceğim. 
Sonuç olarak Leslie'den allah razı olsun diyorum ben daha zayıflamadan, bir de zayıflarsam artık ona ne dualar ederim ne dualar ederim :))))
Hadi kızlar artık bahane yok. Spor salonuna gidemiyorum, evimde koşu bandım yok vb.... gibi bahanelere sığınmıyoruz artık. Hiç bir şeye ihtiyacımız yok. Leslie ile yürüyoruz.

Blogger tarafından desteklenmektedir.