Birey Olabilmek


Geçen gün Kızılay'da dolaşırken bir cafe de kahve içmeye karar verdim. Ama cafe çok dolu olduğundan bahçede ki masalardan birinde tek başına oturan 70'li yaşlarda çok hoş ve bakımlı bir bayanın yanına oturdum. Bir süre sonra sohbet etmeye başladık. Bilirsiniz insanlar yaşlandıkça daha çok konuşmayı sevmeye başlıyorlar. Pek tanımadığım insanlara mesleğimi söylememeyi tercih etsem de bu hanımefendi(adına Ayşe diyelim) sorduğunda psikolojik danışman olduğumu söyledim. Genelde insanlar doktor görünce "benim şuram ağrıyor" diye başlarlar ya bana da mesleğimi söylediğimde sorunlarını anlatmak istiyorlar. Aslında seviyorum insanları dinlemeyi. Eğer faydam da oluyorsa ne mutlu bana.
Gelelim bu tatlı hanımefendinin "çok dertliyim" dediği konuya. Oğlu Türkiye'nin en iyi üniversitelerinden birinde mühendislik okumuş. Sonra Amerika'da master yapmış ve Türkiye'ye dönüp çalışmaya başlamış.Sonrasında oğullarını evlendirmeyi düşünmeye başlamışlar. Oğlan başka bir şehir de yaşıyormuş ve bu tatlı hanım arada sırada gidip çamaşırlarını yıkar, evine çeki düzen verirmiş. Şehirlerarası bir otobüste seyahat ederken yanına bir bayan oturmuş ve sohbeti bayaa derinleştirmişler ve birbirlerinin telefonlarını almışlar. Sonrasında da bir kaç kez görüşümüşler ve bu hanım Ayşe Hanım'ın  oğluna kız bulmuş. Neyse oğlanla kız buluşmuşlar ama oğlan bu konuyla ilgili hiçbir yorum yapmamış annesine. Ama oğlan Ankara'ya çok sık gelmeye başlamış. Aradan bir süre geçtikten sonra Ayşe hanımın oğlu Ankara'ya bir düğüne gelmiş ve dönünce annesine kızın ailesinin de tesadüfen o düğünde olduğunu ,kendisini çok beğendiklerini ve nişan yapmak istediklerini söylemiş.Ayşe Hanım şok olmuş tabi ama bu arada unuttum Ayşe Hanım kızı hiç beğenmediğini, oğluna yakıştıramadığını söylemiş daha ilk görüşmelerinde o da görmüş. Neyse efendim Ayşe Hanım yine şiddetle karşı çıkmış.Aradan bir ay geçtikten sonra oğlu aramış, sabah erken bir saatte "anne bu sabah beni uyandırmana gerek yok, ben erken uyandım" demiş. (Burada ki tuhaflığı fark ettiniz mi? Kaç yaşında çocuk ve işe gitmesi için annesi her sabah uyandırıyor). Sonra Ayşe Hanım'ın içine kurt düşmüş ve iş yerinden aramış oğlunu. İzinli olduğunu bugün nikahı olduğunu söylemiş iş arkadaşları. Yani o kızla evleniyormuş çocuk ve annesine söylemiyor. Dört yıldır evliler ama Ayşe Hanım geliniyle neredeyse hiç konuşmuyormuş. İlk zamanlar evine bile almıyormuş ama eşi vefat ettikten sonra bayramlarda, tatillerde gelmeye başlamışlar. Çocukları olmamış.
Bunları anlattıktan sonra bana "ne yapmamı önerirsiniz?" dedi. 
Öncelikle oğlunun büyümesine izin vermediğini , bağımlı kişilikte bir çocuk yetiştirdiğini, annesinden sonra başka bir kadına yani eşine de aynı şekilde bağımlı bir adam olduğunu söylemek istedim ama yapamadım. Ama şu an öyle yapan annelere söylüyorum. Ayşe Hanım'a sadece affetmesini söyledim. Affederek onlara değil kendisine iyilik yapacağını anlattım.Bu arada oğlan hala akşamları dışarı çıktığında annesini arayarak kaçta döneceğini söylüyormuş.30'lu yaşlarda bir adam, evli ve başka bir şehirde ama annesine her dakikasının raporunu veriyor da evlendiğini ya da evlenmek istediğini söyleyemiyor. Bir süre konuştuk . Rahatlamış görünüyordu Ayşe Hanım. "Nasıl affedeceğim yapamam" dedi ama deneyeceğini söyledi. Umarım başarabilir.
Ama benim asıl dikkatimi çeken büyümesine izin verilmeyen çocuklar. Bazen yabancı filmlerde görüyoruz hiç bilmedikleri bir ülkeye gidip orada bir hayat kurabiliyor insanlar ama biz yapamıyoruz. Aile bağları kopsun demiyorum tabi ki sadece her insan birey olabilmeli diyorum. Özellikle bizim toplumumuzda anne ile  erkek çocuk arasında ki bu sağlıklı olmayan bağ gelin-kaynana çatışmalarını doğuruyor. Anneler çocukları için kendilerinden vazgeçiyorlar. Sonrasında da bu fedakarlıkları için bedel istiyorlar çocuklarından.
Her zaman savunduğum gibi önce anneler eğitilmeli, bilinçlendirilmeli ki nesiller değişebilsin. Çünkü annelik adı altında onlara dayatılan rolden annelerde mutlu değil, çocuklarda. Gittikçe bu durumun değişeceğine inanıyorum. Sağlıklı bireyler, sağlıklı ilişkiler kurabileceğiz.
Çocuklarınızın birey olmasına izin verin lütfen anneler. Her düştüklerinde kaldırmayın ki kendi kalkmayı öğrensin. Her başı sıkıştığında koşmayın ki çözümler üretmeyi öğrensin. Çünkü hayat böyle. Her zaman yanında olup onu koruyamazsınız. Koruduğunuzda da ona iyilik yapmış olmuyorsunuz. İnsan kendi çabalamadan hiç bir şey öğrenemiyor. Ya da çabalamadan elde ettiği şeylerin değerini bilmiyor.



12 yorum:

  1. Çok var böyle örnekler ama ben hala her okuduğumda şok olmaktan sıkılmadım.
    Anneler olarak bir birey yetiştirdiğimizin farkında olmamız gerektiğini düşünüyorum.
    Karikatürlere ayrıca bittim , en sondaki her zaman favorim olmuştur :))

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Karikatürler aslında çok doğru Damla gülüyoruz ağlanacak halimize.

      Sil
  2. GERÇEKTEN BIRAKMALIYIZ ...ÇOK HAKLISINIZ BENDE UYGULAYABİLSEM KENDİM DİNLENECEĞİM İLK ÖNCE:)KENDİ İŞLERİNİ KENDİLERİ YAPABİLSİNLER YAPAMAYAN YAPTIRSIN...İNŞALLAH DİNLENECEĞİM...SEVGİLERİMLE

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Herkes daha mutlu olacak emin olun Mutluluklar Sokağı.

      Sil
  3. Anneler, erkek çocuklarına yalnızca anne olmaktan fazlasını yapmaya çalışıyor. O erkek evladı geçmişinde kendisine istediği gibi davranmayan sevgili, eş, dost, kardeş, akraba, tanıdık erkeklerin yerine koyuyor ve ona hükmediyor adeta. Çok şey vermeye çalışıyor ve verdiğini, böylelikle iyilik ettiğini sanıyor; karşılığında da oğlunun tüm yaşamı boyunca ona minnet duymasını ve her istediğini yapmasını bekliyor. Hep söylüyorum. Erkeklerinden bu denli şikayetçi olunan bir toplumda bu sorunun kaynağı annedir. Anneler eğitilmeli. Evlatlarının, oğullarının kendi geçmişleriyle ya da yaşamlarıyla özdeşleşecek, eksikleri tamamlayacak, mutluluk saçacak bir varlık olmadığını; bir insan bir birey olduğunu öğrenmeleri gerek.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sende benim düşünmediğim ama çok doğru bir açıdan yaklaşmışsın Kalemderi. Kesinlikle çok doğru kadın yarım kalmışlıklarını oğluyla tamamlamaya çalışıyor. Ona kötülük yaptığının bilincinde olmadan.

      Sil
  4. Zaten ülkede çok yetişmiyor, büyüyor sadece. Bizzat yaşadığım bir olay yurtdışındaki aile ve bizdeki ailelerin bakış açısını çok güzel anlatmıştı bana: Amerika'da yaşamış, orada evlenmiş, sonra Türkiye'ye geri dönen benden yaşça büyük bir arkadaşım var. Çocuğu 1.5- 2 yaşlarındaydı o zaman. Biz o abinin de bulunduğu bir topluluk dışarı oturuyorduk. Çocuğu da bizim oturduğumuz yere tırmanmaya çalışıyor, sürekli düşüyordu çimlere. ''Lan ne dallama herif, çocukla hiç ilgilenmiyor'' diye düşünüp çocuğu tutup oturduğumuz yere kaldırdım. ''Aferin, bugün olmasa bile bir gün buraya tırmanacaktı, elinden o zaferini aldın'' demişti. ''Hiç onu düşünemedim, özür dilerim'' dedim, başka da bir şey diyemedim. Biz bunu çocuklarımıza hep yapıyoruz işte. Sonrada özgüvensiz yetişen, sürekli yardım bekleyen birileri oluyoruz. Tabii bunda sürekli korkutulmanın vs. de etkisi var, hatta sürekli bir şeylerin ezberletilmesinin vs. Bi' de yıkılan özgüvenlere ters orantılı tavan yapan egolar yetişiyor :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. çok yetişmiyor yazmışım, çocuk yetişmiyor olacaktı :)

      Sil
    2. Süper bir tanım Berkay "yıkılan özgüvenlere ters orantılı tavan yapan egolar" . İçi boş şişirilmiş egolar ama küçük bir darbede unufak olabilecek.

      Sil
  5. Harika bir yazı, okurken mest oldum. Ben bir bayan olarak bir annenin erkek evladına olan ayrımcılığını hiçbir zaman anlamadım anlayamayacağım da.....
    Sevgiler,

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkürler yüreğimin iklimi:) Benimde bir oğlum bir kızım var ve ben de erkek evladına ayrımcılığı anlayamıyorum.

      Sil
  6. oğlan annesi olerek sizi kınadımmmmm demeyeceğim tabii:) bir kayınvalide mağduru oğlan annesi olarak o işlerin dinamikleri o kadar farklı o kadar değişik o kadar bambaşka ki insan her seferinde AAAAA deyip şaşırıyor.

    YanıtlaSil

Blogger tarafından desteklenmektedir.