Saçım Güzelse Güzelim

YAZAR : Cuma, Şubat 20, 2015


"Kendimi saçım güzel olunca güzel hissederim" diye reklam sloganı vardı Cindy Crawford oynuyordu. Çok gençler hatırlamazlar ama çok güzeldi o reklam filminde Cindy. Çok doğru bir slogan "Kendimi saçım güzel olduğunda güzel hissederim, tam anlamıyla güzel". Gerçekten de saçlarımız güzel olmayınca kendimizi kötü hissederiz. 
Benim saçlarım hep gür olmuştur, çabuk uzar, kolay şekil alır. Şanslıyım yani saç konusunda. Genetiğim iyiymiş:) Şahsen kendilerinden hiç şikayetim yok. Onlara o kadar kötü davranmama rağmen.Gençlik yıllarımda bir keresinde bir günde tam 7 kez boyatmıştım , istediğim rengi bulana kadar. Kulakları çınlasın bir kuaförüm vardı "koyult" dedikçe "sana açık renk yakışıyor,ben böyle seviyorum" demişti de kıyameti kopartmıştım "ben sevmiyorum sanane be adam kocam mısın? sevgilim misin? ne diyorsam onu yap" diye ciyaklamıştım. Aslında adamı mahkemeye versem kesin kazanırmışım. O gün tüm saç diplerimi tek tek hissetmiştim. Yani kafamda kaç tane saç teli olduğunu söyleyecek durumdaydım. O derece yani:) Siz tahmin edin artık. 
Benim saç maceralarım bitmez. Bir gün saçlarım sarıyken radikal bir karar verip simsiyah boyatmıştım. Ertesi sabah uyanıp aynaya baktığımda kendimi tanıyamamıştım. Yolda gören arkadaşlarımda tanıyamıyorlardı. Saç insanı çok değiştiriyor şekerim.
Hatta üniversite yıllığıma yakın arkadaşım Meltem "kel kalacaksın diye senden çok ben endişeleniyorum, rahat bırak artık şu saçlarını" diye yazmıştı:)
Amma artık yaş kemale erdikten sonra saç tellerimde incelmeye ve kırılmaya başladı artık. Uçları çatal çatal oldu. Eski parlaklığı kalmadı. Bunun üzerine son dönem moda olan Argan Yağı serumlarından kullandım ama öyle aman aman bir fark hissetmedim. Sonra ısırganlı-sarımsaklı falan şampuanlar, nem maskeleri falan kullandım. Ama en son aldığım Redist Keratinli saç serumu kadar beni hiç bir şey mutlu etmedi. Sıvı keratin varmış içinde. Daha yeni kullanmaya başladım ama farkı hemen farkettim. Kutunun üzerinde "yıpranmış saçları hızla onarır" yazıyor. "Boyanın rengini korunmasını, saç tellerini kırık oluşumuna karşı korunmasını sağlar ve hızla onarır" diyor kısaca. Hepimizin istediği şeyler öyle değil mi? Sonuç olarak ben 3-5 kullanım sonucunda değişimi farkettim. Memnun kaldım. Tavsiye ederim. Ben kuaför marketlerden aldım 10 TL'ye ama internette hepsiburada.com da 19.90 TL . Tam iki katı yani. Kuaför marketlere bakma şansınız varsa oradan almak mantıklı yani.

Şimdilik Ölümüne Kadar Hayattasın

YAZAR : Salı, Şubat 17, 2015
  * Özgecan'ın katledilmesi üzerine Beren Saat başta olmak üzere ünlüler kendi uğradıkları tacizleri anlatmaya başladılar. Belki de artık kadınlar konuşmalı. Tacize uğradıkları için kendilerini suçlayıp sessiz kalmamalı. Hangi kadın tacize uğramamıştır, var mıdır böyle bir kadın. Ben hiç sanmıyorum. Şiddet görmemiş kadın vardır da taciz görmemiş yoktur. Ne acı?* "Grinin 50 Tonu" filmine gittim pazar günü. Son günlerde ki olaylar sebebiyle sanırım filmden çok üzgün olarak çıktım. Kadın vücudunun oyuncak gibi, obje gibi , sahiplenilecek bir mal gibi görülmesinden başka bir şey düşünemedim film boyunca. Hatta neden gittim diye kızdım kendime. Niye para kazandırdım. Ama yorum yapabilmek için görmem gerekiyordu. Kadının aşağılandığını düşündüm. Üzüntüme üzüntü ekledim:(((Kadınlar neden kendilerine bunun yapılmasına izin veriyorlar?
*Beren Saat'i okumadıysanız buradan paylaşmak istiyorum. Çok doğru ve çok güzel yazmış.
"Uyku tutmaz bu gece, gözler dolar taşar boşalır… Yine yürüsek Taksim’e ne değişecek??... Kadın her geçen yıl daha değersiz bu ülkede… Biliyorum daha da sertleşecek her şey… Yine hafifletme, yine kadında suç arama, yine bulunur bir bahane… Yine aşağılanma… Yine mide bulantısı…Kadın olmak zor, güzel bir kız olmak çok zordur ülkemde… Bugün o güzel yüze baktıkça neler geçiyor aklımdan: İlkokulda etek açmayı oyun yapan sınıf arkadaşlarımın hedefi olmak, okul eteğiyle eve yürürken yediğim onca laf, dersane dönüşü karanlıkta hızlanan adımlarım, göğsüme bastırdığım kitaplarım, taksilerin arkayı izlemek için ayarlanan aynaları, çıkma teklifini kabul etmediğim için canımı acıtan okul arkadaşlarım, ev telefonundan yapılan sapık konuşmalar, peşimden apartmana girip 15 yaşındaki bana ereksiyon halindeki cinsel organının gösteren o çocuğun yüzü, ellerim titreyerek eve kaçışım ve bunu kimseye anlatmayışım, kıçımı hem de bir kanal gecesinde elleyen sarhoş bir kanal yöneticisiyle tartışmam, sevgilisi olmamayı gururuna yediremeyen partnerler, arkadaşımın evinde tuvalete zorla dalıp dudaklarıma yapışan bir oyuncuyu itişim, mesleğim yüzünden yaftalanışım, aylarca peşimden koşan birini sanki ben sevgilisinden ayırmışım gibi tam sayfa haber yapışları, gizlice çakallıkla servis edilen göğüslerimin silüeti davası mavası, bilir kişi raporu lehime çıkınca geri çekilen davaya kocası araya girdi haberi, daha bugün fermuarım açık kalmış haberleri, aman ne önemli!!! Kadına, bedenine, seçimlerine, haklarına saygı göstermeyen kafalar! Rağmen çok sanslıymışım diyorum artık, hep teğet geçmişim. Tecavüz, bıçaklanma, kesilip bavula tıkıştırılma, otobüs durağına komada bırakılma, yakılma yaşamadım. İnsanlık suçlarına göz yummak suçtur!!! Bir gün hesap sorulur!!! Cinsiyet ayırmaksınız her vatandaşın canını haklarını korumak görevinizdir!!! Dilerim son gününü hiç hatırlama Özgecan hayallerinle huzur içinde uyu."

ÖZGECAN

YAZAR : Pazartesi, Şubat 16, 2015
   Haberi ilk duyduğumda çocuklarımla akşam yemeğindeydik. İlk düşündüğüm şey çocuklarımın olayı duymamasıydı. Korumak istedim onları Türkiye'nin yada dünyanın çok acımasız bir yer olduğu gerçeğinden. Sesini kıstım televizyonun ama beynimde haber tekrar tekrar yankılanıyordu.
   Sonrasında aklımın bir köşesinde sürekli Özgecan'ı düşündüm. Kendisine yapılanlar esnasında bilincinin yerinde olmamış olmasını diledim. Bayılmış, sonrasında da hiç acı duymadan melek olup gitmiş olmasını istedim. Sanki o zaman daha kabul edebilirdim. Bir yerde okudum "Bağırmış mıdır acaba? Anne diye yardım istemiş midir? Bir an önce bitsin Allahım diye yalvarmış mıdır? Canı çok acımış mıdır?" bu ve bunun gibi bir sürü soru benim de kafamın içinde dönüp durdu.

   Ben çocuklarımı haberinden korumaya çalışırken zavallı annesinin neler hissettiğini düşündüm. Allahım çok büyük sabır versin ailesine. Bundan sonra insanların kızlarını tek başına biryerlere göndermekten daha çok çekineceklerini düşündüm. Hatta belki bazıları başka bir şehir bile yazdırmayacak kızlarına üniversite sınavında. Anneler kızları eve azcık geç kalsalar aşırı tedirgin olacaklar. Kızlar dolmuşlara, taksilere, otobüslere binmeye korkacaklar daha fazla.Bu korkuyu yaşamayanımız yoktur ya zaten. Artacak iyice.
   Sosyal medyada okumuşsunuzdur diye düşünüyorum İngiliz Yargıcı. Gece yarısı parktan geçen bir kızı taciz eden bir adama 7 yıl 7 gün hapis cezası verince gazeteciler sormuşlar "Adam kıza elini bile sürmemiş taciz suçu için bu ceza çok değil mi?" Yargıç"Kızı korkutmanın cezası 7 gün . 7 yıl İngiliz Kızlarının gece yarısı sokakta dolaşma özgürlüklerine saldırmanın cezası" demiş.
   Bizde de olmalı caydırıcı cezalar. İdam cezası da olmalı. Katilin ifadesini okudum , hiç yakalanmayacağını düşünmüş. Ceza almayacağını düşünmüş. Onun için cesaret edebilmiş. Olmalı ki kimse cesaret edemesin bir daha. 


Çi, Konuşanlar Kulübü ve Callanetics

YAZAR : Perşembe, Şubat 05, 2015
Selamlar
*Çi kitabını da okudum. Sonra sanırım herkeste olan bir merakla yazarını merak edip nette araştırdım. Katıldığı bir programda izledim. Kitabında yazdığı şeyler , anlattıkları çok ilgimi çekti. Çi'yi sonraki postlarda anlatacağım. Burada azıcık anlatmakla büyük haksızlık etmiş olurum. Pi'yi sabırsızlıkla bekliyorum. Ben kişisel gelişim ya da psikoloji kitaplarının "şunu şöyle yapmalısınız, bunu tabii böyle yapıyorsunuz yanlış yapıyorsunuz" tarzı çekişir gibi yazmalarından çok hoşlanmıyorum. Pek kimsenin de hoşlandığını sanmıyorum. Biraz ukala bir tarz olarak algılıyorum. Ama Azra Kohen'in bu kitap serisinde mesajlar cümlelerin içine saklanmış. Rahatsız etmeden öğretiyor. Öğrendiğini bile sonradan fark ediyorsun ki en güzel öğrenme şekli eğlenerek, fark etmeden öğrenme bence.

*Azra Kohen'i araştırırken katıldığı bir programı izlediğimi söyledim ya. İşte o program Yaşam Atölyesi - Konuşanlar Kulübü programı. Programı Aret Vartanyan ve Çiğdem Şen birlikte sunuyorlar ve bazen konuk alıyorlar bazen de sadece kendileri izleyicilerin sorularını cevaplıyorlar. Yani düm düz anlatmak yerine arayan izleyicilerin yaşantılarında ki sorunlara cevap vermeye çalışarak program yapıyorlar ki bu çok daha akıcı oluyor. Programın başında "ekranların ilk kişisel gelişim programı" diyor. Günlerdir bu programın neredeyse tüm bölümlerini izledim youtube'dan. Bulaşık yıkarken, yemek yaparken hatta spor yaparken bile izliyorum, dinliyorum. Bağımlılık yaptı:)

*Kiev'deyken her gün "Callanetics 10 günde 10 yaş genç görünün" egzersiz programını yapacağıma söz vermiştim kendime. Uyumaktan ve keyif yapmaktan ve gezmekten(çoook güzeldi) fırsat buldukça yaptım. Aslında fırsat yarattım da diyebilirim. 16 gün hergün yapamasam da 11 gün yaptım. Sadece 4 gün atladım. Ve 10 yaş genç görünmesem de değişimi hissediyor olmak beni çok motive etti. Daha çok yapmak istiyorum şimdi. Kadınlar Kulubü'nde Callanetics Egzersizleri'ni yapanların yorumlarını okudum. 21 günde harika sonuçlar elde etmiş insanlar. Öncesi-sonrası resimleri koymuşlar ve gerçekten çok işe  yaramış. Ben malesef öncesinin fotoğrafını çekmemiştim:( Ama kıyafetlerim bana söylüyorlar ne kadar inceldiğimi. Haaa bu arada 1 kg bile zayıflamadan 2 beden incelebiliyormuşsunuz. Ama bir de diyet yaparsanız ballı kaymak:) Zaten video da diyor ki "estetik ameliyata gerek yok bu hareketlerle estetik ameliyat yaptırmış gibi oluyorsunuz".
 Google Görsellerden Alıntıdır. Öncesi-Sonrası, İnanılmaz değil mi?
Bu arada isteyen arkadaşlarım yazının altına mail adresini bırakırlarsa onlara videoyu gönderebilirim. Sonuçta herkes yapsın, herkes incelsin öyle değil mi? Biz kimiz Kadınıııııız........

Kiev Günlükleri son ya da sondan bir önceki yazı

YAZAR : Çarşamba, Şubat 04, 2015
Merhabalar
 
Pazar günü Kiev Sirki'ne gittik. Gitmeden önce her hafta olan bir sirk gösterisine yer bulamama ihtimalini düşünmemiştik. Sonuçta hafta içi ve hafta sonu gösteriler var. Niye bizim gittiğimiz güne gitmeye karar vermiş ki herkes. Gerçi eşim burada ki gösterilerin dönem dönem değiştiğini ve buranın halkının gösterileri sevdiğini  söyledi. Yani insanlar takip ediyorlar ve gösteri değişince gidip izliyorlar. 

Çocuklarıyla gelmişler aynı Türkiye'de ki gibi aileler. Aynı "fırıldak bayramda satılır" atasözümüze uygun bir sürü seyyar satıcı(özellikle ışıklı oyuncaklar), girişte pony atlarla çocukları gezdirmeler(parayla tabiii). Dünyanın her yerinde aynı sanırım.
 
 Yalnız burada farklı olarak sirk olayı daha profesyonel. Aslında bir kaç seyyar sirk dışında sirk görmüşlüğüm yok ama (yani bu konuda otorite falan sayılmam tabiki) kişisel görüşüm profesyonel oldukları yönünde. Sonuçta sadece bu amaçla bir gösteri  binası var ve her yönden rahatça görülebiliyor.
 
Sirkin kendi orkestrası bile var. Danslar, müzikler hepsi çok başarılıydı.
 
Burası da meşhur Golden Gate(Altın Kapı). Eski dönemlerde şehirlere giriş kapıları yapılırmış. Türkiye'de de çok. Bunlarda kapılardan birini restore etmişler. Neresi altın anlamadım ama!
 
Buraya gelinle damat geldi biz oradayken. Fotoğraf çekimi için tercih edilen bir yermiş burası. Keşke bizi de düğüne çağırsalardı çünkü ben çok merak ediyorum burada düğünler nasıl. Bir yeri gidip görmek biraz daha yüzeysel bana göre, halkın nasıl yaşadığı, kültürü, düğünleri, eğlenceleri nasıl? bunları merak ediyorum ben.
 
Bu da bir "Maydaaan" burada öyle diyorlar. Bilmemne Maydaaaan:) Soğuk olduğunu söylemiş miydim?:)))
Bu müzenin bahçesinde bir gariban ağaç ama birileri onu dilek ağacı ilan etmiş. Aynı bu insanoğlu aynıyız her yerde:) Ezgi bunun ne olduğunu sordu. Dilek Ağacı dedim .Ben de dilek tutmak istiyorum dedi. Ben de tut dedim. Ama o ağaca bağlı kurdeleleri göstererek "dilekliğim yok ki bana dileklik ver" dedi. Çok güldük yaratıcı bir kelime dileklik:)
 
Müzenin bahçesinde kardinal ya da en yüksek din görevlisini evi. Ev değil şato şato:) Halen yaşayan birileri var mı bilmiyorum ama "dünyada mekan ahirette iman" diyorum:)))


MüzeAlanı ve Binalar

Müzenin bahçesine girmek 10 grivna binaların içlerini gezmek 80 grivna.


Cuma günü dönüyoruz artık. Türkiye'yi özledim. 16 gün kalmış olacağız. En çok simit özledim. Bol bol yeşillik özledim. Burada taneyle alıyorsun yeşillikleri ve simit hiç yok. Kurutulmuş balıklar var her yerde. Biberler var ya yapma gibi. Nasıl anlatayım yeme de yanında yat:) Bir tür sanat eseri.Gerçek değiller sanki:))
Sokak satıcıları çok fazla. Genelde yaşlı teyzeler. Nedense yşlı kadınların böyle çalışmaları içimi burktu. Metroda iki yaşlı teyze şarkı söylüyorlardı. Çalışmak ayıp değil tabi ki ama o yaşta halen çalışmak zorunda olmak içimi burktu.
Kiev Günlükleri sanırım son yazım bu. Buradayken başka şeylerde yaptık bundan sonrada onlardan bahsedeceğim. 
Blogger tarafından desteklenmektedir.