Diyet günlüğü 5-6-7. Gün

YAZAR : Pazartesi, Ocak 11, 2016
Merhabalar
Cuma-Cumartesi-Pazar yani diyetimin 5-6-7. günlerini bir arada yazayım dedim. Çünkü hafta sonu tezimi bitirmekle meşguldüm, yazamadım. Öncelikle hafta sonu diyet yapmak aşırı zor söyliiiiim. Evdesiniz, mesela kahvaltıda bal-kaymak ikilisi, tahin-pekmez ikilisi falan var. En sevdiklerim. Ve yiyemiyorsunuz. Nasıl zor, nasıl acınası durumlar bunlar. Kiralık Aşk dizisini izliyor musunuz bilmem ama orada Koray yani nam-ı diğer Kuriiiiş var yaşadığı en ufak sıkıntıda bile "Allahım ne büyük acılar bunlar" diye ahıt yakıyor. Onun gibi hissediyorum işte. Hafta sonu yiyememek "Allahım ne büyük acılar böyle bunlar" diyorum ve bir süre kendime acımaya devam edeceğim. İtiraf ediyorum tadına baktım. Ölelim mi canım. Bu arada tartıda sadece yarım kilo vermişim görünmesi bütün motivasyonumu alt üst etti. Ama ben ne kadar çabalıyorum yaaaa. Reva mı bu bana. Biraz yemekten kısıp hemen kilo veren insanlardan nefret ediyorum. "Benim günahım ne Allahım". 
Bu 3 günde her gün 1 saat spor yaptım. Çok az kaçamak yaptım. Ama motivasyonum çok düştü. Bu hafta akşam yemeklerinde sadece salata yemeyi düşünüyorum. Bakalım ayrıntıları yazarım. Bu arada 4 gündür de sabah akşam yemeklerden önce soğan suyu içiyorum. Bağırsaklarım süper çalışıyor. İçine limon sıkıp nefes almadan içerseniz bir şey anlamıyorsunuz. Vücut alışıyor bir süre sonra. Antibiyotik özelliği de varmış soğan suyunun. Gripten de korunacağım ikincil faydam:) Bu arada soğan suyunu yumurtlama sorunu olan insanlara tavsiye ediyorlarmış. Kısırlığa falan iyi geliyormuş. Arkadaşım uyardı bu konuda beni. "Zayıflayacağım diye bir de 3. yü yapmayasın " dedi:)))) 
Geçenlerde bir arkadaşım gazetede okumuş "artık .okunuzdan bile para kazanabilirsiniz" diye. Nasıl oluyormuş dışkıdan para kazanmak derseniz. Son zamanlarda çok bahsedilen (hatta ben de blogumda yazmıştım) bağırsaklarımız ikinci beynimizmiş bizim. Yani "ne yersen o'sun" bir slogan değilmiş. Yediklerimiz bizi bu yüzden etkiliyormuş. Bağırsak floranız(flora: yararlı bakterilerden oluşan doğal hali) iyiyse sizde iyisiniz demekmiş. Ancak o kadar az insanın bağırsak florası normalmiş ki heveslenmeyin şeyinizden para kazanmak için. Çünkü bir sürü insana test yapmışlar ve buldukları 3-5 kişiymiş sağlam florası olan. Sanırım bu sağlam floradan bir tür ilaç üreteceklermiş. Iyhhh... iğrenç ama böyle yani.

 "Şimdi konumuzla ne ilgisi var anlattıklarının" derseniz arkadaşlar soğan suyuyla bağırsaklarıma bir nevi detoks yaptığımı düşünüyorum. O açıdan anlattım yani.
Şimdilik hoşçakalın....

İstemeyerek Yaptığımız Herşey Hasta Eder

YAZAR : Pazar, Ocak 10, 2016
Alıntıdır. Orjinali için:http://www.haberturk.com/yasam/haber/1062049-terapist-mehmet-zararsizoglu-istemeyerek-yaptigimiz-her-sey-hasta-eder
Terapist Mehmet Zararsızoğlu, mutluluk, gülenay börekçi

Terapist Mehmet Zararsızoğlu: İstemeyerek yaptığımız her şey hasta eder

05 Nisan 2015 Pazar, 02:45:30

Terapist Mehmet Zararsızoğlu ile kurucusu olduğu Türkiye Sistem Dizimleri Enstitüsü’nde buluştuk ve bizi neyin hasta ettiğinden başlayarak terapi sürecine dair her şeyi konuştuk. Zararsızoğlu’na göre, mutluluk modern insanın inandırıldığı bir yalan. Bizi hasta edense, hayatta isteyip de yapamadığımız ya da tam tersi istemeye istemeye yaptığımız şeyler...

Türkiye Sistem Dizimleri Enstitüsü’nün kurucusu terapist Mehmet Zararsızoğlu’na Sistem Dizim Terapisi adını verdiği yöntemini konuşmak için gittim. Amacım terapinin ne işe yaradığını öğrenmekti. Çok güzel anlattı: “Diyelim ki geçmişte size acı veren bir olay yaşadınız. Bu acı boynunuzda bir taş gibi asılı kalır. İşte biz size boynunuzdaki taşları gösteriyor, sonra da onları alıp bir kenara koyuyoruz. Ama yeterli değil! Boynunuzdaki taşlarla yüzemez hale gelmiştiniz. Şimdi ne yapacaksınız, acının verdiği konforla yüzmeyi öğrenmemişsiniz ki. Terapinin ikinci adımı giriyor devreye: Kişinin sahip olduğu tüm olanakları fark etmesini sağlamak ve onunla beraber yeni bir yaşam stratejisi belirlemek.”
Hepimizin aklındaki hedefi sorarak devam ediyorum: “Mutlu olmamızın tek yolu bu mu?” Mehmet Zararsızoğlu’nun itirazı kesin: “Modern insan, mutluluk hedefiyle yaşıyor. Hiç gerçekleşmeyecek bir yalan bu. Çünkü hayat, acıların ve iyileşmelerin, yaralanmaların ve ayağa kalkmaların birbirlerini döngüsel olarak takip ettiği bir bütün. ‘Beni mutlu et’ diye gelen danışanlarıma ‘Seni mutlu edemem ama mutlu olmayı neden bu kadar arzuladığını çözebilirim’ diyorum ben. Bunu çözünce denklemi yeniden kurabiliriz artık. Acılarımız üzerinde biraz durup düşünmemiz, sistemimizi buna göre akort etmemiz şart. Zira acıyı dönüştüremezsek sonsuza dek onunla yaşamak zorunda kalacağız.” 

Üzerinde düşünmeye değer bence. İşte Zararsızoğlu’dan aldığım diğer bilgiler...

■■ Yekten sorayım size önce: Bizi ne hasta eder? 

Yanlış soru! Konvansiyonel tıbba ve Freudyen psikoterapiye göre, dertleri ve acılarıyla gelen insanlar “hasta”, hekimler ve terapistler de şifalandıran konumundadır. Benim savunduğum psikoterapi ise bu tarz bir hiyerarşiden uzak durmayı tercih ediyor. Bana göre hastalığın nasıl iyileştirileceğini aramak yerine sağlığın şifreleri, sırları neler, buna bakmak gerek.

■■ Aynı kapıya çıkmıyor mu?
Tam değil, hastalık odaklı terapi insanın içindeki kendini iyileştirme sistemini görmezden geliyor. Sizin hastalık dediğiniz şeyi ben başka türlü tarif ediyorum. Hastalık aslında içimizdeki olanaklara kör ve kendimize katı olma halimiz. Ve kökeninde mutlaka acı var. Hissettiğimiz acıyı bastırdığımızda da rahatsızlanıyoruz. Halbuki kötü olan acı duymak değil, onu yok saymak. Çünkü acı ilişkidir.

■■ Ne demek bu? 

Acı çekmemizin sebebi, ilişkilerimizdeki eksiklikler, fazlalıklar, tersliklerdir. Bizi hasta eden şeyse, hissettiğimiz acıyı hayatımızdaki yegâne gerçek gibi görüp kendimizi buna hapsetmemizdir. Hayat bize sınırsız imkânlar, sınırsız olay örgüleri sunuyor ama biz kendimizi, ancak tek bir imkân dahilinde hayatta kalabileceğimize inandırıyoruz.

■■ “Ben ancak şu kişiyle birlikte olursam veya şöyle bir hayat yaşarsam mutlu olurum” demek gibi mi? 

Evet ama aslında karmaşık bir süreç bu. Beden en önemli duyu organımız ve yeni nörobiyolojik araştırmalar bize şunu net olarak gösteriyor: Bazı duygu ve düşünceler bazı hormonların eksik veya fazla salgılanmasına yol açıyor ve bu da sonuç olarak vücuda bir ağırlık yüklüyor. Şöyle bir şey belki; önümüzde şahane olasılıklar var ama biz hiçbirini görmeden tek bir noktada, tek bir olanakta takılıyoruz. Varlığımızdaki diğer kaynaklara kör kalıyor, onları oyunun içine sokmuyoruz, bu durumla baş edemediğimizde de vücudumuz semptom üretmeye başlıyor.

■■ Bunu örneklendirir misiniz?

Bana “Başım ağrıyor” derseniz, “Başınız 24 saat boyunca hep mi ağrıyor?” diye sorarım. Seks yaparken, yemek yerken, işe giderken... Baş ağrınızın ne zaman şiddetlenip ne zaman kesildiği önemli. Vücudumuz bize sürekli sinyaller yollar, biz de bu sinyalleri kullanarak öyküler yazarız. Başımızın ağrımasına sebep olan şey aslında kendimizle ilgili kurduğumuz öykülerdir. Öyküde dile getirdikleriniz pişmanlık, hayıflanma ve sızlanma üzerine olursa; nöronal sisteminiz stres hormonları salgılamaya başlayacaktır.

■■ Başım ağrıdığı halde iyimserlikte ısrar edip “Ağrımıyor” dememi önermiyorsunuz değil mi?

Hayır, başınızın ağrısı bir uyarı sinyalidir ama başınızın ilk ne zaman, hangi sebeple ağrımaya başladığını kendinize sormalısınız. 
■ Bedenle bağlantı kurmayan bir psikoterapi mümkün mü?

Bence değil, çünkü çektiğimiz acıların bütün kayıtları bedenimizde tutuluyor. Doğuyoruz ama 20’lerimizde hücrelerimiz tembelleşmeye başlıyor, yani hayat bizi usul usul yaşlılığa, ölüme hazırlıyor. Doğal bir süreç bu. Ama işte bir gün öleceğimizi bildiğimizden hayatta isteyip de yapamadığımız ya da tam tersi istemeye istemeye yaptığımız her şey bizi hasta edebiliyor. Batı tıbbına göre hastalıklar ortadan kaldırılması gereken unsurlar, bu yüzden yüzde 90 semptomatik tedavi uygulanıyor. Tamam, başımın ağrısının geçmesi iyi bir şey ama onun bana söylemeye çalıştığı şey neydi, keşke önce buna bir baksaydık. 
 Bedenim bir uyarı verdi diyelim, doktora gitmeyeyim mi? 

Gidin tabii ama kendinize soru sormayı da unutmayın. Bir terapinin başarılı olmasının iki yolu var: Birincisi, insanın iç eczanesini kuvvetlendirmek, ikincisi bunu yaparken duygularını ve ilişkilerini yok saymamak. Fakat tıbbı ve hekimleri suçluyor değilim, çünkü meselenin tamamen politik olduğunu, daha ziyade bir sistem sorunu sayılması gerektiğini düşünüyorum. Tıbbın yeniden yapılandırılması, psikoterapinin sisteme daha aktif şekilde dahil edilmesi şart.

■ Varsayalım ki size geldim ve ilişkilerimin kötü bittiğini söyledim. Üstelik her yeni ilişkide gene aynı sorunlarla karşı karşıya kalıyorum. Demek ki sorunum her neyse artık benim sistemim haline gelmiş... 

Çok güzel anlattınız, aynen öyle. 

■ Ve siz iyileştirmeye ailemden başlıyorsunuz.
Çünkü hiçbir ilişki iki kişiden ibaret değildir. İlişkiler kalabalıktır. Kadının da erkeğin de annesi, babası, kardeşleri, onların anneleri, babaları da ilişkinin parçasıdır. Belirli davranış kalıpları, ilişkilerdeki yoksunluklarla baş etme halleri ve acı, geçmişten bugüne aktarılır. Bu aktarım da elbette bilinçdışı yollarla gerçekleşir. Mesela hayatı boyunca annesinden sevgi görmediğinden yakınan biri kendi çocuklarına sevgisini göstermekte zorlanabilir. 

Diyet Günlüğü 4. Gün

YAZAR : Cuma, Ocak 08, 2016
Selamlar
4. gün sabah soğan suyumu içerek başladım güne. Tahmin edeceğiniz gibi çok zevkli , lezzetli bir başlangıç oldu bu:( İçerken de biraz bulanıyor mide ama 1 saat falan sonra çok daha fazla hissediliyor bu bulantı hissi. Mideyi zorladığını okumuştum zaten de tahmin etmek güç değil. Başlangıçta 15 gün yapıp 15 gün ara verme şeklinde yapmayı düşünüyordum ama biraz caymaya başladım 7 gün yapıp 7 gün bırakmak daha iyi bir fikir gibi gelmeye başladı. 
  
Malesef  kadınların meşhur dönemine girmiş olmak işlerimi zorlaştırıyor.Bilirsin, her kadın bilir durumları yani. İştahım acayip açıldı. Yine sürekli bir şeyler yemek istiyorum. Ama şunu fark ettim ki  tatlı ve ekmek yemezsen sonrasında da canın tatlı ve ekmek yemek istemiyor. Çünkü tatlı yediğim zamanlarda daha çok yemek istiyordum. Bunu fark ettiğimi paylaşmak istedim. 

4. Gün

Sabah
1 bardak soğan suyu
Yarım porsiyon az sucuklu yumurta,5 zeytin, 1 kibrit kutusu peynir
Çay

Ara Öğün
1 elma 1 avuç fındık

Öğlen
Pırasa Yemeği, Çorba, Börek, Ayran

Ara
1 kase yoğurt
5 zeytin

Akşam 
1 Bardak Soğan Çorbası
Kereviz Çorbası
Fırında Pırasa(Nasıl yapılıyor bilmiyorum eşim yapmış. Kendisi evde ve izili olduğundan değişik şeyler deniyor sürekli. Hepside çok güzel oluyor. Daha önce çok  güzel yemek yaptığından bahsetmiştim. Ben nasıl zayıf kalayım ki.Neyse sadece izinliyken yapıyor da çok kilo almıyorum:)))
Yatmadan önce 1 elma yedim bir de.

Şimdi şöyle dönüp menüye baktığımda zararlı şeyler yemişim bugün. Ama az yedim, yavaş yedim. Neyse hatalarımı görüp düzeltmek için yazıyorum ya zaten. 
Hadi bakalım, devam:)

Kocan Kadar Konuş Diriliş

YAZAR : Cuma, Ocak 08, 2016
 
Merhabalar
Zayıflama olayına çok takıldığımdan bu filmi yazmayı biraz geciktirdim. Ama filmle ilgili yorumları yazmazsam çatlardım. Çatlamamı istemeyiz öyle değil mi? E o zaman yorumluyorum.
Şimdi öncelikle beğenmediğimi söylemek zorundayım. Yani ilk filme kıyasla yavan kalmış. Hani nasıl derler zorlama olmuş sanki. Acele edilmiş. Hissediliyor ki sonrasında yorumları okuduğumda zaten öyle olduğunu yani yazara apar topar yazdırıldığını okudum. 
Film asansör sahnesiyle başlıyor. Yani ilk filmin kaldığı yerden. Pardon aslında Efsun gelinlikle kendini bir odaya kapatmış ağlıyor. Film oradan başlıyor. Sonrasında o aşamaya nasıl gelinmiş anlatılıyor. Konusunu çok anlatmayayım. Ama bildiğiniz gibi Efsun'la Sinan evleniyorlar ve bu süreçte yaşanan komik olaylar. Ailelerin araya girmesiyle zaten şaşkın olan Efsun daha da şaşkınlaşıyor:))))

 
Hümeyra huysuz bir babaanne. Büyük kayınvalide yani. Ama Efsun'a çok kötü davranıyor ve kimse de buna ses çıkarmıyor. Üzüldüm Efsun'a. "30 yaşında evde kalmışsın, yer elması vb...." sürekli öyle şeyler söylüyor yazık kıza.
Bu arada Şebnem Burcuoğlu'nu merak ettim. İlk filmde Sinan'ın eski sevgilisi Selin'i oynamış mesela. Bekarmış mesela. Yani bir Sinan'ı yokmuş:((((( Türkiye salsa şampiyonuymuş.Doğum fotoğrafları çekiyormuş. Yazar bildiğiniz gibi. Reklam filmlerinde de oynamış. Sonuç olarak çok yönlü , eğitimli ama kendisinin de dediği gibi %100 Türk Kızı. Yani senin benim gibi. Efsun karakterini yaratmış bu yüzden. 
Film gene de eğlenceliydi. İlk filme göre beğenmedim ama fena değildi yani sıkılmadım. İzlenebilir .
Sevgilerimle.......


Soğan Suyu İle Zayıflama

YAZAR : Perşembe, Ocak 07, 2016
soğan suyu ile zayıflama ile ilgili görsel sonucu 
Sanırım evren bana bir şey söylemek istiyor. Heryerde soğan suyu ile zayıflamaya dair yazılar çıkıyor karşıma. Ya da algıda seçicilik diyelim. Her neyse işe yarasında.
İbrahim Saraçoğlu'nun Soğan Kürü Tarifi:
1 adet soğanı 7-8 parçaya bölüp 2 bardak kaynamış suyun içine atın. 5 dakika daha kaynatıp 15 dakika dinlendirin. Sabah ve akşam yemeklerden önce bir bardak için.
Her gün taze olarak içilmeli ve beklemiş soğan suyu içikmemeli. Ayrıca 7-15 günlük kürler halinde yapılmalı. Sürekli yapılmamalıdır.
Soğan suyu vücuttaki ödemi arttırıp, bağırsakların çalışmasını düzenlediği ve metabolizmayı hızlandırdığı için zayıflamaya yardımcı oluyor. Ama soğan suyunun adet düzensizliklerine, rahimde oluşan kisleri iyileştirmeye ve soğuk algınlığına da iyi geldiği biliniyor. 
Bazı yerlerde haftada 5 kiloya kadar zayıflattığı söyleniyor ama ben kadınlar kulübünde yapanların yorumlarında 1 haftada 2 kilo veren biri dışında 5 kilo vereni okumadım. 2 de iyi ama ne dersiniz?
Ayrıca depresyon, yorgunluk ve uykusuzluğa da iyi geliyormuş. 
Ben bu sabah yaptım. Kokuyor ama beni çok rahatsız etmedi. Soğan sevmeyenler içmekte zorlanabilir. 

Blogger tarafından desteklenmektedir.